<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Karalama Defterim &#187; tarih</title>
	<atom:link href="http://www.akcaoglu.com/tag/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akcaoglu.com</link>
	<description>Ertuğrul Akçaoğlu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 May 2010 21:57:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bilişim 09&#8242;da İnternet Bankacılığında Hukuki Sorumluluk Hakkında Konuşuyorum</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2009/11/15/bilisim-09da-internet-bankaciliginda-hukuki-sorumluluk-hakkinda-konusuyorum/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2009/11/15/bilisim-09da-internet-bankaciliginda-hukuki-sorumluluk-hakkinda-konusuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 07:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[akcaoglu]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[internet bankacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>bilisim</category>
	<category>sorumluluk</category>
	<category>sorumluluk</category>
	<category>saat</category>
	<category>kasım</category>
	<category>gerçekleşiyor</category>
	<category>bankacılığında</category>
	<category>bankacılığı</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Bilişim Derneği&#8217;nin her yıl düzenlediği bilişim kongresi bu yıl Bilişim 09 adı altında 18-20 Kasım 2009 tarihleri arasında Ankara Grand Rixos otelinde gerçekleşiyor. Kongrenin 3. günündeki etkinliklerden biri olan İnternet Bankacılığında Sorumluluk konulu panele davet edildim. Panelde konunun &#8220;hukuki sorumluluk&#8221; ve &#8220;bilirkişilik&#8221; yönleri üzerinde konuşmak niyetindeyim. Konuya ilgi duyanlar için panel 20 Kasım 2009 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Bilişim Derneği&#8217;nin her yıl düzenlediği bilişim kongresi bu yıl Bilişim 09 adı altında 18-20 Kasım 2009 tarihleri arasında Ankara Grand Rixos otelinde gerçekleşiyor. Kongrenin 3. günündeki etkinliklerden biri olan İnternet Bankacılığında Sorumluluk konulu panele davet edildim. Panelde konunun &#8220;hukuki sorumluluk&#8221; ve &#8220;bilirkişilik&#8221; yönleri üzerinde konuşmak niyetindeyim.</p>
<p>Konuya ilgi duyanlar için panel 20 Kasım 2009 günü saat saat 13:30&#8242;da başlayacak.</p>
<p><a href="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2009/11/screenshot_002.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-232" title="screenshot_002" src="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2009/11/screenshot_002-260x300.png" alt="screenshot_002" width="260" height="300" /></a></p>
<p>3. gün programı: <a href="http://www.bilisim.org.tr/p3.HTM">http://www.bilisim.org.tr/p3.HTM</a></p>
<p>Bilişim 09 web sitesi: <a href="http://www.bilisim.org.tr">http://www.bilisim.org.tr</a></p>
<p>* * *</p>
<p>Sonradan not: Bilişim 09&#8242;da konuştuklarımızın özetini meslektaşlarımla birlikte &#8220;<a href="http://www.akcaoglu.com/2009/12/18/vadesiz-mevduatlarin-internet-bankaciligi-yoluyla-bosaltilmasinda-banka-ve-mevduat-sahiplerinin-hukuki-durumlari/">Vadesiz Mevduatların İnternet Bankacılığı Yoluyla Boşaltılmasında Banka ve Mevduat Sahiplerinin Hukuki Durumlarına Kısa Bir Bakış: Çok Yapılan Bazı Yanlışların Doğruları</a>&#8221; adı ile kısa bir yazı olarak kaleme aldık.</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2009 &#8211; 2010, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2009/11/15/bilisim-09da-internet-bankaciliginda-hukuki-sorumluluk-hakkinda-konusuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AÜHF Kütüphanesi Müzesi İnternet&#8217;te</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2008/04/16/auhf-kutuphanesi-muzesi-internette/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2008/04/16/auhf-kutuphanesi-muzesi-internette/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 22:56:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[AÜHF]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'ye Armağan Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>dijitalleştirerek</category>
	<category>eserden</category>
	<category>erişime</category>
	<category>kütüphanesinin</category>
	<category>tarayıcı</category>
	<category>alan</category>
	<category>yerine</category>
	<category>fakülte</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2008/04/16/auhf-kutuphanesi-muzesi-internette/</guid>
		<description><![CDATA[Fakülte kütüphanesinin müze kısmında yer alan 150 kadar eserden 135&#8242;ini dijitalleştirerek İnternet&#8217;ten erişime açtık. Böylelikle sadece kazara kütüphanenin bir müzesi olduğunu öğrenip de camekanların içindeki kitapların kapaklarını veya bir iki sayfasını görebilen ufak bir azınlık yerine İnternet&#8217;e girebilen herkesin müzedeki eserleri sayfa sayfa okyabilmesini mümkün kıldık. 135 kitabın dijitalleştirilmesi ikibuçuk ay sürdü. Bu kez tarayıcı yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fakülte kütüphanesinin müze kısmında yer alan 150 kadar eserden 135&#8242;ini dijitalleştirerek İnternet&#8217;ten erişime açtık. Böylelikle sadece kazara kütüphanenin bir müzesi olduğunu öğrenip de camekanların içindeki kitapların kapaklarını veya bir iki sayfasını görebilen ufak bir azınlık yerine İnternet&#8217;e girebilen herkesin müzedeki eserleri sayfa sayfa okyabilmesini mümkün kıldık.</p>
<p>135 kitabın dijitalleştirilmesi ikibuçuk ay sürdü. Bu kez tarayıcı yerine dijital fotoğraflama yöntemini kullandık. Bu amaçla <a target="_blank" href="http://www.atiz.com">Atiz </a>firmasından temin ettiğimiz <a target="_blank" href="http://http://diy.atiz.com/">BookDrive DIY</a> cihazından yararlandık. Bu cihazın üzerinde iki adet <a target="_blank" href="http://www.dpreview.com/reviews/canoneos400d/">Canon EOS 400D </a>dijital fotoğraf makinası yeralıyor. Çekimleri fakültemizin idari personel kadrosuna yeni katılan Mualla hanım arkadaşımız ile öğrencilerimiz İlknur ve Gökhan yaptılar. Çekimlerin yapılmasını Roma Hukuku kürsüsünden değerli arkadaşım <a target="_blank" href="http://law.ankara.edu.tr/~kucuk/">Eşref </a>özenle denetledi. Resim işleme, karakter tanıma, PDF&#8217;ye dönüştürme ve siteye yerleştirme gibi işleri öğrencilerimiz Durmuş, Caner, Enver ve Burak yürüttüler.</p>
<p>Bu süreçte bana &#8220;genel koordinatör&#8221; sıfatı uygun görüldü. Projenin genel koordinatörü olarak ben &#8211; her mühim sıfat sahibi kişi gibi &#8211; pek bir şey yapmadım; ortalıkta dolandım; bol bol havanda su dövdüm; arada sırada ortaya çıkan küçük problemlerin çözümü hakkında ahkam kestim.   :o)</p>
<p>Müze sitesi dün &#8220;<a target="_blank" href="http://auhf.ankara.edu.tr/muze">http://auhf.ankara.edu.tr/muze</a>&#8221; adresinden hizmet vermeye başladı. Şu anki hali ile bazı eksikleri, epeyce de kusurları var. Önümüzdeki bir kaç hafta boyunca bildiğimiz eksikleri ve kusurları yavaş yavaş gidereceğiz. (Ancak hem öğrenci arkadaşlarımın sınavları yaklaşıyor hem de benim biraz tez &#8211; makale vs. yazmam lazım gene. Bu sebeple müzedeki düzeltmelerin yapılması gerçekten de &#8220;yavaş&#8221; olabilir.) </p>
<p>Müzede bolca Latince, İtalyanca, Fransızca eser var. Bir miktar da İngilizce ve Almanca&#8230; Üç-dört tane de el yazması Osmanlıca/Arapça eser mevcut. Yabancı dil bilmeyenlerin pek bir işine yaramayacak bu site ama özellikle hukuk tarihi ve sosyolojisi çalışanlar için paha biçilmez bir kaynak olacak sanırım.</p>
<p>Küçücük bir teknik not: Tarayıcı ile kitap tarandığında dijital fotoğraf çekme yöntemi ile kitap taranmasına(?) göre çok daha kaliteli ve verimli(!) sonuç alınabiliyor. Eğer bir kitabı kesmek ve sayfaları üsten beslemesi olan ve çift yüzlü tarama yapabilen bir tarayıcı ile tarama imkanınız var ise dijital fotoğraf makinası kullanan cihazları tercih etmeyin derim. Bizim müze projesinde kullandığımız cihaz ve yöntem, kesilmesi mümkün olmayan kitaplar bakımından zorunlu bir tercih olsa da tarayıcılar kadar iyi sonuç vermiyor.</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2008, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2008/04/16/auhf-kutuphanesi-muzesi-internette/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstinaf Mahkemeleri</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2007/03/13/istinaf-mahkemeleri/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2007/03/13/istinaf-mahkemeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 15:14:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>fakültesinde</category>
	<category>bahseder</category>
	<category>kurulm</category>
	<category>istinaf</category>
	<category>mahkemelerinden</category>
	<category>anlatılırken</category>
	<category>okuduğum</category>
	<category>sistemi</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2007/03/13/istinaf-mahkemeleri/</guid>
		<description><![CDATA[Hukuk fakültesinde okuduğum yıllarda Türk yargı sistemi anlatılırken hocalarımız istinaf mahkemelerinden de bahseder, bunların kurulmasının gerekliliğini anlatırlardı. İstinaf mahkemelerinin kurulması için tartışmalar, çalışmlar yapıldığını duya duya yıllar geçti gitti. Benim üzerinde çalıştığım konular da değiştikçe istinaf ile ilgili haberleri takip edemez oldum. Geçtiğimiz hafta usul hukuku çalışan bir arkadaşımın bir yüksek lisans öğrencisiyle konuşmasına kulak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hukuk fakültesinde okuduğum yıllarda Türk yargı sistemi anlatılırken hocalarımız istinaf mahkemelerinden de bahseder, bunların kurulmasının gerekliliğini anlatırlardı. İstinaf mahkemelerinin kurulması için tartışmalar, çalışmlar yapıldığını duya duya yıllar geçti gitti. Benim üzerinde çalıştığım konular da değiştikçe istinaf ile ilgili haberleri takip edemez oldum.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta usul hukuku çalışan bir arkadaşımın bir yüksek lisans öğrencisiyle konuşmasına kulak misafiri olunca istinafa ilişkin yasal düzenlemelerin bir kaç yıl önce yapıldığını, istinaf mahkemelerinin ise &#8211; &#8220;Bölge Adliye Mahkemeleri&#8221; adı altında &#8211; hâlâ kurulma sürecinde olduğunu öğrendim.</p>
<p><span id="more-100"></span>Bugün de Radikal Gazetesi&#8217;nde  istinaf mahkemleri hakkında, bu mahkemelerin hukuk sistemimiz içindeki tarihi yerini de anlatan, gayet bilgilendirici bir makaleye tesadüf ettim. Bir yargıç olan Gürsel Kasım tarafından kaleme alınmış olan <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=215399&amp;tarih=13/03/2007" title="İstinaf Mahkemeleri Hakkında Bir Makale" target="_blank"><strong>1879 ile 1924 arasındaki &#8216;istinaf&#8217;lı 45 yıl ve uygulamadan beklenenler</strong></a> başlıklı yazıyı okumanızı konuyla ilgilenen herekese tavsiye ederim.</p>
<p><!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2007, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2007/03/13/istinaf-mahkemeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vergi Hukukunda İradi Temsil</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergi-hukukunda-iradi-temsil/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergi-hukukunda-iradi-temsil/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2007 22:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>
		<category><![CDATA[vergilendirme]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/97/</guid>
		<description><![CDATA[Giriş Bir vergilendirme ilişkisinin iki tarafı vardır: Vergi alacaklısı olan devlet (vergi idaresi) ve vergi borçlusu olan mükellef. Bu sayılanlara bir üçüncü taraf olarak sorumlu da eklenebilir. Mükellef, vergiyi doğuran olayı kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş bulunan ve vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda olan kişi olarak tanımlanabilir. Sorumlu ise, bazen mükellefle birlikte, bazen de mükellefin yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Bir vergilendirme ilişkisinin iki tarafı vardır: Vergi alacaklısı olan devlet (vergi idaresi) ve vergi borçlusu olan mükellef. Bu sayılanlara bir üçüncü taraf olarak sorumlu da eklenebilir.</p>
<p>Mükellef, vergiyi doğuran olayı kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş bulunan ve vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda olan kişi olarak tanımlanabilir. Sorumlu ise, bazen mükellefle birlikte, bazen de mükellefin yerine geçerek, vergilendirmenin maddi-şekli ödevlerini yerine getirmekle görevlendirilmiş olan kişidir.</p>
<p>Vergi yasalarımız mükelleflik ve sorumluluk kurumlarını ayrıntılı şekilde düzenlemişken, iradi temsil kurumu açısından sessiz kalmışlardır.</p>
<p>Vergi yasalarının bu durumu iki şekilde değerlendirilebilir: Kanun koyucunun, mükellef ve sorumluların vergi ödevlerini bizzat yerine getirmelerini istemiş olduğu ve bu sebeple Vergi Hukukunda iradi temsile yer vermediği söylenebilir ya da kanun koyucunun, esasen Borçlar Hukukunda düzenlenmiş bulunan temsil müessesesinin Vergi Hukukunda da geçerli olacağını kabul ettiği, bu nedenle yeniden düzenleme gereği görmediği de düşünülebilir.</p>
