Son dönemde bazı belediyelerin, özellikle avukatlar başta olmak üzere home-office çalışan kişiler hakkında cezalı emlak vergisi tarhiyatı yapmaya başladıkları görülüyor. Uygulamada bu işlemlerin çoğu zaman, ilgili adresin vergi dairesi kayıtlarında işyeri olarak görünmesine dayandırıldığı anlaşılıyor.
Bu gelişme, yakın dönemde çok sayıda uyuşmazlık ve dava doğurabilecek niteliktedir. Çünkü mesele, ilk bakışta yalnızca teknik bir sınıflandırma sorunu gibi görünse de, gerçekte vergi hukukunun daha temel bazı alanlarına temas etmektedir. Vergide kanunilik ilkesi, vergi normlarının yorumu, gerçek mahiyet ilkesi, ispat rejimi ve taşınmazın hukuki niteliğinin tespiti, bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır.
Bu nedenle konuya doğru yerden başlamak gerekir. Sorun, basitçe evde çalışılıp çalışılmadığı sorunu değildir. Asıl mesele, konutta yürütülen faaliyetin, o taşınmazın vergisel niteliğini değiştirip değiştirmediğidir.
Bugün çok sayıda mesleki faaliyet, ayrı bir işyerine gerek duyulmadan da sürdürülebilmektedir. Özellikle serbest meslekler bakımından bu durum artık istisnai değildir. Bu nedenle yalnızca bir konut içinde gelir getirici bir faaliyetin yürütülmesi, tek başına olağan dışı bir hukuki sonuç doğurmaz. Home-office kullanım, çağdaş çalışma hayatının sıradanlaşan biçimlerinden biridir. Ne var ki uygulamada bazı belediyeler bu olguyu doğrudan taşınmazın işyerine dönüştüğü varsayımıyla değerlendirme eğilimindedir. Sorun da esasen burada ortaya çıkmaktadır.
Emlak vergisi bakımından belirleyici olan husus, yalnızca bir ekonomik faaliyetin varlığı değildir. Esas mesele, taşınmazın hangi kullanım kategorisi içinde yer aldığıdır. Bu noktada belediyelerin bazı uygulamalarında görülen temel problem, vergi dairesi kaydı ile taşınmazın maddi kullanım karakteri arasında otomatik bir özdeşlik kurulmasıdır. Adres vergi dairesi nezdinde işyeri olarak görünüyorsa, buradan hareketle taşınmazın artık mesken sayılamayacağı varsayılmaktadır. Oysa bu sonuç kendiliğinden çıkmaz. Vergi dairesi kaydı, her zaman maddi gerçeği göstermez. Başka bir anlatımla, kayıt bazen maddi gerçeğin değil, sistemin ihtiyaç duyduğu formalitenin ifadesidir. Bu nedenle vergi dairesi kaydı, en fazla bir emare değeri taşır. Tek başına kesin ve yeterli delil gibi kullanılamaz.
Home-office kullanımında asıl değerlendirme, taşınmazın gerçek kullanım karakteri üzerinden yapılmalıdır. Burada sorulması gereken soru, taşınmaz içinde herhangi bir çalışma faaliyeti bulunup bulunmadığı değildir. Sorulması gereken soru, bu faaliyetin taşınmazın baskın kullanım amacını değiştirip değiştirmediğidir. Eğer taşınmaz yaşam alanı olma işlevini sürdürüyorsa, aile veya bireysel hayatın merkezi olmaya devam ediyorsa, iç düzeni ve genel karakteri esasen konut mantığını koruyorsa, sırf orada mesleki faaliyetin de yürütülüyor olması mesken niteliğini ortadan kaldırmaz.
Buna karşılık, bazı durumlarda farklı bir sonuca ulaşmak gerekebilir. Eğer taşınmazın belirli bölümleri veya tamamı ayırt edilebilir biçimde mesleki faaliyete tahsis edilmişse, düzenli müvekkil, müşteri, danışan veya hasta kabulü varsa, iç düzeni konut karakterinden uzaklaşmışsa ve dışa dönük bir iş organizasyonu görünür hâle gelmişse, bu durumda artık mesken niteliğinin korunup korunmadığı daha ciddi biçimde tartışılabilir. Demek ki her home-office kullanım aynı değildir. Hukuki sonuç, soyut kategorilerden değil, somut olgudan çıkarılmalıdır.
Bu nedenle ilgili uyuşmazlıklarda doğru nitelendirme ve ispat meselesi özel önem taşır. İdare, bir taşınmazın artık mesken sayılamayacağını ileri sürüyorsa, bunu somut olgularla gösterebilmelidir. İspatlanması gereken husus, vergi dairesi kaydının mevcudiyeti değil; mesken niteliğini ortadan kaldıracak düzeyde bir kullanım değişikliğinin gerçekten meydana gelmiş olmasıdır.
Önümüzdeki dönemde özellikle serbest meslek erbabı bakımından bu meselenin daha görünür hâle gelmesini bekliyorum. Mevcut uygulama eğilimi sürerse, yalnız tarhiyatların değil, bunlara karşı açılacak davaların da artacağı açıktır. Bu davalarda temel tartışma ekseni büyük ölçüde aynı kalacaktır. Vergi dairesi kaydının delil değeri nedir? Home-office kullanım hangi noktada mesken niteliğini zedeler? Belediye daha ağır vergileme sonucunu hangi somut tespitlerle ortaya koymalıdır? Şekli kayda dayanılarak cezalı işlem kurulabilir mi? Bu sorulara verilecek cevaplar, yalnız mevcut uyuşmazlıkları değil, gelecekteki uygulamayı da biçimlendirecektir.
Not etmek isterim ki, bu yazıda özetlediğim meseleleri daha ayrıntılı ve sistematik biçimde ele alan bir akademik çalışmayı tamamladım ve yayımlanmak üzere bir mesleki dergiye gönderdim. Kısa süre içinde yayımlanmasını bekliyorum. Yayımlandığında künyesini bu yazıya ekleyeceğim.