YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasını izleyen günlerde üniversiteler ve fakülteler büyük tabloların küçük satırlarına dönüşüyor. Taban puanlar, tavan puanlar, başarı sıraları, geçen yıla göre değişimler… Birkaç gün boyunca bu rakamlar konuşuluyor; sonra da çoğu zaman bir sonraki tercih dönemine kadar bir kenara bırakılıyor.
Rakamların böyle bir kolaylığı var: Karmaşık bir tabloyu tek bakışta anlaşılır hâle getiriyorlar. Fakat aynı zamanda bazı şeyleri görünmez kılabiliyorlar. Çünkü bir fakülteye o yıl kimlerin geldiğini anlamak, yalnızca tablonun bir hücresine bakmaktan biraz daha fazlasını gerektiriyor. Bir sınıf, sonuçta, tek bir puandan veya tek bir başarı sırasından oluşmuyor. O sınıfta, belki de, öğrenci sayısı kadar ayrı tercih hikâyesi var. Kimi öğrencinin yıllardır gitmek istediği fakülteye ilk tercihinden girmesi, kiminin seçeneklerini tartıp Hacettepe Hukuk’u ikinci sıraya yazması, bir başka öğrencinin oldukça yüksek bir başarı sırasıyla aynı tercihte bulunması, istatistik tablosunun tek bir satırında kolaylıkla kaybolabiliyor.
Bu nedenle, fakültemizin tanıtım ekibinin hazırladığı 2025–2026 YKS yerleştirme sonuçları karşılaştırmasını ilgi çekici buldum. Çalışma, zaten kamuya açık olan yerleştirme verilerini tekrar etmek yerine, bir anlamda onların satır aralarını okumuş. Ve satır aralarına bakıldığında ortaya, kanaatimce, memnuniyet verici bir tablo çıkıyor.
Her şeyden önce Hacettepe Hukuk’a ilk tercihiyle yerleşen öğrencilerin oranı bir yılda %3,4’ten %6,7’ye yükselmiş. Oransal olarak bakıldığında neredeyse iki katına çıkan bir gruptan söz ediyoruz. Bu sayı bana önemli geliyor. Çünkü “bir fakülteye yerleşmek” ile “o fakülteye gelmek istemek” aynı şeyi anlatmıyor.
Tercih listesi biraz da öğrencinin zihnindeki üniversite haritasıdır. Aday, önündeki onlarca ihtimali sıralarken yalnızca puan hesabı yapmaz; şehir, eğitim ortamı, üniversitenin itibarı, mesleğe ilişkin beklentileri, kampüs, akademik kadro, mezunların bıraktığı iz ve ölçülmesi daha zor pek çok unsur o listenin içinde sessizce yerini alır. Bu sebeple bir fakültenin ilk sıralara daha fazla yazılmaya başlamasını salt teknik bir yerleştirme verisi olarak görmemek gerekir.
Nitekim tablo yalnızca ilk tercihler bakımından değişmiş değil. 2026 yılında Hacettepe Hukuk’a yerleşen öğrencilerin %53,8’i Fakültemizi ilk iki tercihinden biri olarak yazmış. Böylece sınıfın yarısından fazlası Hacettepe Hukuk’a tercih listesinin en üst iki basamağından gelmiş oluyor. İkinci tercihinden yerleşen öğrencilerin oranı da bir yıl içinde %41’den %47,1’e yükselmiş.
Fakat bence daha dikkat çekici gelişme, tercih önceliği ile öğrencilerin başarı sıraları birlikte okunduğunda görülüyor. 2025 yılında başarı sırası 2.200 ve daha iyi olan öğrenciler sınıfın %4,3’ünü oluştururken, 2026’da bu oran %16’ya yükselmiş. Yaklaşık %272’lik bir artış söz konusu. Başarı sırası 2.400 ve daha iyi olan öğrencilerin sınıftaki payı ise %24,8’den %41,2’ye çıkmış.