<p>Bu çalışmada, mevzuatımızdaki hükümlerin ışığında, Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı; bu soruya olumlu yanıt verilebilirse, temsil yoluyla hangi işlemlerin gerçekleştirilebileceği incelenmeye çalışılacaktır. Bu amaçla, önce genel olarak temsil konusu ele alınacak, daha sonra Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı tartışılacak ve buna bağlı olarak temsil yoluyla gerçekleştirilebilecek işlemler değerlendirilecektir.</p>
<p><span id="more-97"></span></p>
<p><strong>1. Temsil</strong></p>
<p>Genel olarak “temsil”, bir kişinin bir başka kişi adına ve hesabına hukuken geçerli bir işlem yapabilmesini mümkün kılan bir yetki olarak tanımlanabilir<a href="#_ftn1">[1]</a>. Temsil yetkisi ile gerçekleştirilen bir işlemin hukuki sonuçları kendiliğinden temsil edilen kişi üzerinde doğmaktadır.</p>
<p>Temsil yetkisine ilişkin genel düzenleme Borçlar Kanununun 32 ile 39. maddeleri arasında yer almaktadır. Ayrıca, diğer pek çok kanunda da temsil yetkisini, bu kanunların ilgili oldukları konular yönünden irdeleyen hükümler bulunmaktadır.</p>
<p>Temsil yetkisi &#8220;iradi temsil&#8221;, &#8220;kanuni temsil&#8221;, &#8220;doğrudan temsil&#8221; ve &#8220;dolaylı temsil&#8221; gibi ayrımlar altında incelenebilir. Buna göre, iradi temsil, kaynağını bir hukuki işlemden alan temsil yetkisidir. Kanuni temsil yetkisinde ise temsil edilen kişinin iradesine bakılmamakta; yetki ya (yasa gereği) kendiliğinden, ya bir mahkeme kararı ile ya da bir hukuki işlemin kanuni sonucu olarak doğmaktadır. Doğrudan temsilde, temsilci, temsil olunan kişinin adına ve hesabına hukuki işlem yapmakta; temsilcinin gerçekleştirdiği hukuki işlemin sonuçları doğrudan (kendiliğinden) temsil olunan kişi üzerinde doğmaktadır. Dolaylı temsilde ise, temsilci kendi adına ve fakat başkası (temsil olunan) hesabına işlem yapmaktadır. Bu şekilde gerçekleştirilmiş bir işlemin hukuki sonuçları (kural olarak) temsilci üzerinde doğmakta ve bunların sonradan temsilciden temsil olunana devredilmesi gerekmektedir<a href="#_ftn2">[2]</a>.</p>
<p>İradi temsilde temsilci, bu yetkisini kullanıp kullanmamakta, yani üçüncü kişilerle temsil edilen adına bir işlem yapıp yapmamakta serbesttir. Bu serbestlik, temsil yetkisinin tek taraflı bir işlem ile verilmesi halinde daha belirgin olarak görülür; zira bu durumda temsilcinin yetkisini kullanıp kullanmaması herhangi bir hukuki sorumluluğunu doğurmaz. Temsil yetkisinin iki taraflı bir işlem ile (sözleşme) verilmesi halinde ise, temsil yetkisinin kullanılmaması durumunda temsilcinin iç ilişkide sözleşme hükümlerine göre sorumlu tutulabilmesi söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>1.1 Temsil Yetkisinin Verilmesi</strong></p>
<p>Temsil yetkisinin verilmesi bir sözleşme ilişkisinin varlığını gerektirmez. Bu yetki, muhataba (çoğu kez temsilciye) yönelmiş, ulaşması gereken bir irade beyanı ile verilir. Temsil yetkisinin verilmesi herhangi bir şekle bağlı olmamakla birlikte, yetki genelde bir sözleşmeyle, özellikle vekâlet sözleşmesiyle verilmektedir. Temsil yetkisinin vekâlet akti ile verilmesinin yaygın bir uygulama olması, temsil ile vekâlet terimlerinin çoğu kez aynı anlamda kullanılması ve temsil yetkisi ile vekâlet sözleşmesinin karıştırılması sonuçlarını doğurmaktadır.</p>
<p>Temsil yetkisi ile vekâlet akti arasındaki ayrımı netleştirebilmek için şu iki temel farklılığı vurgulayabiliriz:</p>
<p>1) Borçlar Kanununun 386 ve devamı maddelerinde yer alan vekâlet sözleşmesi iç ilişkiyi, diğer bir ifade ile, taraflar arasındaki hak ve borçları düzenlemektedir. Çoğu kez bir vekâlet sözleşmesi ile verilen temsil yetkisi ise Borçlar Kanununun 32 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir; temsil yetkisinin sonuçları iç ilişkide değil, dış ilişkide kendini göstermektedir.</p>
<p>2) Temsil yetkisi, dayandığı vekâlet sözleşmesinden soyut bir varlığa sahiptir; vekâlet sözleşmesi herhangi bir sebeple hükümsüz olsa bile temsil yetkisi geçerli kalır.</p>
<p>“Vekâlet” ile “temsil” arasındaki bu farklara rağmen uygulamada “vekâlet” sözcüğünün hemen her zaman “temsil” anlamında kullanıldığı görülmektedir<a href="#_ftn3">[3]</a>. Bu durum, araştırmalarda temsile ilişkin Borçlar Kanununun 32 ve devamı maddelerinin gözden kaçırılması, konunun sadece vekâlet sözleşmesini düzenleyen Borçlar Kanununun 386 ve devamı maddelerine göre incelenmesi sonucunu doğurabilmektedir.</p>
<p><strong>1.2 Temsil &#8211; Sorumluluk Karşılaştırması</strong></p>
<p>Vergi Hukukunda sorumluluk, vergiyi doğuran olay ile ilişkisi olmayan üçüncü kişilerin, yasa ile vergiye ilişkin maddi veya şekli ödevlerin yerine getirilmesi bakımından vergi idaresine muhatap tutulmalarını; bazı koşullarda ise bu kişilerin asıl vergi borçlusu (mükellef) ile birlikte ya da onun yerine geçerek vergiyi kendi mal varlıklarından ödemek durumunda olmalarını ifade eder. Özetle, “vergi sorumlusu”, vergi yasaları ile başkalarının vergi borçları için, vergilendirmenin maddi &#8211; şekli ödevlerini yerine getirmekle yükümlü tutulmuş üçüncü kişileri ifade etmektedir.</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir kimsenin başkası adına ve hesabına hukuki işlem yapabilmesini sağlayan yetki şeklinde tanımlanan temsil yetkisi, temsil edilenin iradesine dayanıyorsa iradi temsil, temsil edilenin iradesinden bağımsız yasal bir yükümlülük (yetki) şeklinde ortaya çıkıyorsa kanuni temsil söz konusu olur. Sorumluluk müessesesinin tanımı temsil yetkisinin tanımı ile birlikte değerlendirildiğinde, Vergi Hukukunda sorumluluğun, belirli bazı vergilendirme ödevleri bakımından, zorunlu olarak kanuni temsil yetkisini de içereceği sonucuna varılır.</p>
<p>Temsil yetkisi veren işlemleri mükellefiyet ya da sorumluluğun devrini öngören sözleşmelerle karıştırmamak gerekir. Mükellefiyet ya da Sorumluluğun devri amacına yönelik ya da bu sonucu doğurabilecek sözleşmeler Vergi Hukukunda geçersiz kabul edilmektedir. Temsil yetkisi veren işlemlerle, örneğin bir vekâlet sözleşmesiyle, temsilci, mükellef ya da vergi sorumlusu haline gelmediği, temsilcinin gerçekleştirdiği işlemin hukuki sonuçları doğrudan temsil olunan üzerinde doğduğu için temsil yetkisi veren sözleşmeler Vergi Hukuku açısından geçerlidirler.</p>
<p>İncelemelerde bazen, sorumluluğun temsil yetkisi yerine vekâlet akti ile karşılaştırıldığı görülebilmektedir<a href="#_ftn4">[4]</a>. Oysa, Vergi Hukukundaki sorumluluk müessesesinin, Borçlar Kanununda düzenlenmiş olan temsil yetkisi ile karşılaştırılması daha doğru olsa gerekir. Zira, sorumluluk vergi idaresi ile sorumlu arasındaki ilişkiyi; vekâlet ise vekil ile müvekkil arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir. Diğer bir ifade ile, vergi yasalarında yer alan sorumluluk hükümleri dış ilişkiye, Borçlar Kanununda yer alan vekâlet akti hükümleri ise iç ilişkiye yöneliktir. Vergi Hukukundaki sorumluluk müessesesinde kişi kanuni bir temsil yetkisi ile donatılmış, bu yetkinin kullanımıyla ilgili olarak kişinin dış ilişkideki tarafa yani vergi idaresine karşı sorumluluğu düzenlenmiştir. Hata, sorumluluk kurumu ile dış ilişkiye hitap eden temsil ilişkisinin karşılaştırılmasında Borçlar Kanununun temsile ilişkin 32 ve maddeleri yerine vekâlet aktini düzenleyen 386 ve devamı maddelerinin karşılaştırmaya esas tutulmasında yapılmaktadır.</p>
<p><strong>1.3 Temsilin Özel Bir Türü Olarak Ticari Mümessillik</strong></p>
<p>Borçlar Kanununun 449. maddesinde, ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen bir diğer müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni şekilde kendisine mezuniyet verilen kimse olarak tanımlanmıştır.<strong> </strong></p>
<p>Ticari mümessillik bir sözleşme türü olmayıp, bir sözleşme<strong> </strong>ya da tek taraflı bir hukuki işlem ile verilebilecek, sınırları kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir<a href="#_ftn5">[5]</a>. Bu yetki, Borçlar Kanununun 32 ve izleyen maddelerinde genel kapsamı düzenlenmiş olan temsil yetkisinin ticari hayatın ihtiyaçları için özel olarak düzenlenmiş türüdür.</p>
<p>Ticari mümessil, tayin edildiği işletmenin konusunun gerektirdiği bütün işleri yapmaya yetkilidir. Bu yetki sadece özel hukuka ilişkin işlemleri değil; aynı zamanda işletmeyle ilgili kamu hukuku alanına dahil işlemleri de yapma yetkisini kapsamaktadır<a href="#_ftn6">[6]</a>. Bu bağlamda, vergilendirme işlemlerinin işletme sahibi adına yürütülmesi de ticari mümessilin yetkisinin kapsamına girmektedir.</p>
<p><strong>2. Vergi Hukukunda Temsile Yer Olup Olmadığı Sorunu</strong></p>
<p>Kanımca, vergi sistemimiz mükellefin ve sorumlunun kanundan doğan görevlerini bizzat yerine getirecekleri düşüncesi üzerine kurulmuştur; bu sebeple vergi mevzuatımızda iradi temsil ayrıntılı olarak düzenlenmiş değildir.</p>
<p>Doktrin<a href="#_ftn7">[7]</a> ve uygulamada, vergi sistemimizde vergilendirme işlemlerinin temsilciler eliyle yürütülmesini yasaklayan hükümler bulunmamasından hareketle ve Vergi Usul Kanununun 94. ve Ek 4. maddelerinde vergilendirme işlemlerinin yapılmasında iradi temsili kabul eden hükümler bulunmasından destek alınarak Vergi Hukukumuzda temsilin mümkün olduğu kabul olunmaktadır.</p>
<p>Vergi Hukukunda iradi temsilin mümkün olduğu düşüncesine dayanak oluşturabilecek genel bir hükmü (kapsamı sınırlı olmakla beraber) Vergi Usul Kanununun “Kanuni temsilcilerin ödevi” kenar başlıklı 10. maddesinde bulmak mümkündür.</p>
<p>Adı geçen madde esas olarak kanuni temsilerin ödevlerini ve bu ödevlerin yerine getirilmemesi halinde sorumluluklarını düzenlemektedir. Aynı maddede, sınırlı olarak, iradi temsilcilerle ilgili ödev ve sorumluluklar da öngörülmüştür.</p>
<p>Vergi Usul Kanununun 10. maddesinin 1. fıkrasına göre, “&#8230; vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği bulunmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların <u>temsilcileri</u> tarafından yerine getirilir”. Kanımca, bu hüküm karşısında, Vergi Hukukumuzda tüzel kişiliği bulunmayan teşekküllerin vergilendirmeye ilişkin tüm işlemlerinin, bu teşekküllerin iradi temsilcileri eliyle gerçekleştirilebileceğinin kabul olunması gerekir.</p>
<p>Aynı maddenin (3505 sayılı Kanunla değişik) 2. fıkrasına göre, “Yukarıda (1. fıkrada) yazılı olanların bu ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin, vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlığından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki <u>temsilcileri</u> hakkında da uygulanır.” Bu sorumluluk hükmü esas olarak kanuni temsilciler açısından söz konusu olmakla birlikte yurt dışında bulunan mükelleflerin Türkiye’deki iradi temsilcileri için de geçerlidir. Aynı hükmün aksi ile yorumundan, yurt dışındaki mükelleflerin Türkiye’deki iradi temsilcilerinin vergilendirmeyle ilgili tüm işlemleri gerçekleştirebileceklerinin kabul edildiğini söylemek mümkün olsa gerekir.</p>
<p>Vergi Usul Kanununun 10. maddesinin yanı sıra aynı kanunun 94. ve Ek 4. maddelerinde tebliğ ve uzlaşma ile ilgili olarak iradi temsile yer veren açık hükümler yer almaktadır. Bu hükümler, toplumun ekonomik ve sosyal gereksinmelerinin bir sonucu olan iradi temsilin pozitif hukuktaki dayanaklarını oluşturmaktadırlar.</p>
<p><strong>3. Vergi Hukukunda Temsilcinin Yetkileri</strong></p>
<p><strong>3.1 Temsilcinin Tebligat Kabul Etme Yetkisi</strong></p>
<p>Vergilendirmede tebliğ, başta tarh işlemi olmak üzere vergi idaresi tarafından gerçekleştirilen kimi işlemlerin mükellefe bildirilmesini ifade eder. Türk hukukunda tebligat konusunu düzenleyen genel yasa Tebligat Kanunu olmakla birlikte, Vergi Usul Kanunu, vergilendirme sürecine ilişkin olarak tebligat işlemleri ile ilgili özel düzenlemeler getirmiştir.</p>
<p>Vergi Usul Kanununun 94. maddesine göre tebligat mükellefe, kanuni temsilciye, <u>iradi temsilciye</u>, cezaya muhatap olanlara, tüzel kişilerin yasal temsilcilerine, tüzel kişiliği olmayan kuruluşların idareci veya <u>iradi temsilcilerine</u>, kamu idare ve kuruluşlarında en yüksek amire, bunların yardımcılarına ya da yetkili kılınan memura yapılabilmektedir.</p>
<p>Danıştay, temsilciye tebligat yapılabilmesi için ya temsil belgesinde vergiye ilişkin konularda tebligat kabul etmeye yetkili olduğunun açıkça belirtilmesini ya da genel olarak temsilcinin mali konularda her türlü işlemleri takibe yetkili bulunduğunun temsil belgesinde belirtilmesini aramaktadır<a href="#_ftn8">[8]</a>.</p>
<p>Vergi idaresinin tebliğde bulunacağı temsilcinin avukat sıfatını haiz olması gerekmez. İdare, yukarıdaki koşullara uygun yetki sahibi olan her temsilciye tebliğde bulunabilir.</p>
