İçeriğe geç →

Konaklama Vergisi

16 Ocak 2020 günü Ankara Barosu’nda gerçekleşen “Vergi Yasalarında Güncel Değişikliklerin Değerlendirilmesi Paneli”nde  “Konaklama Vergisi” hakkında yaptığım konuşmanın taslak metni aşağıda yer almaktadır. Ayrıca paneldeki konuşmamın video kaydını da aşağıda bulacaksınız. Panelin tamamını Baro’nun YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

Giriş

7 Aralık 2019 günü Resmi Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Kanun mevcut vergi kanunlarında pek çok değişiklik yapmasının yanı sıra vergi sistemimize bazı yeni vergiler de ekledi. Bunlardan ikisi Dijital Hizmet Vergisi ile Değerli Konut Vergisi. Bir üçüncüsü ise benim şimdi kısaca değineceğim Konaklama Vergisi.

7194 sayılı Kanun, 4. bölümünde yer alan 9. maddesi ile 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 2. kısmının 2. bölümünü “Konaklama Vergisi” olarak yeniden adlandırdı ve mülga 34. maddesini yeniden düzenleyerek adı geçen vergiyi ihdas etti. Bu vergi 1 Nisan 2020’de yürürlüğe girecek.

Konaklama vergisi turizm sektörü içinde yer almayan bizler için yeni bir vergi olabilir. Ancak, aslında, hem Dünya’da pek çok örneği olan hem de uzun süredir ülkemizin gündeminde olan bir vergi bu. Kaldı ki yalnız da değil. Konaklama vergisinin sistemimize girmesinden altı ay kadar önce, 15 Temmuz 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Hakkında Kanun’la, “Turizm Payı” adı altında bir yeni mali yüküm daha sistemimize girmişti. 1 Ekim 2019’da yürürlüğe giren turizm payını da konaklama vergisi ile birlikte kısaca ele almakta yarar görüyorum.

Vergi ve paya ilişkin düzenlemelere değinmeden önce dünyadaki konaklama vergisi örneklerine ve ülkemizdeki yasalaşma sürecine kısaca değinmek isterim.

Konaklama Vergisi – Genel Olarak

Belki konaklama vergisi demeden önce daha genel bir kavram olarak turizm ya da turist vergisi hakkında konuşmamız gerekir. Zira konaklama vergisi Dünya’da turist ya da turizm vergisi olarak adlandırılan bir verginin bir alt türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı kapsamda, adı şehir vergisi, otel vergisi, kültür vergisi, yatak vergisi olan benzer başka vergiler de bulunmakta.

Avrupa Tur Operatörleri Ticaret Birliği ETOA’nın derlediği bilgilere göre Avrupa Birliği Üyesi 28 ülkeden 19’unda turizm vergileri yürürlükte. Örneğin Avrupa’da en çok turist çeken üç ülke olan Fransa, İspanya ve İtalya’da durum şöyle görünüyor:

Fransa’da “Taxe de sejour” denen, adını dilimize “konaklama vergisi” ya da “ziyaret vergisi” diye çevirebileceğimiz bir vergi mevcut. Otel, turistik tesis yöneticileri tarafından müşterilerin konaklama bedellerinin kişi başına %1’i ile %5’si arasındaki bir oranda tahsil edilen ve belediyelere ödenen bir vergi bu. Bu vergi ile amaçlanan şehirlerin turizm nedeniyle oluşan masraflarını karşılamak, turistik hizmetlerin kalitesini artırmak, tesisleri ve kamuya açık alanları idame ettirmek, iyileştirmek.

İspanya’da Katalonya ve Balear Adalarında turizm vergileri (“Tasa Turistica”) uygulanmakta. Katalonya’da bu vergi konaklayanlara ek olarak Cruise gemileri ile gelen günübirlik turistlerden de alınırken, Balear Adalarında yerel idare vergiyi bir nevi çevre vergisi olarak yapılandırmış. Ülkenin her iki bölgesinde de uygulanan vergilerin ortak özelliği gelirlerinin sürdürülebilir turizm projelerine özgülenmiş olmaları. 2019 itibariyle İspanya’nın başkaca şehirlerinde de turizm vergilerinin konması gündemde imiş.

