YÖK Kanunu’nun 36. maddesine göre “kısmi zamanlı” doçentler ve profesörler “belirli koşullar altında” memuriyetin yanı sıra serbest meslek de icra edebiliyorlar(dı). Diğer taraftan Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesi doçentlik ve profesörlüğü avukatlıkla bağdaşan iş olarak kabul ediyor. Bu iki kanun hükmü karşısında yardımcı doçentler avukatlık yapamazlar.
Ancak, 26 Ağustos’da bir KHK yayınlandı. Bu KHK ile, başkaca şeylerin yanı sıra, YÖK Kanunu’nun 36. maddesine bir ek geldi:
“Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir….”
Bu hükmü hukukçu doçentler ve profesörler bakımından onların kısmi ya da tam zamanlı olup olmadığına bakmaksızın mesai sonrası avukatlık yapabilecekleri şeklinde okumak mümkün.
Ya hukukçu yardımcı doçentler? Bu hükümden hareketle yardımcı doçentlerin avukat sıfatıyla serbest mesleklerini icra edebileceklerini söylemek yorumun sınırlarını zorlamak olur. Ancak onların da mesai sonrasında danışmanlık anlamında serbest meslek icra edebilecekleri hükümden açık olarak anlaşılıyor. Bu da yardımcı doçentlerin, avukat sıfatıyla imza atmak dışında, “fiilen” avukatlık yapabilecekleri gerçeğini önümüze çıkarıyor.
Öyleyse ne yapmalı? Bence yapılması gereken Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesini “hukuk alanında öğretim üyeliği” olarak değiştirmek. Böylelikle YÖK Kanunu ile Avukatlık Kanunu arasındaki çelişki önlenip; her iki kanun hükümlerinin gerek işlevleri ve gerekse amaçları bakımından uyumlu hale gelmeleri sağlanır.