<p>Tebliğ ile ilgili bir sorun 94. maddesinin 1. fıkrasındaki &#8220;umumi vekil&#8221; ifadesinden doğabilir. Lâfzi yorum yapmak suretiyle, temsil yetkisinin vekâlet akti ile değil de örneğin bir iş akti ile verilmiş olması gibi bir durumda temsilciye tebliğde bulunulamayacağını söylemek mümkün müdür? Kanımca, Vergi Usul Kanununun 94. maddesindeki &#8220;umumi vekil&#8221; ifadesini, aynı maddenin 2. fıkrasındaki &#8220;temsilci&#8221; ifadesiyle paralel bir şekilde yorumlamak, yasa koyucunun amacına daha uygun düşmektedir<a href="#_ftn9">[9]</a>.</p>
<p><strong>3.2 Temsilcinin Uzlaşma Yoluna Gitme Yetkisi</strong></p>
<p>Uzlaşma, Vergi Usul Kanununun Ek 1-12. maddeleri arasında düzenlenmiş olan, resen, ikmâlen veya idarece tarh edilen vergiler ile bunların cezalarına ilişkin vergi uyuşmazlıklarının vergi idaresi ve mükellefler arasında pazarlık yoluyla giderilmesi için öngörülmüş bir idari çözüm yoludur. Uzlaşma yoluyla vergi uyuşmazlığının giderilmesi halinde yargı yolu kapanır.</p>
<p>Vergi Usul Kanununun Ek 4. maddesi mükellef ya da cezaya muhatap olan kişilerin bizzat ya da resmî temsil belgesine sahip temsilcileri aracılığı ile uzlaşma başvurusunda bulunabileceklerini belirtmektedir. Maddenin ifadesi &#8220;&#8230; resmî vekâletini haiz vekili&#8230;&#8221; şeklindedir. Bu ifadeyi geniş yorumlayıp, “her tür resmî işlem ile verilebilen bir temsil belgesine sahip temsilci” şeklinde anlamak yasanın amacına daha uygun düşmektedir.</p>
<p>Yasa hükmünde resmî temsil belgesinin içeriği hakkında bir düzenleme yer almamaktadır. Maliye Bakanlığı, temsilcinin vekâletnamesinde uzlaşmaya yetkili olduğuna dair bir şerhin yer alması gerektiği görüşündedir<a href="#_ftn10">[10]</a>. Uzlaşma halinde yargı yolunun kapanacağı gibi çok önemli bir sonucun doğacağı düşünüldüğünde Bakanlığın bu yaklaşımını makul bulmak gerekir<a href="#_ftn11">[11]</a>.</p>
<p><strong>3.3 Temsilcinin Hata Düzeltme</strong> <strong>Yoluna Gitme Yetkisi</strong></p>
<p>Vergi Usul Kanununun 116. maddesinde vergi hatası, vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması hali olarak tanımlanmaktadır. Düzeltme, vergi hatalarının idari yoldan giderilmesi amacıyla Vergi Usul Kanununun 116 &#8211; 126. maddeleri arasında düzenlenmiş bir çözüm yoludur. Düzeltme yoluna gidilmesi yargı yolunu kapatmamakta, bu şekilde vergilendirme hatalarının giderilmesini sağlayamayan mükellef vergi mahkemesine başvurabilmektedir.</p>
<p>Vergi Usul Kanununda temsilcinin düzeltme başvurusu yapıp yapamayacağı konusunda bir düzenleme yer almamaktadır. Yargı yolunu kapatan uzlaşma yoluna mükellef adına gidebilen temsilcinin, yargı yolunu kapatmayan düzeltme yoluna gidebileceği doktrin<a href="#_ftn12">[12]</a> ve yargıda<a href="#_ftn13">[13]</a> öncelikle kabul edilmektedir.</p>
<p>Hata düzeltme yoluna başvuracak olan temsilcinin avukatlık sıfatını haiz olması gerekmez, çünkü düzeltme talebi ile başvurulan merci bir yargı organı değil, vergi idaresidir.</p>
<p><strong>3.4 Temsilcinin Mahsup ve Takas Yollarına Başvurabilme Yetkisi</strong></p>
<p>Mahsup, tarh aşamasında; takas<strong> </strong>ise tahsil aşamasında vergi borcunu sona erdiren yollardır. Temsilcinin<strong> </strong>mahsup ve takas yollarına başvurup başvuramayacağı vergi yasalarımızda düzenlenmemiştir. Uygulamada bu konuda da temsilin mümkün olduğu kabul edilmektedir<a href="#_ftn14">[14]</a>.</p>
<p><strong>3.5 Temsilcinin</strong> <strong>Vergi Davalarını Takip Etme Yetkisi</strong></p>
<p>Mükellefler<strong>, </strong>sorumlular ve kendilerine vergi cezası kesilenler yargıya başvuru haklarını temsilcileri aracılığıyla kullanabilirler. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesi, yargı yetkisini haiz kuruluşlarda gerçek ve tüzel kişileri temsil etme tekelini yalnızca baroya kayıtlı avukatlara vermiştir. Bu sebeple, mükelleflerin vergi yargısında kendilerini ancak avukatlar aracılığı ile temsil ettirebileceklerini söylemek gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15/d maddesine göre avukat olmayan bir vekil (temsilci) tarafından dava açılması halinde dava, bizzat ya da bir avukat tarafından 30 günlük süre içinde açılması kaydıyla ehliyet yönünden reddedilir. Diğer bir ifade ile, avukat olmayan temsilciye yapılan tebligat üzerine dava açılması gerektiği durumlarda, dava ya mükellef ya da atayacağı avukat sıfatını haiz bir temsilcisi tarafından açılabilecektir.</p>
<p>Mükellefin tatilde bulunması gibi bizzat dava açamayacağı durumlarda temsilcinin avukata yetki vererek dava açılmasını sağlaması gerekir. Temsilcinin bu hususta yetkisi bulunmasa bile, sadece kendisine tebliğ edilen vergi veya cezaya ilişkin olarak bir avukata yetki vermesi, mükellefin sonradan sarih ya da zımni şekilde vereceği bir icazetle geçerli hale gelebilecektir<a href="#_ftn15">[15]</a>.</p>
<p><strong>3.6 Temsilcinin Beyanname Verme Yetkisi</strong></p>
<p>Matrahın en iyi mükellef tarafından bilinebileceği düşüncesinden hareket eden kanun koyucu vergi sistemimizi beyan esası temeli üzerinde inşa etmiştir. Bu açıdan beyan aşamasını vergilendirmenin en önemli aşaması olarak değerlendirmek mümkündür.</p>
<p>Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında mükelleflerin temsilcileri aracılığı ile beyanda bulunabileceklerine dair açık bir hüküm yer almamaktadır. Gelir Vergisi Kanununun beyan esasına ilişkin 83. maddesinin ifadesi “Hilafına hüküm bulunmadıkça gelir vergisi mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanı üzerine tarh olunur.” şeklindedir.</p>
<p>İdare, yargı ve öğretinin konuya yaklaşımı farklılıklar göstermektedir:</p>
<p>Vergi idaresinin genel yaklaşımı vergi beyanının bizzat mükellef tarafından yapılacağı, beyannamenin temsilci tarafından imzalanması halinde bizzat mükellef tarafından imzalanmasının sağlanması gerektiği, aksi halde beyanname hiç verilmemiş gibi işlem yapılacağı yönündedir<a href="#_ftn16">[16]</a>. İdarenin, bazı hallerde temsilci aracılığıyla vergi beyannamesi verebileceğini kabul ettiği de görülmektedir. Mükellefin işi gereği seyahatte bulunması gibi zorunlu hallerde, özel vekaletnameye dayalı olarak vekil (temsilci) atanan kişilerce verilen beyannamelerin geçerli sayılacağı kabul edilmektedir<a href="#_ftn17">[17]</a>.</p>
<p>Danıştay, temsilci aracılığıyla beyanname verilmesini hukuka uygun bulmakta, temsilcilerin beyanname vermesi durumunda, vergi idaresinin hiç beyanname verilmemiş gibi resen tarhiyat yapmasını kabul etmemektedir<a href="#_ftn18">[18]</a>.</p>
<p>Öğretide temsilcilerin beyanname verip veremeyeceği konusunda olumlu bir eğilim olduğu gözlenmektedir<a href="#_ftn19">[19]</a>.</p>
<p>Kanımca, temsilci tarafından düzenlenerek verilen beyannamelerin hukuken geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Öncelikle, yukarıda 2 numaralı başlık altında, Vergi Hukukunda temsile yer olup olmadığı sorunu tartışılırken belirtildiği üzere Vergi Usul Kanununun 10. maddesi karşısında tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin temsilcileri ile yurt dışında bulunan mükelleflerin temsilcilerinin vergilendirmeye ilişkin tüm işlemleri gerçekleştirebileceklerini kabul etmek gerekir. Bu bağlamda sözü edilen mükelleflerin temsilcilerinin verecekleri beyannamelerin geçerli olacağı da açıktır.</p>
<p>Ayrıca, tebligat kabul etme, uzlaşma yoluna gitme konularında tüm mükellefler açısından iradi temsile imkân tanıyan kanun koyucunun, yukarıda açıklanan bir kısım mükellef bakımından temsilci aracılığı ile beyanname verilmesini kabul ederken, geri kalan mükellefler bakından temsilci aracılığı ile beyanname verilebileceğini kabul etmediğini düşünmek mümkün olmasa gerekir.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Temsil, Borçlar Kanununda düzenlenmiş olan bir müessesedir. Diğer yasalar ilgili oldukları konular çerçevesinde Borçlar Kanununun temsile ilişkin hükümlerine ek ya da bu hükümlerden farklı düzenlemeler getirmektedirler.</p>
<p>Vergi yasaları da temsil ile ilgili düzenlemeler içermektedir. Vergi Usul Kanununun, kanuni temsile ilişkin genel ve kapsamlı hükümler öngörürken; iradi temsile ilişkin bir kaç ayrık hüküm getirmekle yetindiği görülmektedir. Bu durum özellikle vergi idaresinin, kanun koyucunun iradesini, Vergi Hukukunda iradi temsile yer verilmediği şeklinde yorumlamasına yol açmıştır.</p>
<p>Çalışmada değinildiği üzere, Vergi Usul Kanunu bir kısım mükellefin tüm işlemleri bakımından açıkça iradi temsile imkân veren, diğer mükellefler bakımından ise eksik ve yorumu gerektiren hükümler içermektedir.</p>
<p>Kanımca, yasa bu şekliyle eksik ve farklı yorumlara imkân verebilecek bir içerikte olmakla beraber, yeni ve kapsamlı bir düzenleme getirilinceye kadar Vergi Usul Kanununun genel sistematiği ve hukukun bütünlüğü çerçevesinde, Vergi Hukukunda iradi temsilin tüm işlemler bakımından mümkün olduğunu kabul etmek gerekir. Böyle bir sonuç, çoğu kez uzmanlaşmayı gerektiren karmaşık vergi mevzuatı karşısında mükelleflerin menfaatlerinin korunması açısından da gereklidir.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p><strong>Erginay, Akif</strong>, <u>Vergi Hukuku</u>, 14. bası, Ankara 1990</p>
<p><strong>Kırbaş, Sadık</strong>, &#8220;Vergi Hukukunda Vekilin Konumu ve Yetkileri&#8221;, <u>Vergi Dünyası</u>, S. 119, Temmuz 1991,</p>
<p><strong>Kırbaş, Sadık</strong>, <u>Türk Vergi Hukuku,</u> Ankara 1990</p>
<p><strong>Kırca, İsmail</strong>, <u>Ticari Mümessillik</u>,Ankara 1996</p>
<p><strong>Kızılot, Şükrü</strong>, <u>Vergi Usul Kanunu ve Uygulamaları</u>, C.5</p>
<p><strong>Kızılot, Şükrü</strong>, <u>Vergi Uygulamalarıyla İlgili Muktezalar ve Danıştay Kararları</u>, 1979-1987, Ankara 1987</p>
<p><strong>Kumrulu, Ahmet Gürcan</strong>, <u>Vergi İşlemlerinde Hata ve Düzeltme</u>, (yayınlanmamış doktora tezi), Ankara 1979</p>
<p><strong>Maliye Bakanlığı</strong> Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Seri No: 147 (RG: t. 30.10.1982, S. 17853).</p>
<p><strong>Maliye ve Gümrük Bakanlığının</strong> 25.11.1988 tarih ve 74462 sayılı İç Genelgesi</p>
<p><strong>Özbalcı, Yılmaz</strong>, <u>Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları</u>, Ankara 1985</p>
<p><strong>Saban, Nihal</strong>, <u>Vergi Hukukunda Sorumluluk</u>, (yayınlanmamış doktora tezi)</p>
<p><strong>Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop</strong>, <u>Tekinay Borçlar Hukuku</u>, 7. bası, İstanbul 1993</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, <u>Tekinay Borçlar Hukuku</u>, 7. bası, İstanbul 1993, s. 167.<a href="#_ftnref2">[2]</a> Bu çalışmada &#8220;temsil&#8221; terimi ile doğrudan iradi temsil kastedilmektedir.</p>
<p><a href="#_ftnref3">[3]</a> Vergi yasalarında da “temsil” yerine ”vekâlet”, ”temsilci” yerine “vekil” terimlerinin kullanıldığı görülmektedir. Böyle bir kullanıma örnek olarak Vergi Usul Kanununun 94. maddesindeki “…umumi vekillerine…” ifadesi ile aynı kanunun Ek 4. maddesindeki “… resmî vekâletini haiz vekili…” ifadesi gösterilebilir.</p>
<p><a href="#_ftnref4">[4]</a> Nihal Saban, <u>Vergi Hukukunda Sorumluluk</u>, (yayınlanmamış doktora tezi), s. 17 vd.; Akif Erginay, <u>Vergi Hukuku</u>, 14. bası, Ankara 1990, s. 63.</p>
<p><a href="#_ftnref5">[5]</a> İsmail Kırca, <u>Ticari Mümessillik</u>,Ankara 1996, s. 33-35.</p>
<p><a href="#_ftnref6">[6]</a> İsmail Kırca, age, s. 116.</p>
<p><a href="#_ftnref7">[7]</a> Sadık Kırbaş, &#8220;Vergi Hukukunda Vekilin Konumu ve Yetkileri&#8221;, <u>Vergi Dünyası</u>, S. 119, Temmuz 1991, s. 55-56 vd., Şükrü Kızılot, <u>Vergi Usul Kanunu ve Uygulamaları</u>, C.5, Ankara 1991, s. 224 vd.</p>
<p><a href="#_ftnref8">[8]</a> Yılmaz Özbalcı, <u>Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları</u>, Ankara 1985, s. 141 vd.</p>
<p><a href="#_ftnref9">[9]</a> Vergi Usul Kanunu md. 94: &#8221; Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.</p>
<p>Tüzel kişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır.(&#8230;)&#8221;.</p>
<p><a href="#_ftnref10">[10]</a> Maliye Bakanlığı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Seri No: 147 (RG: t. 30.10.1982, S. 17853).</p>
<p><a href="#_ftnref11">[11]</a> Sadık Kırbaş, agm, s. 58.</p>
<p><a href="#_ftnref12">[12]</a> Ahmet Gürcan Kumrulu, <u>Vergi İşlemlerinde Hata ve Düzeltme</u>, (yayınlanmamış doktora tezi), Ankara 1979, s.185.; Sadık Kırbaş, agm, s. 58.</p>
<p><a href="#_ftnref13">[13]</a> Dn. 4. D., t. 26.1.1986 , E. 1985/3253 K. 1986/343 (Şükrü Kızılot, age, s.228, dn. 14).</p>
<p><a href="#_ftnref14">[14]</a> Maliye Bakanlığının 25.11.1988 tarih ve 74462 sayılı İç Genelgesi</p>
<p><a href="#_ftnref15">[15]</a> Yılmaz Özbalcı, age, s. 141 vd.</p>
<p><a href="#_ftnref16">[16]</a> Bu konudaki bazı tebliğ, genelge ve muktezaların künyeleri için bkz: Sadık Kırbaş, agm, s. 60, dn. 8.</p>