İtalya’ya gelince… İtalya turizm vergileri ile 2011’de tanışmış. Bugün itibariyle 1000’den fazla İtalyan şehrinde “Tassa / Imposta di Soggiorno” yani konaklama vergisi uygulanmakta. Bu şehirlerden Venedik ayrıca “günübirlik turist vergisi” (“contributo di sbarco”, yani şehre iniş / giriş katılma payı almayı) kabul etmiş; ancak, nasıl tahsil edeceklerini çözmedekileri için uygulayamamaktalarmış.

Halihazırda Avrupa Birliğinde turist vergileri olmayan ülkeler şunlar: Birleşik Krallık, Danimarka, Estonya, Güney Kıbrıs, Finlandiya, İrlanda, İsveç, Latviya ve Lüksemburg. Bunlardan Birleşik Krallık’ta yakın gelecekte bir turist vergisi konması mümkün görünmekte, zira Şubat 2019’da İskoçya’nın başkenti olan Edinburgh’ta bu yönde bir karar alınmış.

Avrupa Birliği ülkelerindeki turizm vergileri incelendiğinde tek tip olmadıkları, istisnaen ulusal, genellikle yerel (il ve ilçe) düzeylerinde salındıkları söylenebilir. Çoğunlukla bu vergiler konaklama vergisi olarak formüle edilmekte ama bazen günübirlik ziyaretçi vergisi şeklinde de karşımıza çıkabilmektedirler. En genel hatlarıyla vergilerin şu şekillerde belirlendiği söylenebilir:

– Kişi başına, gecelik maktu bir tutar.

– Kişi başına, tesisin kaç yıldızlı olduğu dikkate alınarak, gecelik maktu bir tutar.

– Gecelik konaklama bedelinin belli bir oranı.

– Konaklamayan turistler bakımından, kişi başına, günlük maktu bir tutar.

Örneğin, Avusturya’nın başkenti Viyana’da konaklama vergisi kişi başına gecelik oda ücretinin %3,2’sine varan oranlarda alınmakta. Belçika’nın Antwerp kentinde otellerde kalan kişiler gecelik €2,39’luk maktu bir konaklama vergisi ödemekteler. Bu vergi Brüksel’de oda başına, gecelik oda ücreti üzerinden ve otelin sınıfı (kaç yıldızlı olduğu) dikkate alınarak nispi olarak tespit edilmekte. Fransa’da yerel idareler verginin tespiti noktasında bu kriterlere ayrıca hangi tatil sezonu olduğunu da eklemekteler.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak sözü daha fazla uzatmamak için, sadece komşumuz Yunanistan’da da 2018’den beri ve ulusal düzeyde, tutarı €0,50 ile €4,00 arasında değişen bir konaklama vergisi uygulanmakta olduğunu; bunun ülkenin dış borçlarını ödemek için getirilmiş bir vergi olduğunu not edeyim ve devam edeyim.

Türkiye’ye Konaklama Vergisinin Geliş Süreci

 Her ne kadar örnekleri AB ülkelerinden verdiysem de AB üyesi olmayan Avrupa ülkeleri ile Amerika ve Uzakdoğu ülkelerinde de konaklama üzerinden vergiler alındığını görmekteyiz. Bu vergiler çoğunlukla yerel yönetimlerce toplanmakta, merkezi yönetimlerce toplanan örneklerin çoğunda da vergi gelirleri büyük ölçüde yerel yönetimlere aktarılmaktadır.

Konaklama Vergisi Türkiye’nin gündemine aslında ilk kez hazırlıkları 2004 yılında başlayan ve 2006’da TBMM’ye sunulan “İl Özel İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısı” ile girdi. Bu kanun tasarısı konaklama vergisini bir yerel yönetim geliri olarak kurgulamıştı. Kanun tasarısının gerekçesinde “Turistik yörelerde bulunan il özel idareleri ve belediyeler turizm faaliyeti nedeniyle oluşan nüfus artışının yükünü çekerken, turizmden elde edilen gelirlerden pay alamamaktadır. Bu durum yol, su, arıtma ve atık bertaraf tesisleri gibi altyapı ihtiyaçlarının gerektirdiği kaynaklar ile sağlanan gelirler arasında önemli dengesizliklerin doğmasına yol açmaktadır. (…) Ülkemizin turizm potansiyeli dikkate alınarak, turizm hizmetlerinin finansmanına yardımcı olmak amacıyla Konaklama Vergisi mahalli bir vergi olarak düzenlenmektedir.” deniliyordu.

Tasarıda verginin matrahı günlük yeme, içme ve yatak ücretleri de dahil olmak üzere ödenen toplam konaklama bedeli olarak öngörülmüş; oranı ise %3 olarak belirlenmişti. Bunun dışında bir kriter; örneğin turistik tesisin sınıflandırması (yıldız sayısı vb.), yeri veya turizm sezonu verginin tespitinde dikkate alınmayacaktı.