Başarı sırası ile tercih önceliğini üst üste koyduğumuzda resim biraz daha belirginleşiyor. Başarı sırası 2.200 ve daha iyi olup Hacettepe Hukuk’a ilk iki tercihinden biriyle yerleşen öğrenci sayısı yalnızca bir yılda 2’den 11’e çıkmış. Bu öğrencilerin sınıf içindeki payı yaklaşık %1,7’den %9,2’ye yükselmiş. Başarı sırası 2.400 ve daha iyi olup Fakültemize yine ilk iki tercihi içinden yerleşen öğrencilerin oranı da %12,8’den %24,4’e ulaşmış. 2.601–2.800 başarı sırası aralığında da benzer bir hareket görülüyor: Bu gruptaki öğrencilerin Hacettepe Hukuk’a ilk iki tercihinden biriyle yerleşme oranı %31,3’ten %55,6’ya çıkmış.
Bütün bunlar aynı yöne işaret ediyor gibi görünüyor: Hacettepe Hukuk, yüksek başarı sırasına sahip öğrenciler bakımından daha güçlü bir çekim alanı oluştururken, bu öğrencilerin tercih listelerinde de giderek yukarı çıkıyor.
Kanaatimce buradaki ikinci unsur en az birincisi kadar önemli.
Bir üniversitenin veya fakültenin itibarı yalnızca kapısından kimlerin girdiğiyle değil, insanların o kapıdan girmeyi ne ölçüde arzuladığıyla da ilgilidir. Nitelikli bir öğrenci kitlesine sahip olmak önemlidir; fakat o öğrencilerin başka seçenekleri varken sizi özellikle seçmesi bundan biraz farklı bir şey söyler. İlki bir yerleştirme sonucudur; ikincisi ise giderek kurumun çekim gücüne ilişkin bir işarete dönüşür.
Bu değerlendirmeyi dağılımın genel göstergelerinin de desteklediği görülmekte: Yerleşen öğrencilerin ortalama başarı sırası 2.536’dan 2.484’e, medyan başarı sırası ise 2.551’den 2.495’e ilerlemiş. Fakültemize en yüksek başarı sırasıyla yerleşen öğrencinin derecesi 1.348’den 1.268’e yükselmiş. Sınıfın en yüksek başarı sırasına sahip ilk dörtte birlik bölümünü ayıran sınır da 2.404’ten 2.284’e gelmiş. Bu son veri özellikle anlamlı. Çünkü ortalama bazen birkaç uç değerden etkilenebilir; tek bir öğrencinin derecesi de ancak tek bir öğrenciyi anlatır. Fakat sınıfın üst dörtte birlik bölümünü ayıran sınırın belirgin biçimde yukarı taşınması, değişimin birkaç kişiden ibaret olmadığını; sınıfın belirli bir bölümünün bütün olarak farklılaşmaya başladığını gösteriyor.
Burada küçük fakat önemli bir parantez açmak isterim. Üniversiteler arasındaki rekabetin giderek başarı sıraları üzerinden konuşulduğu bir ortamda, insanı rakama indirgemek kolay. Oysa bir öğrencinin YKS’deki sırası onun zekâsının, kişiliğinin, çalışkanlığının ve hele gelecekte nasıl bir hukukçu olacağının eksiksiz bir ölçüsü değildir. Başarı sırası, belirli bir anda ve belirli bir sınav sistemi içinde elde edilmiş önemli bir veri olabilir; bundan fazlasını ona yüklediğimiz anda istatistiği değere dönüştürmüş oluruz. Bu ayrım özellikle hukuk eğitimi bakımından önemli. Bir hukuk fakültesinin amacı, en yüksek puanlı öğrencileri bir araya getirip başarı sıralarını bir vitrin unsuru hâline getirmek olamaz. Daha yüksek akademik hazırlık düzeyine sahip öğrencilerin fakülteyi tercih etmesi elbette sevindiricidir. Ancak bunun asıl değeri, fakültenin önüne daha büyük bir imkânla birlikte daha ağır bir sorumluluk koymasında yatar. Çünkü hukuk eğitimi yalnızca kanun maddelerini, içtihatları veya hukuki teknikleri öğretmekten ibaret değildir. Hukukçu yetiştirmek aynı zamanda adalet duygusunu, hakkaniyeti, eleştirel düşünceyi, akademik dürüstlüğü, farklı görüşlere tahammülü ve kamusal sorumluluk bilincini beslemek demektir. İyi bir hukuk fakültesinin başarısı, kapısından giren öğrencinin başarı sırasından çok, birkaç yıl sonra o kapıdan nasıl bir hukukçu ve nasıl bir insan olarak çıktığıyla ölçülmelidir.