<p><a href="#_ftnref17">[17]</a> Maliye Bakanlığının 16.4.1986 tarih ve 2601029-125 sayılı muktezası (Şükrü Kızı<ins cite="mailto:Yüksel%20ERSOY" datetime="1998-08-06T15:26">l</ins>ot, <u>Vergi Uygulamalarıyla İlgili Muktezalar ve Danıştay Kararları</u>, 1979-1987, Ankara 1987, s.1076).</p>
<p><a href="#_ftnref18">[18]</a> Bu konudaki bazı Danıştay kararlarının künyeleri için bkz: Sadık Kırbaş, agm, s. 60, dn. 10.</p>
<p><a href="#_ftnref19">[19]</a> Akif Erginay, age, s. 60; Sadık Kırbaş, <u>Türk Vergi Hukuku,</u> Ankara 1990, s. 69.</p>
<p><strong>Not: Bu makale 1998 senesinde yüksek lisans ödevi olarak hazırlanmıştır.</strong><br />
<!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2007, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergi-hukukunda-iradi-temsil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vergilendirme Yetkisinin Temel Hak ve Özgürlüklerle İlişkisi</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergilendirme-yetkisinin-temel-hak-ve-ozgurluklerle-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergilendirme-yetkisinin-temel-hak-ve-ozgurluklerle-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2007 22:38:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[temel hak ve özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>
		<category><![CDATA[vergilendirme]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/96/</guid>
		<description><![CDATA[1. Giriş Bu çalışma vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi verilmiş, ardından Anayasadaki sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci kısımda ise Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirme yetkisine karşı duyarlı olanlar değerlendirilmiştir. 2. Vergilendirme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. </strong><strong>Giriş</strong></p>
<p>Bu çalışma vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi verilmiş, ardından Anayasadaki sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci kısımda ise Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirme yetkisine karşı duyarlı olanlar değerlendirilmiştir.</p>
<p><span id="more-96"></span></p>
<p><strong>2. </strong><strong>Vergilendirme Yetkisi</strong></p>
<p><strong>2.1 </strong><strong>Hukuki Nitelik</strong></p>
<p>Temel hak ve özgürlüklerle ilişkisi yönünden inceleyeceğimiz vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği farklı dönemlerde değişik şekillerde anlaşılmıştır. Jandarma devlet anlayışı vergilendirme yetkisini, egemenlik gibi, mutlak ve sınırsız bir hak olarak ele alırken, liberal devlet vergilendirme yetkisini “karşılıklılık” ile açıklamaya çalışmıştır. 19. yüzyılın kollektivist devleti ise vergilendirme yetkisini “fedakarlık” ve “vatandaşlık ödevi” ile izah etmiştir. Çağdaş anlayışta ise vergilendirme yetkisi “devlet egemenliğine” dayandırılmaktadır. Bu yetki devletin mali alanda egemenliği içinde yer alan en önemli yetkilerinden biridir. Devlet kamu hizmetlerini gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu mali kaynakları vergilendirme yetkisini kullanarak karşılar.</p>
<p><strong>2.2 Tarihsel Gelişim<a href="#_edn1"><strong>[1]</strong></a></strong></p>
<p>Vergilendirme yetkisinin bir kamu hukuku yetkisi olarak ortaya çıkışı ve siyasal iktidarın vergilendirme yetkisinin sınırlandırılması İngiltere&#8217;de 17. yüzyılda; kıta Avrupa’sında ise 18. ve 19. yüzyıllarda gerçekleşmiştir.</p>
<p>Ortaçağda derebeylerinin gelir kaynaklarının temelini mülk gelirleri oluşturduğu için bu dönem için genel bir vergilendirme yetkisinden söz edilmesi güçtür. 15. yüzyılın sonlarından itibaren krallıkların güçlenmeleriyle birlikte ulusal birliklerin sağlanması yolunda yapılan uzun süreli savaşlar düzenli orduların kurulmasını gerektirmiştir. Bu orduların ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ise sürekli ve düzenli vergilerin konulması ile mümkün olmuştur.</p>
<p>Batı devlerinde vergilendirme yetkisinin sınırlandırılması demokrasinin gelişimiyle paralellik arz eder. İlk demokrasi mücadelesi keyfi vergilendirmeye karşı verilmiştir<a href="#_edn2">[2]</a>. Vergilendirme yetkisine ilişkin olarak İngiltere&#8217;de bu yetkinin sınırlandırılması amaçlandığı halde, Amerika&#8217;da, İngiltere&#8217;ye karşı yürütülen bağımsızlık mücadelesinin başlangıcını söz konusu yetkinin yerli otorite tarafından kazanılması hedefi oluşturmuştur<a href="#_edn3">[3]</a>. Fransa&#8217;da, 1789 Fransız Devrimi öncesinde krallar vergilendirme yetkilerini sınırsız olarak kullanıyorlardı. Soylular ve din adamları dışında kalan halk ağır bir vergi yükü altındaydı. Fransız Devrimi sonrasında ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi&#8217;nde vergilendirmeyle ilgili iki maddeye yer verildi: 13. madde “vergide genellik ve eşitlik”, 14. madde ise “vergilerin belirliliği ve kanuniliği” ilkelerini içeriyordu. Bu ilkeler izleyen tüm Fransız anayasalarında da yer almıştır.</p>
<p><strong>2.2.2 </strong><strong>Vergilendirme Yetkisinin Türkiye&#8217;deki Gelişimi</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin teokratik ve monarşik bir yapısı vardı ve devlete hakim olan İslam hukuku vergilendirme konusunda da kurallar içeriyordu. Bu kurallara göre halktan şer&#8217;i vergiler<a href="#_edn4">[4]</a> alınıyordu. Şer&#8217;i vergiler yükümlünün ödeme gücünü dikkate alan vergilerdi. Ayrıca, padişahın mutlak egemenliğine dayanarak koyduğu örfi vergiler de vardı. Örfi vergiler bölgesel farklılıklar gözetilerek konuluyordu.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin merkezi otoritesinde zaman içinde meydana gelen zayıflama vergilendirme yetkisinde de etkisini göstermiştir<a href="#_edn5">[5]</a>. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa devletlerine tanınan Kapitülâsyonlar devletin vergi gelirlerinin azalmasına yol açmış, meydana gelen açıkların kapatılması için 19. yüzyıldan itibaren &#8211; iç ve dış &#8211; borçlanma yoluna gidilmiştir. Alınan borçlara karşılık çoğu kez devletin vergi gelirleri gösterilmiştir. Osmanlı hazinesinin borçlarını ödeyemez duruma düşmesi sonucu 1882 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi&#8217;nin kurulması ile Osmanlı Devleti mali egemenliğini tümüyle yitirmiştir.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;nın kazanılmasıyla beraber Türkiye, 1923&#8242;de Lozan Barış Anlaşması ile Kapitülâsyonları ve Düyun-u Umumiye İdaresi&#8217;ni kaldırmış; kurduğu yeni anayasal düzeniyle vergilendirme yetkisini yeniden şekillendirmiştir.</p>
<p><strong>2.3 Vergilendirme Yetkisinin Anayasal İlkeler ile İlişkisi<a href="#_edn6"><strong>[6]</strong></a></strong></p>
<p><strong>2.3.1 Hukuk Devleti Kavramı ve Vergilendirme Yetkisi</strong></p>
<p>1982 Anayasasının 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti “sosyal bir hukuk devletidir”. Hukuk devleti, hukukun egemen olduğu ve vatandaşların hukuki güvenliğe sahip bulunduğu devlet olarak tanımlanmaktadır<a href="#_edn7">[7]</a>. Hukuk devleti, vergilendirme yetkisinin yasama ya da yürütme organları tarafından keyfi olarak kullanılmasını önlemeye çalışır. Bu ilke vergilendirme alanında pek çok alt ilkecik şeklinde karşımıza çıkar. Örneğin, Anayasanın 73/3. maddesi “vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir, kaldırılır” hükmüyle “vergide yasallık” ilkesini getirmiştir.</p>
<p>Hukuk devleti kavramının “kanun önünde eşitlik ilkesi” (Anayasanın 10. maddesi), vergilendirme alanında “genellik ve eşitlik ilkeleri” olarak karşımıza çıkar. <em>Genellik ilkesi</em> toplumun bütün bireylerinin mali güçleri oranında vergi yükümlüsü olmasını gerektirir. <em>Eşitlik ilkesi</em> ise mali koşulları benzer olanların eşit işleme tabi tutulmasını (yatay adalet), farklı mali koşullarda bulunan kişilere ise farklılıkları oranında değişik işlem yapılmasını gerektirir (dikey adalet)<a href="#_edn8">[8]</a>.</p>
<p><strong>2.3.2 </strong><strong>Sosyal Devlet Kavramı ve Vergilendirme Yetkisi</strong></p>
<p>Yukarıda da vurgulandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti “sosyal bir hukuk devletidir”. Sosyal devlette sosyal adaletin, sosyal refahın ve sosyal güvenliğin sağlanması amaçlanır. Sosyal devlette gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlikleri gidermek amacıyla vergilendirme yetkisini kullanarak ekonomiye müdahale eder. Örneğin gelir vergisi tarifesinde artan oranlılık kullanılarak yüksek gelire sahip yükümlülerden daha yüksek vergi alınması sağlanır.</p>
<p>Sosyal devlet ilkesi, hukuk devleti ilkesine göre daha belirsiz ölçütlere dayanması ve siyasi tercihlere daha fazla yer vermesi sebebiyle vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlükler lehine sınırlandırılmasında daha az rol oynamaktadır.</p>
<p>Vergilendirme yetkisi devletin mali kaynak ihtiyacının giderilmesinin ötesinde ekonomik ve sosyal amaçlarla da kullanılmaktadır. Bu çeşit vergilere “yönlendirici vergiler” denilmektedir. Bu vergi yasalarıyla bir kısım vergiyi doğuran olay özendirilmeye ya da caydırılmaya çalışılmaktadır. Bu yapılırken temel hak ve özgürlükler zedelenebilmektedir<a href="#_edn9">[9]</a>.</p>
<p>Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirmeye karşı duyarlı olanlar aşağıda incelenecektir. Bu temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabilmesinde kendi özel düzenlemelerin yanı sıra Anayasanın 13. maddesindeki genel sınırlama nedenleri de göz önünde tutulur.</p>
<p><strong>3. </strong><strong>Vergilendirme Yetkisine Karşı Duyarlı Olan Temel Hak ve Özgürlükler</strong></p>
<p>1982 Anayasasının Temel Hak ve Özgürlükler başlıklı ikinci kısmında yer alan hak ve özgürlüklerden vergilendirmeye karşı duyarlı olanları aşağıda incelenmişlerdir.</p>
<p><strong>Madde 18: Zorla Çalıştırma Yasağı</strong></p>
<p>Anayasanın 18. maddesi kişilerin zorla çalıştırılmalarını yasaklamaktadır. Aynı madde ile zorla çalıştırma yasağına yasalarla belirli alanlarda istisnalar getirilebileceği düzenlenmiştir<a href="#_edn10">[10]</a>. Yasa ile düzenlenmiş olsalar dahi, bu istisnalar keyfi uygulamalara müsait, eşitlik ilkesini<a href="#_edn11">[11]</a>, kişi özgürlüğünü<a href="#_edn12">[12]</a> ve kişi dokunulmazlığını<a href="#_edn13">[13]</a> zedeleyici olamazlar.</p>
<p>Anayasa mahkemesi eski bir kararında Köy Kanunu ile öngörülmüş bazı zorla çalıştırma durumlarını eşitlik ilkesi ve zorla çalıştırma yasağı açısından ele almış, bu düzenlemeleri Anayasaya aykırı bulmamıştır<a href="#_edn14">[14]</a>. Çalışma fiili çoğu kez ekonomik nitelik taşıdığı için kişinin çalıştırılması bir mali yükümlülük olarak da değerlendirilmelidir. Zorla çalıştırma, kişinin mali alanına tecavüz etmek olduğu gibi, şahsi özgürlüğüne de müdahale etmek anlamına geleceğinden yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesi kararına katılma katılmak zordur.</p>
<p><strong>Madde 19: Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği</strong></p>
<p>Anayasanın 19. maddesi kişi hürriyetinin, idarenin keyfi işlem ve eylemleri ile kısıtlanmasını önlemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Vergi yasalarında da hürriyeti bağlayıcı cezalar öngörülebileceği düşünüldüğünde, vergilendirme işlemlerine bağlı olarak verilecek mahkeme kararlarıyla da kişi hürriyeti ve güvenliğine tecavüz edilmesi mümkün görülebilecektir<a href="#_edn15">[15]</a>. Hürriyeti bağlayıcı cezaların uygulanmasına yol açan bireysel vergilendirme işlemlerine temel olan yasal düzenlemelerde, “vergilendirmede belirlilik ilkesine” uyulması halinde Anayasaya uygun bir sınılama getirilmiş olur. Böylelikle vergilendirme alanında keyfi uygulamalarla kişi güvenliğine el uzatılmasının önüne geçilebilir.</p>
<p><strong>Madde 20: Özel Hayatın Gizliliği</strong></p>
<p>Anayasanın20.<a href="#_edn16">[16]</a> maddesi, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğini korumaktadır. Kişinin içinde bulunduğu ekonomik koşulların ve sahip olduğu ekonomik sırların özel hayatın oldukça önemli bir unsurunu oluşturması sebebiyle, kişinin mali durumunun da özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Dolayısıyla kişinin mali durumunun gizliliği, özel hayatın gizliliği kapsamında korunmalıdır<a href="#_edn17">[17]</a>.</p>
<p>Vergi yasaları vergilendirme işlemlerinin gereği olarak, kişilerin özel hayatlarına bir ölçüde girerler. Bu müdahale Anayasanın getirdiği sınırlar içerisinde kaldığı sürece kabul edilebilir. Vergi Usul Kanununun 5. ve 362. maddeleri ve 6183 sayılı Amme Alacaklarını Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 107. maddesi ile kişilerin mali durumlarının gizliliğinin korunması için getirilen hükümler, Anayasada öngörülenden daha geniş bir güvence sağlamaktadır. Bu hükümlerle, kural olarak, devlet görevlilerinin vergilendirme yetkisini kullanırken öğrendikleri, yükümlüye ait mali ve diğer özel sırların üçüncü kişilere açıklanması yasaklanmaktadır.</p>