Zamanlaması dikkate alındığında 2004/2006 tasarısının AB’ye üyelik sürecinin bir gereği olarak gündeme gelmiş olabileceğini söylemek sanırım bir hata olmaz. Ancak söz konusu tasarı yasalaşamadı. Bu noktada turizm sektörünün böyle bir verginin konmaması yönünde lobi faaliyetinin etkisinin olmuş olabileceğini de düşünüyorum. Çünkü, örneğin, 2017’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği 3. Turizm Çalıştayı’nda turizm sektörünün teşviki ve gelişimi başlığı altında talep edilen hususlardan biri (sıralama olarak ikincisi) “konaklama vergisi gibi sektörün rekabet şansını azaltacak vergilerin gündeme ge(tirilmemesi)” idi.

Hal bu iken 2019 Aralık’ında, birdenbire, bir merkezi yönetim / genel bütçe geliri olarak “konaklama vergisi” ile tanıştık. İlk olarak 7193 sayılı Kanun ile yasalaşan bu vergi Cumhurbaşkanı’nın söz konusu yasayı başkaca nedenlerle veto etmesi üzerine tekrar TBMM’de görüşülüp bu kez 7194 sayılı Kanun olarak yasalaştı. 7194 sayılı Kanun’un teklifinin konumuzla ilgili ayrı bir gerekçesi olmadığı için 7193 sayılı Kanun’un gerekçesine göz attığımızda teklif sahiplerinin Dünya uygulamalarından haberdar oldukları; yerli – yabancı turist ayrımı yapmaksızın ülkemizdeki konaklama tesislerinde konaklayan kişilerden konaklama bedeli ile konaklanılan tesiste konaklama esnasında yararlanılan yeme, içme, eğlenme vb. diğer hizmetlerin bedelleri üzerinden vergi alınmak istendiği; konaklamayan kişilerin konaklama tesislerinde aldıkları diğer hizmetlerin ise vergilendirilmek istenmediği ve en önemlisi bu verginin bir yerel yönetim geliri değil, merkezi yönetim geliri olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Eski tasarılarla kıyaslandığında bu tercih değişikliğinin nedenine ilişkin bir ipucu tasarının gerekçesinde yer almamaktadır. Diğer bir ifadeyle, örneğin, konaklama vergisi gelirlerinin turizmden kaynaklı alt ve üst yapı ihtiyaçlarının karşılanması veya turizmin finansmanı için kaynak yaratılması gibi bir gerekçesi bulunmamaktadır. Yunanistan’ın 2018’de ulusal düzeyde bir konaklama vergisini niye koymuş olduğu hatırlandığında, Türkiye’nin de 2018-2019 mali koşullarında niye böyle bir tercihte bulunmuş olabileceğini anlamlandırmak sanırım pek de zor değildir.

Kaldı ki, kanun koyucu zaten altı ay öncesinden doğrudan ülke turizminin geliştirilmesine yönelik bir mali yüküm, “turizm payı” ihdas etmiş idi.

Turizm Payı

7183 sayılı Kanun’un gerekçesine göz atıldığında, Dünya turizm pastasının büyüklüğüne atıf yapıldığı, Türkiye’nin turizm potansiyelinin daha iyi değerlendirilmesi, dolayısıyla, turizm gelirlerinin artırılması için, ulusal turistik değerlerin yurt içi ve dışında daha iyi tanıtımının sağlanması, önemli organizasyon ve yatırımların ülkeye çekilmesi vb. amaçlarla bir Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kurulduğu ve bu ajansın faaliyetlerini finanse etmek için de “turizm payı” adı altında bir mali yüküm getirildiği anlaşılmaktadır. Ajansın, turizm payı adı altında kamu gücüne dayanarak elde edeceği gelirin en az %85’i ülke tanıtımının finansmanında kullanılacaktır.

Turizm payı, konaklama tesislerinin, bileşik tesislerin, yeme-içme tesislerinin, deniz turizmi araçlarının, seyahat acentelerinin, havayolu işletmecilerinin, DHMİ dışındaki havalimanı işletmelerinin yatırımcı veya işletmecilerinin bu tesislerdeki faaliyetleri nedeniyle elde ettikleri net satış ve kira gelirlerinin genel olarak binde 7,5’u olarak öngörülmüştür. (Bazı hallerde oran değişmektedir.)