Belki bu nedenle, yüksek başarı sırasındaki öğrencilerin Hacettepe Hukuk’a daha fazla yönelmesini yalnızca bir “başarı” olarak değil, aynı zamanda kuruma yöneltilmiş bir güven olarak okumayı tercih ederim. Güven ise beraberinde ağır bir sorumluluk getirir.
Bir genç, önündeki seçenekler arasından Hacettepe Hukuk’u ilk veya ikinci sıraya yazıyorsa, Fakülteye yalnızca dört yıllık bir eğitim programı için gelmiyor. Hayatının önemli bir bölümünü, mesleki kimliğinin ilk biçimleneceği yılları ve geleceğe ilişkin beklentilerinin bir kısmını da bu kuruma emanet ediyor. Kurumun görevi bu güveni yalnızca iyi derslerle değil; adil, özgür, çoğulcu ve akademik bakımdan dürüst bir üniversite ortamıyla karşılayabilmek.
İstatistik bazen soğuk bir dildir. Sayıları yan yana dizer, artışları ve azalışları gösterir fakat onların arkasındaki insan hareketini anlatmaz. Oysa burada rakamların gerisinde gözümde canlanan başka bir görüntü var: Ankara’da veya Türkiye’nin başka bir yerinde bilgisayarının başında tercih listesini hazırlayan, önünde farklı hukuk fakülteleri ve başka güçlü programlar bulunan başarılı bir lise mezunu… Listenin satırlarını düşünüyor, siliyor, yeniden yazıyor ve Hacettepe Hukuk’u yukarılardan bir yere yerleştiriyor. Sonra başka bir öğrenci aynı şeyi yapıyor. Bir başkası da. Tek tek bakıldığında bunların her biri kişisel bir karar. Yüzlercesi yan yana geldiğinde ise artık kurumsal bir eğilim ortaya çıkıyor. Herhalde üniversitelerin itibarı da biraz böyle oluşuyor. Bir yılda ve tek bir kararla değil; öğrencilerin, mezunların, akademisyenlerin ve dışarıdan bakanların zihinlerinde zaman içinde biriken binlerce küçük kanaatin birbirine eklenmesiyle.
Böyle bir eğilimi yalnızca tanıtım çalışmalarına bağlamak kuşkusuz doğru olmaz. Bir hukuk fakültesinin tercih edilirliği yıllar içinde oluşan akademik birikiminden, eğitim anlayışından, öğrencileri ve mezunlarından, üniversitenin kurumsal kimliğinden ve görünür ya da görünmez pek çok başka unsurdan beslenir. Ancak bütün bu birikimin aday öğrenciye doğru biçimde anlatılması da önemlidir. Geçtiğimiz dönem boyunca bu konuda emek veren, aday öğrencilerle görüşen, Fakültemizi anlatan ve tanıtım çalışmalarına katkı sunan meslektaşlarımızın çabasını bu nedenle ayrıca anmak gerekir.
Elbette, rakamları gereğinden fazla anlamlandırmak da, onların anlattığını görmezden gelmek de doğru olmaz. Fakat mevcut veriler Hacettepe Hukuk bakımından sevindirici ve izlenmeye değer bir yönü işaret ediyor. Benim açımdan 2026 sonuçlarının en güzel tarafı da burada.
Mesele yalnızca Hacettepe Hukuk’a daha yüksek başarı sırasına sahip öğrencilerin gelmesi değil. Daha güzel olan, giderek daha fazla başarılı öğrencinin, önünde başka seçenekler de varken, Hacettepe Hukuk’a gelmek istemesi.
Asıl mesele ise bundan sonra başlıyor: Bu tercihin ifade ettiği güvene layık olmak.