<p>Bu açıdan 6183 sayılı Kanunun 107. maddesine 3944 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile eklenen fıkralarla getirilen, vergi borçlularının kamuoyuna açıklanabileceğini öngören düzenleme dikkat çekicidir<a href="#_edn18">[18]</a>. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir<a href="#_edn19">[19]</a>.</p>
<p><strong>Madde 23: Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü</strong></p>
<p>Anayasanın 23. maddesi herkesin yerleşme ve seyahat özgürlüğüne sahip olduğunu düzenlemiş ve yerleşme ve seyahat özgürlüğünün hangi durumlarda sınırlanabileceğini göstermiştir<a href="#_edn20">[20]</a>.</p>
<p>Vergi yasalarıyla ve diğer yasalardaki vergilendirmeye ilişkin hükümlerele yerleşme ve seyahat hürriyeti kapsamında yer alan “yurt dışına çıkma hürriyeti” sıkça sınırlandırılmaktadır. Vergi bir vatandaşlık ödevi kabul edilebileceğinden Anayasanın 23/4. maddesi kapsamında vergi borçlularının yurt dışına çıkmasını önleme amacını güden düzenlemeler getirilmesi mümkündür.</p>
<p>Bu kapsamda, 1950 tarih ve 5680 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22. maddesine göre yetkili makamlarca vergi borcu olduğu bildirilen kişilere pasaport verilmez; verilmişse geri alınır. Ayrıca sınır kapısı buluna yerlerin emniyet müdürlüklerine de durum bildirilerek, vergi borçlularının yurt dışına çıkmalarına fiilen engel olunabilmektedir.</p>
<p>Bu açıdan yetkili makamların doğru bilgilendirilmesi, seyahat özgürlüğü açısından büyük önem taşımaktadır. Vergi borcu bulunmayan bir vatandaşın yurt dışına çıkmasına yanlış ve gereksiz engeller çıkartılması, Anayasada güvence altına alınmış olan yerleşme ve seyahat özgürlüğüne tecavüz edilmesini ifade eder ki; yasalarımızda bu husus yeterince korunmamıştır.</p>
<p><strong>Madde 24: Din ve Vicdan Özgürlüğü</strong></p>
<p>Anayasanın 24. maddesi “herkesin din, vicdan ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu, kimsenin devletin &#8230;ekonomik&#8230; düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmayacağını” düzenlemektedir<a href="#_edn21">[21]</a>.</p>
<p>Bu açıdan Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesi<a href="#_edn22">[22]</a> incelemeye değer bir hüküm niteliği taşımaktadır<a href="#_edn23">[23]</a>: Maddede vergi mükelleflerinin yıllık beyanname ile bildirecekleri gelirden yapabilecekleri indirimler gösterilmektedir. Söz konusu indirimler arasında, genel bütçeye dahil idarelere, il özel idarelerine, belediyelere veya köylere bağışlanan <em>camilerin</em> inşası veya bunların faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yapılan yardımlar da sayılmıştır. Bu hüküm, devletin ekonomik düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılması olarak kabul edilebileceğinden Anayasanın 24. maddesine, ayrıca din ayrımı gözetmesinden dolayı Anayasanın 10. maddesine aykırı gözükmektedir.</p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanunu’nda, beyan edilecek gelirden yapılabilecek indirimleri düzenleyen 14. maddede bu şekilde bir düzenleme yer almazken, Kanuna eklenen geçici 25. madde ile Gelir Vergisi Kanunu’ndakine paralel, Anayasaya aykırı bir düzenleme getirilmiştir.</p>
<p><strong>Madde 35: Mülkiyet ve Miras Hakkı</strong></p>
<p>1982 Anayasasının 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı<a href="#_edn24">[24]</a>, 1961 Anayasından farklı olarak sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde değil de kişi hakları ve ödevleri bölümünde düzenlenmiştir. Bu, 1982 Anayasasının mülkiyet ve mirası bir hak olarak, klasik hak ve özgürlükler arasınad algıladığını göstermektedir.</p>
<p>Her vergi ya da mali yükümlülük mülkiyete müdahale edilmesini gerektirdiği için, mülkiyet ve miras hakları vergilendirme açısından oldukça hassastırlar. Anayasa Mahkemesi’nin 7/11/1989 tarih ve 6/42 sayılı kararında, kamusal gereksinimlri karsılamak için kişi ve kuruluşların malvarlıklarının bir bölümünün devlete geçirilmesi, bu yolla kamuya aktarılması anlamındaki verginin salınıp toplanması zorunluluğunun açık olduğu, ancak bunun Anayasal sınırlar içinde mümkün olabileceği vurgulanmıştır<a href="#_edn25">[25]</a>.</p>
<p>Veraset ve intikal vergisi, gelir vergisi, taşıt alım vergisi ve emlak vergisi mülkiyet hakkına sınırlama getiren en önemli vergilerdir. Bu ve benzeri vergilerin oranlarının ölçülü tutulması halinde Anayasanın 35. ve 13. maddeleri kapsamında bir sınırlama getirilmiş olacak, bu vergilerin Anayasaya aykırılığı düşünülmeyecektir.</p>
<p><strong>Madde 41: Ailenin Korunması</strong></p>
<p>Anayasanın 41. maddesi devlete aile birliğinin korunması için gereken önlemleri alma görevini yüklemiştir. Bu kapsamda devletin aile bütünlüğünü bozacak, aile huzur ve refahını zedeleyecek fiillerden kaçınması gerektiği de anlaşılmaktadır.</p>
<p>Vergi yasalarında da aileyi koruma yönelmiş tedbirler yer almalıdır. Oysa Gelir Vergisi Kanunu’nun 93. maddesinde Alman Hukukundan<a href="#_edn26">[26]</a> esinlenerek düzenlenen “aile reisi beyanı usulü”, artan oranlı vergi tarifesinin uygulanması sonucu, aile fertlerinin kişisel ve ailenin toplam vergi yükünün artmasına yol açmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 93. maddesi ve buna paralel hükümler içeren diğer maddeleri (21. ve 107. maddeler) Anayasanın ailenin korunmasını öngören 41. maddesine aykırıdırlar<a href="#_edn27">[27]</a>.</p>
<p><strong>Madde 48-49: Çalışma ve Sözleşme Özgürlüğü ve Çalışma Hakkı ve Ödevi</strong></p>
<p>Anayasa 48. maddesindeçalışma ve sözleşme özgürlüğünü<a href="#_edn28">[28]</a>, 49. maddesinde de çalışma hakkı ve ödevini<a href="#_edn29">[29]</a> düzenlemiştir.</p>
<p>Bu alanda vergi yasaları önemli rol oynar. Vergi yasalarıyla ekonomiyi düzenlemeye yönelmiş sınırlayıcı veya kolaylaştırıcı önlemler getirilmektedir(vergi muafiyetleri ve istisnaları, vergi indirimleri gibi). Bu önlemler çalışma özgürlüğünü doğrudan etkiliyebilmektedir. Bu etkilerin anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığının tespitinde Anayasanın 13. maddesinde yer alan ölçütlerden yararlanılır. Örneğin, bir vergi oranının aşırı yüksek tutulması, bir mesleğin ya da çalışmanın sürdürülmesini ekonomik olarak imkansız hale getiriyorsa, öngörülen amaç dışında bir sınırlama vardır ve çalışma özgürlüğüne Anayasaya aykırı olarak müdahale edilmiş demektir.</p>
<p>Nitekim Gelir Vergisi Kanunu&#8217;na 3/12/1988 tarih ve 3505 sayılı Kanun ile eklenen geçici 32. maddede düzenlenen “hayat standardı esası” çalışma özgürlüğüne ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir<a href="#_edn30">[30]</a>. Aynı şekilde, Gelir Vergisi Kanunu’nun “gider kabul edilmeyen ödemeler” başlığını taşıyan 41. maddesinin 2. bendi, işletmede fiilen çalışsalar dahi, işletme sahibinin eşine ve çocuklarına çalışmaları karşılığında ödenen ücretlerin gider olarak indirilmesini engellemektedir. Bu hüküm de Anayasanın çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile çalışma hakkı ve ödevini düzenleyen 48/1 ve 49/1, 2. maddelerine ve ayrıca ailenin korunmasına ilişkin Anayasanın 41. maddesine aykırı gözükmektedir.</p>
<p><strong>Madde 55: Ücrett Adaletin Sağlanması</strong></p>
<p>Anayasanın 55. madesi ücreti, emeğin karşılığı olarak tanımlamış, devleti, çalışanların emeklerinin karşılığı olarak adaletli bir ücret elde etmelerini sağlamakla görevlendirilmiştir. 55. madde, bireyin ekonomik gelişimini adaletli bir şekilde sağlamayı amaçladığından, ücret ile diğer gelir gruplarının vergilendirilmeleri arasında adaletin sağlanması da bu madde kapsamında ele alınmalıdır.</p>
<p>Ücretler ile diğer gelir grupları arasındaki temel farklar şu şekilde özetlenebilir: Gelir Vergisi kapsamında vergi yükü en ağır olan kesim ücretlilerdir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1990 yılı verilerine göre ücretlilerin milli gelir içindeki payı %15 dolaylarındadır ve vergi yükü ise toplam gelir vergisinin 2/3’ünü oluşturmaktadır<a href="#_edn31">[31]</a>. Ücretlerde gelir vergisi kaynakta, yani ücret daha çalışanaın eline geçmeden kesilmekte iken diğer gelir grupları yıllık beyanname ile vergilendirilirler; vergi elde edildiği yıl değil, bir sonraki yıl içinde &#8211; üç taksitte &#8211; ödenir. Ayrıca, ücretlilerin vergi kaçırması pek mümkün değildir.</p>
<p>Ücret ile diğer gelir gruplarının arasındaki adaletsizlikleri azaltmak amacıyla Gelir Vergisi Kanunu’nun 31. maddesiyle ücretlilere mahsus olmak üzere “özel indirim” ve “sakatlık indirimi” öngörülmüştür. Diğer taraftan, diğer gelir gruplarının &#8211; beyan usulünün niteliği gereği &#8211; vergilerinin gelirin elde edilmesinden bir yıl sonra ödenmesinin, ücretliler aleyhine neden olduğu ayrımın önüne geçmek (ayrıca vergi kaçırılmasını önlemek ve enflasyon sebebiyle Türk Lirası’nın değeri azalmadan vergiyi tahsil etmek) için Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 120. maddesi ile “Geçici Vergi” (peşin ödeme) usulü öngörülmüştür<a href="#_edn32">[32]</a>.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen Gelir Vergisi Kanunu, ücretlerin vergilendirilmesi açısından adaletsiz bir yapı sergilemektedir. Ücretler oldukça yüksek oranlarala vergilendirilmektedir (GVK 94. ve 103. maddeler). Buna, katma değer vergisi ve ülkemizdeki enflasyonist ortam da eklenince Türk vergi mevzuatının Anayasanın ücrette adaletin sağlanmasını öngören amir hükümleriyle çatışıtığı görülmektedir<a href="#_edn33">[33]</a>.</p>
<p><strong>Madde 57: Konut Hakkı</strong></p>
<p>Anayasanın 57. maddesi devlete, kişilerin konut ihtiyacını karşılayacak önlemelri alma görevini yüklemiştir. Bu amaçla kanun koyucu vergilendirme yetkisini kullanırken indirimler, istisnalar, muafiyetler öngörmek suretiyle kişilerin konut edinmesini kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Vergi sistemimiz kişilerin konut ihtiyacının giderilmesi açısından Anayasanın öngördüğü şekilde hükümler içermektedir. Buna örnek olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun 21. maddesi gösterilebilir. Bu maddeye göre binaların konut olarak kiraya verilmesi halinde elde edilen hasılatın belli bir kısmı vergiden istisna edilebilmektedir<a href="#_edn34">[34]</a>.</p>
<p>Emlak Vergisi Kanunu’nda da kişilerin konut ihtiyacının karşılanması amacıyla pek çok kolaylık öngörülmüştür. Örneğin, Emlak Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinde konut olarak kullanılan binalar için vergi oranı daha düşük olarak belirlenmiştir (binde dört). Mükerrer 8. madde ile de Bakanlar Kurulu’na belli koşullar dahilinde bu oranı daha da indirme yetkisi tanınmıştır<a href="#_edn35">[35]</a>. Ayrıca 2982 sayılı Kanun ile kalkınmada öncelikli yörelerde konut inşaatına tahsis edilen arazi ve arsalar vergiden muaf tutulmaktadırlar.</p>
<p><strong>4. </strong><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bu çalışma, kamu hukuku bütünü içinde yer alan vergi hukuku ile anayasa hukukunun inceledikleri konulardan ikisinin, vergilendirme yetkisi ile temel hak ve özgürlüklerin ilişkisini incelemeye çalıştık.</p>
<p>Vergilendirme yetkisi, temelini devlet egemenliğinde bulan ve tarihsel gelişim içinde demokratikleşme oranında sınırları çizilen bir yetki olarak karşımıza çıkmıştır.</p>
<p>Anayasamızda ifadesini bulan temel hak ve özgürlüklerin pek çoğu vergilendirmeye karşı duyarlıdır. Bu hak ve özgürlüklerin incelenmesi göstermiştir ki, negatif statü hakları diyebileceğimiz “kişi güvenliği”, “din ve vicdan özgürlüğü”, “özel hayatın gizliliği” gibi hak ve özgürlüklere vergi yasalarıyla da &#8211; vergilendirme yetkisinin anayasal sınırşar dışında kullanılması sonucu &#8211; müdahale edilebilmektedir ve halen yürürlükte bulunan vergi yasalarında da, bu yönüyle, Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüz hükümler yer almaktadır.</p>
<p>Pozitif statü hakları olarak ifade edebileceğimiz “ailenin korunması”, “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”, “ücrette adaletin sağlanması” gibi hak ve özgürlüklerin gerçekleşmesi açısından da devletin, vergilendirme yetkisinden yeterince yararlanamadığı görüşüne varılmıştır.</p>
<p>Çalışmada vurgulanmamakla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin, akçalı konularda denetim yaparken, kişi özgürlükleri karşısında biraz daha devlet yanlısı bir yaklaşım sergilediği düşüncesindeyiz. anayasaya aykırı olduğu görüşünde olduğumuz vergi yasalarının bazı hükümleri, bu yaklaşıma bağlı olarak iptal edilmemiş olabilirler. Anayasa Mahkemesi’nin, devletin vergilendirme yetkisini kullanırken, temelhak ve özgürlüklere yaptığı müdahaleleri incelerken, devletin vergilendirme yetkisini sınırlandırıcı bir yaklaşım sergilemesiyle vergi sistemimizin Anayasa’da düzenlenen hürriyetlerle daha uyuyumlu bir şekil alacağı kanısındayız.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p><strong>1- </strong><strong>Çağan Nami,</strong> Vergilendirme Yetkisi, İstanbul 1982</p>