Görülmektedir ki turizm payı, ulusal turizm sektörünün tanıtımı ve turizm yatırımlarının finansmanı için oluşturulmuş bütçe dışı bir fondur. Bu fon bağımsız denetime tabidir. Bağımsız denetim Raporları Sayıştay’a gönderilecek olmakla beraber, ayrı bir Sayıştay denetimi öngörülmemiştir.

Turizm payı ile oluşturulan fon turizmden etkilenen yerel yönetimlerin finansmanı için getirememiştir. Bununla birlikte fon kaynaklarının %15’inin bir kısmının bu şekilde değerlendirilmesinin önünde yasal bir engel de bulunmamaktadır. Kanunun 4. maddesindeki “Ajans, Bakanlıkça belirlenen turizm strateji ve politikaları doğrultusunda; (…) (d) Turizmin ülke ekonomisindeki payının artırılması amacıyla bu Kanunda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere diğer her türlü faaliyet, iş ve işlemleri yapabilir, destek ve kaynak sağlayabilir.” hükmü bu doğrultuda da yorumlanabilir ve uygulanabilir.

Turizm payının beyan ve ödenmesine ilişkin usul hususlar Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 02.11.2019 tarihli ve 30936 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan 1 sıra numaralı “Turizm Payı Beyannamesi Genel Tebliği”nde düzenlenmiştir.

Konaklama Vergisi’ne Dönersek…

7194 sayılı Kanunun 9. maddesi ile Gider Vergileri Kanununun mülga 34. maddesinin yeniden düzenlenmesi suretiyle getirilen ve 1 Nisan 2020’de yürürlüğe girecek olan konaklama vergisinin konusuna, yükümlüsüne, matrahına, oranına ve istisnalarına kısaca göz atalım:

Verginin konusu, otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart otel, misafirhane, kamping, dağ evi, yayla evi gibi, her ne ad altında olursa olsun, konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile bu hizmetle birlikte satılmak suretiyle konaklama tesisi bünyesinde sunulan (yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, spor, termal ve benzeri alanların kullanımı gibi) diğer tüm hizmetlerdir. Öyleyse bu vergi hizmet sunumu nedeniyle yapılan harcamaları vergilendiren bir dolaylı vergi olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Verginin yükümlüsü sayılan hizmetleri sunanlardır. Elbette iktisadi anlamda yükümlü söz konusu hizmetlerden yararlananlar olacaktır.

Kanun, ilginç bir şekilde, “Vergiyi doğuran olay, birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin sunulması ile meydana gelir.” demek suretiyle vergiyi doğuran olayı da tanımlama lüzumu hissetmiştir. Oysa, kanunda soyut olarak ifade edilmiş olan konunun, gerçek hayatta somutlaşması yani gerçekleşmesi anlamına gelen vergiyi doğuran olayın ayrıca tanımlanmasına gerek yoktur. Bunun hukuken bir anlamı ve faydası olmadığı gibi bilakis beraberinde sorunlar getirmesi mümkündür.

Verginin matrahı, verginin konusunu oluşturan hizmetlerin, hangi ad altında olursa olsun, KDV hariç bedellerinin toplamıdır. Kanun bunu “Konaklama vergisinin matrahı, verginin konusuna giren hizmetler karşılığında, katma değer vergisi hariç, her ne suretle olursa olsun alınan veya bu hizmetler için borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamıdır.” şeklinde ifade etmiştir.

Verginin oranı matrahın %2’sidir. Yalnız bu oran 1 Ocak 2021’e kadar %1 olarak uygulanacaktır. Kanun Cumhurbaşkanına verginin oranını bir kat artırma, yarısına indirme ve bu sınırlar içinde farklı oranlar belirleme yetkisini tanımıştır.

Verginin istisnaları iki tanedir. Bunlar,

– Öğrenci yurtları, pansiyonları ve kamplarında öğrencilere verilen hizmetler ile

– Karşılıklı olmak kaydıyla yabancı devletlerin Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleri, konsoloslukları ve bunların diplomatik haklara sahip mensupları ile uluslararası anlaşmalar gereğince vergi muafiyeti tanınan uluslararası kuruluşlar ve mensuplarına verilen hizmetler,

olarak sayılmıştır.

Verginin beyan ve ödenmesi bakımından KDV ile paralel bir mekanizma getirildiği söylenebilir. Bu vergi, ÖTV’den farklı olarak KDV matrahına dahil edilmez.