<p><strong>2- </strong><strong>Güneş Gülsen,</strong> Veriginin Yasallığı İlkesi, Doktora Tezi, İstanbul 1992</p>
<p><strong>3- </strong><strong>Kumrulu Ahmet,</strong> Vergi Hukukunun Bir Kısım Anayasal Temelleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 36’dan ayrı bası, Ankara 1981</p>
<p><strong>4- </strong><strong>Öncel Mualla,</strong> Enflasyon ve Vergilendirme, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44’den ayrı bası, Ankara 1995</p>
<p><strong>5- </strong><strong>Öncel Mualla &#8211; Kumrulu Ahmet &#8211; Çağan Nami, </strong>Vergi Hukuku, Ankara 1995</p>
<p><strong>6- </strong><strong>Özman Aydoğan,</strong> İnsan Hakları ile İlgili Temel Metinler, Ankara 1967</p>
<p><strong>7- </strong><strong>Soysal Mümtaz, </strong>100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul 1986</p>
<p><strong>8- </strong><strong>Tanör Bülent,</strong> Osmanlı &#8211; Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 1992</p>
<hr size="1" />
<p><a href="#_ednref1">[1]</a> Ayrıntılı bilgi için bakınız: Nami Çağan, Vergilendirme Yetkisi, İstanbul 1982, sayfa 13 vd.<a href="#_ednref2">[2]</a> İngiltere’de kralın mutlak iktidarını sınırlandıran ilk anayasal belge olduğu kabul edilen Magna Carta Libertatum’da, kralın vergilendirme yetkisini sınırlandıran hükümler yer almakta idi (md. 12, 14, 15). Bakınız: Aydoğan Özman, İnsan Hakları ile İlgili Temel Metinler, Ankara 1967, sayfa 4, 5</p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><a href="#_ednref3">[3]</a> Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın en önemli nedenlerinden biri İngiltere&#8217;nin Amerika’daki sömürgelerinin vergilendirme yetkisine müdahale etmesi olmuştur. Bu müdahale ile bozulan ilişkiler, Amerika’nın bağımsızlığını ilan etmesi ile sonuçlanmıştır.</p>
<p><a href="#_ednref4">[4]</a> Zekat, öşür, haraç ve cizye</p>
<p><a href="#_ednref5">[5]</a> 1808 Sened-i İttifak (md. 3, 7), 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanı ile padişahın vergilendirme yetkisi sınırlandırılmış, yükümlülerin ödeme gücüne göre vergi konulması öngörülmüş ve önceden kanunla tespit edilenler dışında keyfi vergilerin konulması yasaklanmıştır. Bakınız: Bülent Tanör, Osmanlı &#8211; Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 1992, sayfa 32, 67, 72</p>
<p><a href="#_ednref6">[6]</a> Ayrıntılı bilgi için bakınız: Mualla Öncel &#8211; Ahmet Kumrulu &#8211; Nami Çağan, Vergi Hukuku, Ankara 1995, sayfa 39 vd., Ahmet Kumrulu, Vergi Hukukunun Bir Kısım Anayasal Temelleri, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 36&#8242;dan ayrı bası, Ankara 1981, sayfa 152</p>
<p><a href="#_ednref7">[7]</a> Bakınız: Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul 1986, sayfa 243</p>
<p><a href="#_ednref8">[8]</a> Yatay adalet, hukuk devleti kavramının yasa önünde eşitlik ilkesiyle, dikey adalet kavramı ise sosyal devlet kavramı ile ilişkilidir.</p>
<p><a href="#_ednref9">[9]</a> Anayasa madde 13: “Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak sınırlanabilir.</p>
<p>Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.</p>
<p>Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir.”</p>
<p><a href="#_ednref10">[10]</a> Anayasa madde 18: “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.</p>
<p>Şekil ve şartları kanunda düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.”</p>
<p><a href="#_ednref11">[11]</a> Anayasa madde 10</p>
<p><a href="#_ednref12">[12]</a> Anayasa madde 19</p>
<p><a href="#_ednref13">[13]</a> Anayasa madde 17</p>
<p><a href="#_ednref14">[14]</a> Anayasa Mahkemesi, 5/1/1965, 198/1, AMKD, tarih 1971, sayı 3, sayfa 8</p>
<p><a href="#_ednref15">[15]</a> Örneğin, Vergi Usul Kanunu’nun 358 – 363. maddelerinde, vergi yasalarına aykırı kimi fiiler için hürriyeti bağlayıcı cezalar öngörülmüştür.</p>
<p><a href="#_ednref16">[16]</a> Anayasa madde 20: “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Adli soruşturma ve kovuşturmaların gerektirdiği istisnalar saklıdır.</p>
<p>Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.</p>
<p><a href="#_ednref17">[17]</a> Anayasa Mahkemesi, 26-27/9/1967, 336/29, AMKD, tarih 1975, sayı 28</p>
<p><a href="#_ednref18">[18]</a> 6183 sayılı Kanun’a 3946 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile eklenen fıkralar: “Ödeme müddetinin bitim tarihinden itibaren altı ay geçmesine rağmen, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi ve bunların fer’ileri ve cezaları ile bu vergiler dışında kalan ve vergi, resim, harç niteliğinde olmayan diğer amme alacaklarını ödemeyen amme borçlularının ad ve ünvanları ile borç miktarları, yılda en çok bir defa Maliye Bakanlığınca topluca ilan edilebilir.</p>
<p>Bu ilan sırrın ifşaı ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre vergi mahremiyetinin ihlali sayılmaz.</p>
<p>Maliye Bakanlığı, ilan edilecek amme alacaklarını nev’ileri ve asgari miktarı itibariyle sınırlamaya, ilanın şeklini, yapılacağı yer ve zaman ile diğer usul ve esasları tespit etmeye yetkilidir.”</p>
<p><a href="#_ednref19">[19]</a> Anayasa Mahkemesi, 19/3/1987, 5/7, RG. 12/11/1987, sayı 19632, sayfa 31-32</p>
<p><a href="#_ednref20">[20]</a> Anayasa madde 23: “Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.</p>
<p>Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;</p>
<p>Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;</p>
<p>Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.</p>
<p>Vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyeti, ülkenin ekonomik durumu, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.</p>
<p>Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.</p>
<p><a href="#_ednref21">[21]</a> Anayasa madde 24/5: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”</p>
<p><a href="#_ednref22">[22]</a> 3329 sayılı Kanun’un 63. maddesi ile değişik şekli</p>
<p><a href="#_ednref23">[23]</a> Kurumlar Vergisi Kanunu’nun geçici 25. maddesinde de aynı yönde bir düzenleme yer almaktadır.</p>
<p><a href="#_ednref24">[24]</a> Anayasa madde 35: “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.</p>
<p>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.</p>
<p>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”</p>
<p><a href="#_ednref25">[25]</a> Anayasa Mahkemesi, 7/11/1989, 6/42, RG. 6/4/1990, sayı 20484, sayfa 30</p>
<p><a href="#_ednref26">[26]</a> Federal Alman Anayasa Mahkemesi, Gelir Vergisi Kanunlarında yer alan ‘aile reisi beyanı’ usulünü Alman Anayasasının eşitlik ve ailenin korunması ilkelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Bakınız: Nami Çağan, Vergilendirme Yetkisi, İstanbul 1982, sayfa 157</p>
<p><a href="#_ednref27">[27]</a> Söz konusu maddeler Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilememiştir, çünkü 1961 Anayasasınının geçici 4. maddesine göre 27/5/1960 – 6/1/1961 arası dönemde çıkarılan yasalar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılamayacağı gibi, itiraz yoluyla dahi mahkemelerde Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulamıyordu. Bu konu, 1982 Anayasası döneminde de Anayasa Mahkemesi gündemine gelememiştir. Oysa Gelir Vergisi Kanununun 93. maddesi başta Anayasa md. 41 ‘ailenin korunması’ olmak üzere, md. 10 ‘kanun önünde eşitlik’, md. 48 ‘çalışma ve sözleşme özgürlüğü’ ve md. 73. ‘mali güce göre vergilendirme ve vergi adaleti’ ilkelerine aykırı gözükmektedir.</p>
<p><a href="#_ednref28">[28]</a> Anayasa madde 48: “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</p>
<p>Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayıcı tedbirleri alır.”</p>
<p><a href="#_ednref29">[29]</a> Anayasa madde 49: “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.</p>
<p>Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.</p>
<p>Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır.”</p>
<p><a href="#_ednref30">[30]</a> Anayasa Mahkemesi, 7/11/1988, RG. 6/4/1990, sayı 20484, sayfa 32-33</p>
<p><a href="#_ednref31">[31]</a> Bakınız: Gülsen Güneş, Verginin Yasallığı İlkesi, Doktora Tezi, İstanbul 1992, sayfa 95</p>
<p><a href="#_ednref32">[32]</a> Geçici Vergi (peşin vergi ya da peşin ödeme), yükümlülerin bir sonraki yıl tarh ve tahsil edilecek vergilerden mahsup edilmek üzere, içinde bulundukları yıl içinde belirli yöntemlere göre tespit edilen ve önceden yapılan ödemeyi ifade eder. Bakınız: Mualla Öncel &#8211; Ahmet Kumrulu &#8211; Nami Çağan, Vergi Hukuku, Ankara 1995, sayfa 133, 345</p>
<p><a href="#_ednref33">[33]</a> Bakınız: Mualla Öncel, Enflasyon ve Vergilendirme, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 44’den ayrı bası, Ankara 1995, sayfa 492 vd.</p>
<p><a href="#_ednref34">[34]</a> Bakınız: Mualla Öncel &#8211; Ahmet Kumrulu &#8211; Nami Çağan, Vergi Hukuku, Ankara 1995, sayfa 322</p>
<p><a href="#_ednref35">[35]</a> Halen bu oran binde iki olarak uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Not: Bu makale 1998 senesinde yüksek lisans ödevi olarak hazırlanmıştır.</strong></p>
<p><!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2007 &#8211; 2009, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2007/02/27/vergilendirme-yetkisinin-temel-hak-ve-ozgurluklerle-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muktezalar (Özelgeler)</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2007/01/10/muktezalar-ozelgeler/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2007/01/10/muktezalar-ozelgeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2007 10:02:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>sirkülerle</category>
	<category>sirkülerde</category>
	<category>sirkülerlerin</category>
	<category>sirkülerler</category>
	<category>sirküler</category>
	<category>sirküler</category>
	<category>gelirler</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2007/01/10/85/</guid>
		<description><![CDATA[Muktezalar (özelgeler), bağlayıcılık ve yeni vergi normu koyma ölçütüne göre asli kaynak niteliği taşımayan, ikincil nitelikte, vergi hukukunun &#8220;açıklayıcı&#8221; kaynaklarındandırlar.[1] Vergi Usul Kanunu&#8217;nun 413. maddesine göre, mükellefler (yükümlüler), Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından belirsiz ve kararsızlığa neden olan hususlar hakkında açıklama istiyebilirler. Yetkili makamlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muktezalar (özelgeler), bağlayıcılık ve yeni vergi normu koyma ölçütüne göre asli kaynak niteliği taşımayan, ikincil nitelikte, vergi hukukunun &#8220;açıklayıcı&#8221; kaynaklarındandırlar.[1]</p>
<p>Vergi Usul Kanunu&#8217;nun 413. maddesine göre, mükellefler (yükümlüler), Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından belirsiz ve kararsızlığa neden olan hususlar hakkında açıklama istiyebilirler. Yetkili makamlar yazı ile istenecek açıklamayı yazı ile veya sirkülerle cevaplamak zorundadırlar. Alacakları cevaplara göre hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı zorunlu kılsa bile ceza kesilmez.</p>
<p>Mükellefler bağlı oldukları vergi dairesi başkanlıklarına veya defterdarlıklara bir dilekçe ile başvurmak yoluyla mukteza talebinde bulunabilirler. Muktezalar, kendilerine verilen muktezaya göre hareket eden mükellefleri bunun neticesinde doğabilecek vergi cezalarına karşı korumakla beraber, vergi borcu asıllarına, gecikme zammı ya da faizlerine karşı koruma sağlayamazlar.</p>
<p>Muktezalar sadece verildikleri mükellefler  bakımından geçerlidirler. Diğer mükellefler, başka mükelleflere verilmiş muktezalara dayanarak ilgili vergi cezalarına karşı korunma elde edemezler. İşte bundan dolayı, mükellefler aynı ya da benzer konularda sıklıkla mukteza talebinde bulunabilmektedirler. Bu da Maliye Bakanlığı&#8217;nın iş yükünün lüzumsuz yere artmasına sebep olmaktadır.</p>
<p>Maliye Bakanlığı&#8217;nın bu sorunu gidermek için 2003 yılında yayınladığı bir genel tebliğ muktezalardan yararlanabilecek mükelleflerin kapsamını genişletmiştir:[2]</p>
<blockquote><p>&#8220;(M)ükelleflere kolaylık sağlamak amacıyla tayin edilen muktezalardan özellik arz edenler periyodik olarak sirküler halinde yayımlanacaktır. Ayrıca, Bakanlığımızca, yapılacak mukteza taleplerinin sirkülerle cevaplandırılması yoluna gidilebilecektir. Sirkülerler, Gelirler Genel Müdürlüğünün www.gelirler.gov.tr internet adresinde yayımlanacaktır.</p>
<p>Durumları sirkülerde yayımlanan olaya uyan ve yapılan açıklamalar doğrultusunda işlem yapan mükellefler adına Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan hüküm uyarınca herhangi bir cezai işlem yapılmayacaktır.&#8221;</p></blockquote>
<p>Eski haliyle Gelirler Genel Müdürlüğü&#8217;nün,  yeni haliyle Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın vebsitesinin &#8220;mevzuat&#8221; bölümünde &#8220;kanunlar&#8221; başlığı altında yürürlükteki vergi kanunlarıın metinlerinin yanı sıra her bir kanun bakımından ayrı ayrı tasnif edilmiş şekilde ikincil kaynakların metinleri de yer almaktadır.[3] 1996 yılından günümüze kadar yayınlanmış pek çok mukteza da bu sitede yerlerini almışlardır. Bunun yanı sıra, 1996 &#8211; 1998 yılları arasında verilen muktezalardan derlenmiş ve Gelirler Genel Müdürlüğü&#8217;nün 1999 yılında yayınlmış olan &#8220;Türk Vergi Kanunları Uygulamalarına İlişkin Özelgeler (Muktezalar)&#8221; başlıklı kitaba da Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın vebsitesinden erişmek mümkündür.[4]</p>
<p>Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın vebsitesinde yayınlanmış olan muktezalardan mükelleflerin Maliye Bakanlığı&#8217;nın yukarıda değinilen genel tebliği kapsamında yararlanıp yararlanamayacağı konusunda üzerinde durulması açıklığa kavuşturulması gereken bir husus bulunmaktadır. Şöyle ki, tebliğ, bazı mukteza taleplerinin &#8220;sirküler&#8221; ile cevaplandırılıp bu sirkülerlerin &#8220;www.gelirler.gov.tr&#8221; adresinde yayınlancağını öngörmektedir. Söz konusu site incelendiğinde sitede, her bir kanun bakımından ayrı ayrı tasnif edilmiş şekilde, &#8220;özelgeler&#8221; ve &#8220;sirküler&#8221; başlıkları altında açıklayıcı ikincil kaynak niteliğinde metinler yayınlandığı ve fakat muktezaların sirküler şeklinde yayınlanmadığı görülmektedir.  Bu şekle aykırılık, sözkonusu sitede yayınlanan muktezlardan müklleflerin değinilen tebliğ kapsamına yararlanamayacakları neticesinin çıkarılmasına sebep olabilir. Yine de tebliğin hizmet ettiği amaç göz önüne alındığında, Gelir İdaresi Başkanlığı vebsitesinde yayınlanmış bütün muktezaların (kitap formatında yayınlananlar da dahil olmak üzere) tüm mükelleflerce ulaşılabilir hale gelmeleri sebebiyle ilgili oldukları konular bakımından tüm mükelleflere ilgili vergi cezalarına karşı koruma sağlayacaklarını kabul etmek daha doğru olur.</p>
<p><!--adsense--><strong> Notlar</strong></p>
<p>[1] Öncel, Kumrulu, Çağan, Vergi Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, 13. Bası, 2005, s.16.</p>
<p>[2] 30.4.2003 tarih ve <a target="_blank" href="http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/e0e7ed2f487dde2386256aa4002edcda/a9e71060608c84b180256d18004818ff?OpenDocument">315 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği</a></p>
<p>[3] <a target="_blank" href="http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/VK?OpenPage">http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/VK?OpenPage</a> adresinde listelenmiş kanunlardan herhangi biri seçildiğinde o kanunun metni ile beraber ilgili ikincil kaynakların listesi de gelmektedir.</p>
<p>[4] <a target="_blank" href="http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/kitapozelgeicindekiler?OpenPage">http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/kitapozelgeicindekiler?OpenPage</a></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2007, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2007/01/10/muktezalar-ozelgeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnternet Etiği</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2007/01/04/internet-etigi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2007/01/04/internet-etigi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jan 2007 20:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[ertuğrul]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[internet etiği]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>internet</category>
	<category>etiği</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2007/01/04/80/</guid>
		<description><![CDATA[Her ikisi de Türkçe olmayan “İnternet” ve “etik” sözcüklerinden oluşan “İnternet etiği” bileşik sözü İnternet kullanıcılarının dağarcığında yerini bulmaya başladı bu aralar. Haber grupları, web forumları gibi sanal ortamlarda İnternet kullanıcıları birbirlerini İnternet etiğine uymaya davet etmeye başladılar. Peki nedir bu “İnternet etiği”?[1] Doğrusu, “İnternet etiği” veya &#8211; telaffuzu zor olduğu için olsa gerek &#8211; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her ikisi de Türkçe olmayan “İnternet” ve “etik” sözcüklerinden oluşan “İnternet etiği” bileşik sözü İnternet kullanıcılarının dağarcığında yerini bulmaya başladı bu aralar. Haber grupları, web forumları gibi sanal ortamlarda İnternet kullanıcıları birbirlerini İnternet etiğine uymaya davet etmeye başladılar.</p>
<p>Peki nedir bu “İnternet etiği”?[1] Doğrusu, “İnternet etiği” veya &#8211; telaffuzu zor olduğu için olsa gerek &#8211; Türkçede pek az kullanılan “netiket” (netiquette) gibi terimlerle ifade edilen kavramının içinin tam olarak ne ile dolu olduğunu izah etmek hiç de kolay değil.</p>
<p>Kavramdan önce terimden başlayalım: Bu bileşik söz &#8211; esasen kendini oluşturan parçaları gibi &#8211; bizim ürettiğimiz ya da türettiğimiz bir söz değil. İngilizcedeki “Internet ethics” ifadesinin kelime kelime çevirisinden ibaret. “İnternet”in neyin nesi olduğunu hepimiz biliyoruz. (Acaba gerçekten de biliyor muyuz?)[2] “Etik” sözcüğü ise Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle tanımlanıyor:</p>
<p><span id="more-80"></span></p>
<blockquote>
<p align="left">Etik, isim, toplum bilimi Fransızca éthique</p>
<div align="left">
<p align="left">1 . Töre bilimi.</p>
<div align="left">
<p align="left">2 . Bir meslek grubunun uymak zorunda olduğu davranışlar bütünü.</p>
<div align="left">
<p align="left">3 . Etik bilimi.</p>
<div align="left">
<p align="left">4 . sıfat Ahlaki, ahlakla ilgili.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</blockquote>
<p>Demek ki, terimden hareketle, “İnternet etiği” sözü ile kastedilenin “İnternet ahlakı”, yani “İnternet kullanıcılarının uymak zorunda oldukları toplumsal davranış biçimleri ve kuralları bütünü”[3] olduğunu söylemek mümkün. Ancak, İnternet kullanıcılarının (çoğunluğu hâlâ ABD’de ve Batı Avrupa’da olmakla beraber) bütün dünyaya yayıldığı düşünüldüğünde bir davranış biçimleri ve kurallar “bütünü”nün varlığını kabul etmek zor geliyor. İnternet etiği “var olan” bir davranış biçimleri ve kurallar bütününden çok “var etmek için çaba sarf edilen” bir davranış biçimleri ve kurallar bütünü olsa gerek.</p>
<p>İşte bu “çaba”nın parçalarını oluşturan örneklerden en önde geleni IETF’nin[4] 1995 yılının Ekim ayında yayınladığı, “resmi olmayan netiket kılavuzu” başlıklı 1855 numaralı RFC’sidir.[5]</p>
<p>RFC 1855’de İnternet’in yeni kullanıcıları için uyulması tavsiye edilen temel davranış kuralları özetlenmiştir. Bu kurallar üç başlık altında toplanmıştır. Bunlar “birebir iletişim” (örneğin e-posta ve sohbet), “çoklu iletişim” (örneğin e-posta listeleri ve haberleşme grupları) ve “bilgi sistemleri”dir (örneğin WWW).</p>
<p>Ben RFC 1855’in Türkçe çevirisini bulamadım. Burada tümünü çevirmeye kalkışmayacak[6], sadece birebir iletişim ve çoklu iletişime ait bölümlerinde tavsiye edilen bazı davranış biçimlerini ve kuralları özetleyerek aktaracağım:</p>
<blockquote><p>- Eğer size gelmiş bir mesajı bir başka kişiye ya da bir gruba yönlendiriyorsanız (“forward” ediyorsanız) orijinal mesajın metnini değiştirmeyin. Eğer mesaj kişisel nitelikte ise ve siz mesajı bir başka kişiye ya da bir gruba yönlendirecekseniz öncelikle sahibinden izin alın. Bir mesajı kısaltabilir ve sadece ilgili kısımlarını aktarabilirsiniz ancak bunu yaparken gerekli özeni göstermelisiniz.</p>
<p>- E-posta ile asla zincirleme mektuplar göndermeyiniz. Zincirleme mektuplar İnternet’te yasaktır.</p>
<p>- Bir şey gönderirken muhafazakar, alırken liberal olun. Provoke edilseniz bile “ateşli” mesajlar göndermemelisiniz. Diğer taraftan ateşli mesajlar almaya şaşırmamalısınız. Ateşli yazılara yanıt vermemek basiretli bir davranıştır.</p>
<p>- Göndereceğiniz bir mesajın alıcısının kültürünün, dilinin, eğlence anlayışının sizinkinden farklı olabileceğini aklınızda tutun. Özellikle alaycılık konusunda dikkatli olun.</p>
<p>- Büyük ve küçük harfleri birlikte kullanın. SADECE BÜYÜK HARF KULLANIMI SANKİ BAĞIRIYORMUŞSUNUZ GİBİ ANLAŞILIR.</p>
<p>- Bir mesaja duygusal yanıt vermeden önce aradan bir gece geçmesini bekleyin.</p>
<p>- Göndereceğiniz mesajın konu başlığında içeriği ile ilgili bir ifade yer alsın.</p>
<p>- Bir e-posta listesine ya da haberleşme grubuna herhangi bir mesaj göndermeden önce o listedeki mesajları bir iki ay süreyle takip edin. Böylece o grubun kültürüne aşina olursunuz.</p>
<p>- Yazdıklarınızın geniş bir kitle tarafından görüleceğini dikkate alın. Bu kişiler arasında şu anki ya da gelecekteki patronunuz da yer alabilir. Ne yazdığınıza dikkat edin. Ayrıca aklınızda tutun ki, e-posta listeleri ve haberleşme listeleri çoğunlukla arşivlenirler ve sözleriniz uzun sure diğer kişilerin erişebileceği halde tutulabilirler.</p>
<p>- Kişilerin kendi adlarına konuştuklarını ve (aksi açıkça belirtilmemişse) sözlerinin kurumlarının görüşü olmadığını farz edin.</p>
<p>- Bir mesaja yanıt verirken (“reply” ederken) dikkatli olun. Çoğunlukla yanıtlar asıl mesajın geldiği adrese giderler ve çoğu zaman bu bir listenin veya grubun adresi olabilir. Kazara kişisel bir mesajı büyük bir topluluğa gönderebilirsiniz. En iyi yol “reply” düğmesini tıklamak yerine alıcının adresini elle yazmaktır.</p>
<p>- Eğer kişisel bir mesajı kazara bir liste veya gruba gönderirseniz hemen ilgili kişi ve gruba birer özür mesajı gönderin.</p>
<p>- Eğer bir kişi ile anlaşmazlığa düşerseniz yazışmalarınızı liste ya da grup üzerinden değil, doğrudan birbirinize e-posta göndererek yapın. Eğer üzerinde konuştuğunuz konu tüm grubu ilgilendiriyorsa sonradan gruba bir özet metin yollayabilirsiniz.</p>
<p>- Ateşli mesajlar savaşlarına karışmayın. Tahrik edici içerik göndermeyin, böylelerine yanıt vermeyin.</p>
<p>- Genellikle siz bir mesajı gönderdikten sonra onu geri almak mümkün olmaz. Sistem yöneticiniz bile gönderdiğiniz bir mesajı geri almanızı sağlayamayabilir. O sebeple bir mesajı göndermeden önce gerçekten de göndermek istediğinizden emin olun.</p>
<p>- Eğer kendinizi bir tartışma içinde bulursanız, tartışmanın içeriğinin tartışan kişilere değil tartışmanın konusuna odaklanmasını sağlayın.</p>
</blockquote>
<p>RFC 1855 gibi İnternet etiği oluşturmaya yönelik çabanın bir diğer örnekleri de Arlene Rinaldi tarafından, aslen Florida Atlantik Üniversitesi’nin ağının kullanıcıları için hazırlanmış olan Net: Kullanıcı Kılavuzu ve Netiket isimli kılavuz[7] ve Virginia Shea’nın yazdığı Netiket isimli kitaptır.[8]</p>
<p>Brookings Enstitüsü’ne bağlı Bilgisayar Etik Enstitüsü’nün[9] yanı sıra CPSR[10], EFF[11] gibi sivil toplum örgütleri – başkaca şeylerin yanı sıra – bir İnternet etiğinin oluşması için çaba göstermektedirler. Ayrıca, gelişen bilişim teknolojilerinin etik yönünü inceleyen Ethics and Information Technology adlı bir hakemli dergi de bulunmaktadır.[12]</p>
<p>Türkiye’de İnternet etiği oluşturmaya yönelik pek bir çaba görülememektedir. Bu tespitin bir istisnası gerek bir komisyon kurarak bilişim sektöründe çalışanların uyması beklenen davranış biçimlerini belirleyen ve gerekse de “İnternet iletişim kuralları” adı altında İnternet etiğine ilişkin Türkçe bir metin hazırlayan Türkiye Bilişim Vakfı’dır. TBV’nin internet iletişim kuralları metni şu şekildedir:[13]</p>
<blockquote><p>Burada söz konusu edilen kuralların amacı İnternet gibi sınırsız ortak bir iletişim ve etkileşim ortamını kullanırken birey olarak rahatsız olmamak ve kimseyi de rahatsız etmemek için bireylere dönük sezgisel anımsatıcı uyarılarda bulunmaktır.Düzensizliklere düşülmeden İnternet ortamının etkin ve yararlı kullanımının bu uyarılara uyulması oranında artacağı inancını hepimizin paylaşacağını umuyoruz. Bu uyarıların ya da kuralların ezberlenmesi gerekmez, özenli bir okunuş ile elde edilecek izlenim uygun davranışların sergilenmesini sağlayacaktır. Akılda yer etmeyen ezberlenerek uygulanacak kurallar koymanın İnternet kullanımında bir yararı olmayacağı çok açıktır.</p>
<p>Pek çok kişinin katkıları ile derlenip sunulan aşağıdaki görüşlerin daha etkileyici başka biçimlerde dile getirilmesi her zaman olanaklıdır. Lütfen bu metinde amacı doğrultusunda eksik gördüğünüz önerilerinizi bildiriniz. İletilen önerilerin metnin geliştirilmiş bir sonraki sürümünde değerlendirilerek yer alacağından emin olabilirsiniz.</p>
<p>BAŞKALARINA KARŞI SAYGI</p>
<p>- Toplum karşısında kendinize yakıştırdığınız tavrı İnternet&#8217;in sanal ortamında da sürdürünüz, kimliğinizi saklayabileceğinizi umarak gerçek yaşamınızda benimsemediğiniz davranışları sergilemeyiniz.</p>
<p>- Başkalarına karşı saygılı olunuz, bunun kendinize olan saygınızın ve size başkalarının göstereceği saygının ön koşulu olduğunu unutmayınız.</p>
<p>- Düşüncelerinizi dile getirirken olumlu yaklaşmanın ve nazik bir ifade kullanmanın sağ duyunun gereği olduğunu hatırlayınız.</p>