Konaklama Vergisinin Değerlendirilmesi

Konaklama vergisi ile ilgili yurt dışı örnekleri ve ülkemizde 2004’ten sonra gelişen süreç göz önüne alındığında bu verginin esasen turizmin olumsuz yönlerinden etkilenen yerel yönetimleri desteklemek için kurgulanmış bir gelir modeli olduğu; ancak, Yunanistan gibi ülkemizde de mali sıkıntılar nedeniyle bütçeye ek kaynak yaratma ihtiyacı içinde orijinal kurgusunun dışında kullanılma gereği görülen bir vergi olarak yasalaştığı söylenebilir.

Esasen bu amaç yeni bir vergi ihdas etmek yerine konaklama hizmetlerindeki KDV’yi %8’den %10’a yükselterek, ayrıca fiyatlandırılan veya belgelendirilen ilişkili diğer hizmetlerin KDV’sini de %18’den %20’ye yükselterek de büyük ölçüde gerçekleştirilebilirdi.

Bu verginin fiyatlara yansıyacak ve dolayısıyla tüketiciler tarafından ödenecek bir vergi olması esasen ülkemiz turizm sektörünün diğer ülkelerin turizm sektörleri ile rekabetinin etkilenmesi bakımından sorgulanmalıdır. Dünya Turizm Örgütünün (UNWTO) 2019’da açıkladığı verilere göre Türkiye dünyanın en fazla turist gelen altıncı ülkesidir.  İlk beşteki Avrupalı rakiplerimiz ise bizim gibi Akdeniz’e sınırı olan Fransa, İspanya ve İtalya’dır. Özellikle 2015-2016 daralmalarından sonra 2018 Türkiye turizmi için önemli bir toparlanma yılı olmuştu. Buna rağmen ülkemiz turizm gelirleri bakımından ilk ona giremedi. Oysa andığımız rakipler, gelirler noktasında ilk altıda bulunmaktadırlar. Buradan hareketle, amiyane ifadeyle, ülkemizin “sürümden kazanmaya çalışan”, ucuzcu bir turizm destinasyonu olduğunu söylemek söz konusu olabilir.

Rakiplerine göre konaklama fiyatları daha düşük olan Türkiye’de, fiyatlara %2 konaklama vergisi ve binde 7,5 turizm payının eklenmesinin göreceli olarak fiyatları çok da / pek de yükseltmeyeceği, bu değişikliğin uluslararası turizm rekabetini etkilemeyeceği savunulabilir. Gerçekten de Rusya Tur Operatörleri Birliği (ATOR) Başkanı’nın, Türkiye’nin yeni “konaklama vergisi” nedeniyle, Rus turistlerin Türkiye talebinin etkilenmesinin beklenmediğini yönündeki beyanı bu görüşü destekler.

Ancak ve diğer taraftan, ülkemize gelen yabancı turistlerin ucuz tatil arayışında olan turistler olması ve yerli turistlerin alım gücünün son yıllarda düşmüş olması da dikkate alındığında, bütçe gelirlerini artırmak için getirilmiş bu vergi ile turizmin tanıtımının finansmanı için getirilmiş olan fonun bilakis turizm gelirlerinin düşmesine ve dolayısıyla, ciddi kurumlar vergisi ve daha önemlisi KDV kayıplarına yol açabileceği de düşünülebilir. Daha da önemlisi bu, toparlanma sürecine yeni girmiş olan turizm sektörünü tekrar dara düşürebilir.

Yasa hazırlığı sürecinde Hazine ve Maliye Bakanlığının ellindeki verilerden hareketle bu ihtimallere ilişkin projeksiyonlar yapıp yapmadığını bilemiyorum. Buna dair bir bilgiye ulaşamadım. Umarım ve dilerim bakanlık hesabını yapmıştır ve evdeki hesap çarşıya uyar. 

Son olarak, konuşmamı hazırlarken okuduğum bir köşe yazısındaki bir tavsiyeyi paylaşarak sözlerimi tamamlamak istiyorum:

Otelde düğün yapacak olan müstakbel çiftler; düğün gecesini düğünü yaptığınız otelde geçirirseniz düğününüz daha pahalıya mal olacaktır. Dolayısıyla düğün ile gece konaklamayı farklı otellerde yapıp düğün maliyetlerinden %2 tasarruf yapabilirsiniz.

Hepinize teşekkür ederim.

 

 

Kategori: Hukuk Tebliğler Vergi