<p>- Tartışmaların özelleşmesine ve kişiselleşmesine yol açmayınız.</p>
<p>- İnsanları duygusal yönden zedeleyici ve rahatsız edici iletilerin yayılmasına olanak vermeyiniz (örneğin amansız bir hastalığı olanların son isteği gibi sonuç alınması olasılığı çok kuşkulu iletilerin yayılmasına aracılık etmek ya da inançlar üzerinde yorumlar yapmak gibi)</p>
<p>- İstenmeden yapılan yanlışları hoşgörü ile karşılayıp, anlayışla yardımcı olmaya çalışınız.</p>
<p>- Kişilerin istemleri dışında iletiler alarak rahatsız olmalarını elinizden geldiğince önleyiniz, buna neden olmayınız.</p>
<p>- Size gelen bir iletiyi, başkasına aktarmak istediğinizde, bu iletiyi size gönderenin bunu isteyip istemediğinden emin olunuz.</p>
<p>BİÇİMSEL ÖZEN</p>
<p>- Açık kimliğinizi geçerli bir gerekçeniz olmadıkça gizlemeyiniz, her iletinizde açık kimliğinizin net olarak belli olduğundan emin olunuz.</p>
<p>- Kimliğin önem taşımadığı durumlarda görüş ve düşüncelerinizi anonim olarak açıklamayı uygun buluyorsanız bunu kötüye kullanmadan özenli yapınız.</p>
<p>- Konu kısmı yeterince açık olan (iletinin içeriğini göz atıldığında belli eden açıklıkta),dili anlaşılır, özlü kısa iletiler ile iletişim kurmaya ve etkileşmeye özen gösteriniz.</p>
<p>- Eğer herkesi değil de bir kişiyi ilgilendirdiğini düşündüğünüz bir ileti var ise genele hiç duyurmadan doğrudan ilgili kişiye iletilerinizi yönlendiriniz.</p>
<p>- Her zaman yanıtladığınız iletinin konu başlığını koruyarak yanıt veriniz.</p>
<p>İÇERİK İLE İLGİLİ ÖZEN</p>
<p>- Ne demek istiyorsanız ona karşılık olan, yanlış anlaşılmalara yol açmayacak düz ve yalın deyişlerle düşüncelerinizi aktarmaya çalışınız.</p>
<p>- İletilerinizin yalnızca eleştirici olmasından kaçınarak her zaman yapıcı ve ufuk açıcı olmasını gözetiniz.</p>
<p>- İletileri yanıtlamadan önce bir kere daha özenle okuyunuz, verdiğiniz yanıtı da göndermeden önce aynı özenle bir kere daha gözden geçiriniz.</p>
<p>- Özellikle tartışma listelerinde daha önce değinilmiş konuları ek bir katkıya yol açmayacaksa üstelemeyiniz, ortaya çıkmış bir sonucu görmemezliğe gelerek kendi düşüncenizi kabul ettirmede ısrarcı olmayınız.</p>
<p>- Gereksiz yere büyük harfler ile yazışmaktan, sık sık özel simgeler kullanmaktan,esprili ya da alaycı anlatımlardan kaçınınız, jargon sayılacak farklı bir söyleşi biçimi ile herkese açık ortamlarda iletişimde bulunmayınız.</p>
<p>- Olanaklı olduğunca uzun alıntılar yapmaktan ve ek göndermekten kaçınınız, gönderdiğiniz eklerin çok yer kaplamamasına, virus gibi alıcısının bilgisayar ortamını bozucu içerik taşımamasına özen gösteriniz.</p>
<p>- Virüslü iletiler ile karşılaştığınızda en kısa zamanda kağnağını ve geçikmeden etkileneceğini umduğunuz kişileri uyarınız.</p>
<p>ÖTEKİ KONULAR</p>
<p>- İyelik haklarını zedelememeye özen gösteriniz, başkasının veri kaynaklarını, düşüncelerini ve yazılımlarını kendinizinmiş gibi sahiplenmeye kalkışmayınız.</p>
<p>- Başkalarının kişilik haklarına ve özel yaşamına saygılı olarak kişilerle ilgili karalayıcı yorumlarda bulunmayınız.</p>
<p>- İnternet ortamının sağladığı olanakların yasa dışı biçimde insanlara zarar verme, başkalarının işlerini engelleme, gizli ve kişisel bilgilerini ele geçirip yararlanma, her türlü sahtekarlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ya da hırsızlık gibi kötü amaçlı kullanımına yol açmayınız ve göz yummayınız.</p>
<p>- Uygunsuz davranışlar sergilemekte ısrarlı olanları ölçülü bir tepki içinde elbirliği ile uyarmaya çalışınız.</p>
<p>- Size gelen bir iletiyi başkalarına aktarırken ileti üzerindeki e-posta adres bilgilerinin gerekmiyorsa aktardığınız kişinin eline geçmemesine özen gösteriniz.</p>
<p>- Kendinizin ya da temsilcisi olduğunuz ürün ve hizmetlerin reklamını yapmayınız</p>
<p>- Güvenlik zedeleyici ve bozucu girişimlere karşı alınması gereken önlemlere uymaya özen gösteriniz, bu konuda bir kuşku duyduğunuzda doğrudan İnternet servis sağlayıcınıza ya da kurum sorumlunuza durumu bildirerek önlem alınmasına yardımcı olunuz.</p>
<p>- İnternet üzerinde denetim ve düzenleme yetkisi olanların konumlarını kötüye kullanmalarına karşı duyarlı olunuz ancak gerektiğinde de işlerini kolaylaştırıcı her türlü desteği veriniz.</p>
</blockquote>
<p>İnternet etiğine ilişkin bir diğer Türkçe metin de Milli Eğitim Bakanlığı’nın 18 Ağustos 2004 tarihli ve 2004/61 sayılı genelgesiyle tüm il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüklerine gönderilen, içeriği etik dışında başkaca konuları da içeren, “İnternet Etiği” başlıklı yazısıdır.[14]</p>
<p>Yukarıdaki değinilen metinler şüphesiz ki İnternet’e ilişkin ortak değerlerin ve kuralların oluşması ve yerleşmesi bakımından çok önemliler. Ancak bana bugün için genel kabul görmüş bir İnternet davranış biçimleri ve kuralları bütününün varolduğunu iddia etmek için erkenmiş gibi geliyor.</p>
<p>Ertuğrul Akçaoğlu</p>
<p>4 Ocak 2007</p>
<p><strong>* * * * * *  </strong><br />
<!--adsense--><br />
<strong> Dipnotlar</strong>[1] “İnternet etiği” (Internet ethics / netetiquette) ile anlamı tümüyle farklı olan “bilgisayar etiği”ni (computer ethics) karıştırmamak gerektiğini vurgulamak gerekir.</p>
<p>[2] Bu yazının yazarı çoğu İnternet kullanıcısının bu terim ile neyin ifade edildiğini bilmediği kanısında. Bununla beraber, konuyu dağıtmamak için İnternet’in tanımına ve İnternet terimi ile karıştırılan diğer terimlere değinilmeyecektir.</p>
<p>[3] Ne olur ne olmaz deyip &#8211; İnternet etiği ile İnternet’e uygulanabilecek “hukuk”u karıştırmamak gerektiğini de vurgulayalım.</p>
<p>[4] IETF yani İnternet Mühendisliği Görev Gücü (The Internet Engineering Task Force), İnternet’in “teknik altyapısına” ilişkin standartları belirleyen sivil toplum kuruluşlarının önde gelenlerinden biridir. Daha fazla bilgi için bkz: http://www.ietf.org/overview.html</p>
<p>[5] RFC’ler yani Açıklama İstekleri (Requests for Comments), belli bir protokol ya da standardın oluşum sürecinde IETF tarafından yayınlanan bilgi notlarıdır. İçeriği ve niteliği farklı pek çok RFC vardır. Daha fazla bilgi için bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Request_for_Comments</p>
<p>[6] İngilizce orijinali http://www.ietf.org/rfc/rfc1855.txt?number=1855 adresinde okunabilir</p>
<p>[7] Bkz: http://www.cs.biu.ac.il/home/leagal/netguide/index.html</p>
<p>[8] Bkz: http://www.albion.com/netiquette/book/index.html</p>
<p>[9] Computer Ethics Institute. Bkz: http://www.brook.edu/its/cei/cei_hp.htm</p>
<p>[10] Computer Professionals for Social Responsibility. Bkz: http://www.cpsr.org/about/</p>
<p>[11] Electronic Frontier Foundation. Bkz: http://www.eff.org/about/</p>
<p>[12] Bkz: http://www.springer.com/west/home/humanities?SGWID=4-40361-70-35553605-0</p>
<p>[13] Bkz: http://www.tbv.org.tr/default.asp?ID=30</p>
<p>[14] Bkz: http://www.meb.gov.tr/duyurular/duyurular/internetEtigi/intEtikustyazi.htm</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2007 &#8211; 2009, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2007/01/04/internet-etigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe Alanadı</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2006/11/19/turkce-alanadi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2006/11/19/turkce-alanadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Nov 2006 19:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[alan adları]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>tahsis</category>
	<category>adları</category>
	<category>adlarını</category>
	<category>adlarında</category>
	<category>adlarının</category>
	<category>karakterli</category>
	<category>tarihinde</category>
	<category>2006</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2006/11/19/73/</guid>
		<description><![CDATA[Bu kez bir alıntıyı aktarmakla yetineceğim: Gonderen: ODTÜ Nic.Tr Konu: Türkçe Alan Adları Sent: Wednesday, November 15, 2006 8:52 PM Subject: Türkçe Karakterli Alan Adı Tahsisi Hakkında Sayın İlgili, &#8220;.tr&#8221; Alan Adı Yönetimi&#8217;nin önerisi ve DNS Çalışma Grubu&#8217; nun 19 Ekim 2006 tarihinde aldığı karar uyarınca, gerçek veya tüzel kişilere Türkçe karakterler (ğ, ı, ü, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kez bir alıntıyı aktarmakla yetineceğim:</p>
<blockquote><p>Gonderen:<br />
ODTÜ Nic.Tr<br />
Konu: Türkçe Alan Adları</p>
<p>Sent: Wednesday, November 15, 2006 8:52 PM<br />
Subject: Türkçe Karakterli Alan Adı Tahsisi Hakkında</p>
<p>Sayın İlgili,</p>
<p>&#8220;.tr&#8221; Alan Adı Yönetimi&#8217;nin önerisi ve DNS Çalışma Grubu&#8217; nun 19 Ekim 2006<br />
tarihinde aldığı karar uyarınca, gerçek veya tüzel kişilere Türkçe<br />
karakterler (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren alan adları tahsis edilebilecek olup,<br />
söz konusu uygulama 04 Aralık 2006 tarihinde başlayacaktır.</p>
<p>Mevcut alan adı sahipleri, sistemde kayıtlı olan alan adlarının türkçe<br />
karakterli karşılıkları için, 04 Mart 2007 tarihine kadar<br />
başvurabileceklerdir. Bu başvurular sırasında Nic.tr tarafından -ilgili alan<br />
adına ilişkin daha önce gönderilmiş belgelere istinaden- yeni bir belge<br />
talep edilmeyecektir. 04 Mart 2007 tarinden itibaren yapılacak olan ve<br />
Türkçe karakter içeren tüm alan adı başvuruları, mevcut alan adının sahip ve<br />
sorumlu bilgileri kontrol edilmeden, halen uygulanmakta olan alan adı tahsis<br />
kuralları çerçevesinde “ilk gelen alır” ilkesiyle tahsis edilecektir.</p>
<p>Detaylı bilgi için: www.nic.tr</p>
<p>Türkçe karakter (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren bir alan adı için, yeni bir<br />
başvuruda bulunulduğunda ve bu alan adının latin alfabesinde (ASCII)<br />
karşılığı ile nic.tr&#8217;de kayıtlı bir alan adının olmaması halinde<br />
,<a target="_blank" href="https://www.nic.tr/"><font color="#0068cf">https://www.nic.tr</font></a> adresinde varolan prosedürün izlenmesi gerekmektedir.<br />
Diğer bir deyişle, Türkçe karakterli alan adları, &#8220;com .tr&#8221;, &#8220;org .tr&#8221; vb.<br />
belgeli tahsis edilen uzantılar için hak sahipliğini gösteren resmi<br />
belgelere istinaden; &#8220;web .tr&#8221;, &#8220;gen .tr&#8221; gibi belgesiz tahsis edilen alan<br />
adlarında ise &#8220;ilk gelen alır&#8221; yaklaşımı ile hareket edilerek, başvuru yapan<br />
ilk kişi ya da kuruma tahsis edilecektir.</p>
<p>ÖNEMLİ!</p>
<p>04 Aralık 2006 tarihinde hayata geçecek olan sistemde gerçek ve tüzel<br />
kişiler, internet adreslerinde Türkçe alfabesindeki karakterleri<br />
kullanılabileceklerdir. WEB tarayıcıların (Firefox, Internet Explorer, Opera<br />
vb.) uluslararası alan adlarını (IDN – Internationalized Domain Names)<br />
yaygın olarak desteklediği, ancak, e-posta teknolojilerinin ise henüz<br />
yeterince ve yaygın destek sağlamadığı unutulmamalıdır.</p>
<p>Kullanım alanları ve teknik bilgilere ilişkin olarak bu adreste ayrıntılı<br />
bilgi verilmektedir.</p>
<p>Konuyu önemle bilgilerinize sunar, iyi çalışmalar dileriz.</p>
<p>Saygılarımızla,<br />
Nic.tr (&#8220;.tr&#8221; Alan Adları) Yönetimi</p></blockquote>
<p>Duyanlar duymayanlara haber versin.</p>
<p><!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2006 &#8211; 2007, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2006/11/19/turkce-alanadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pardus Linux</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2005/12/19/pardus-linux/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2005/12/19/pardus-linux/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2005 04:22:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Linux]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[akcaoglu]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[windows]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>parsı</category>
	<category>parsı</category>
	<category>parsının</category>
	<category>uludag</category>
	<category>doğu</category>
	<category>pardus</category>
	<category>pardus</category>
	<category>linux</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Radikal Gazetesi&#8217;nin Sanal Alem köşesini ilgiyle okurum hep. Serdar Kuzuloğlu&#8217;nun tam da benim ilgimi çeken konulardaki kısa yazıları haftada bir toplu halde gazetedeki yerlerini alırlar. Hoş, ben onun yazdıklarını çoğunlukla önceden yabancı kaynaklarda okumuş olurum ama bir de onun kaleminden okumak hoşuma gider. Arada bir hiç bilmediğim bir konuya değinir, ilgili vebsitelerine bağlantı verir. O [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.akcaoglu.com/wp-content/lin.gif" alt="Pardus Linux" align="left" /> Radikal Gazetesi&#8217;nin <a href="http://www.radikal.com.tr/ek_sayfa.php?ek=sa">Sanal Alem</a> köşesini ilgiyle okurum hep. Serdar Kuzuloğlu&#8217;nun tam da benim ilgimi çeken konulardaki kısa yazıları haftada bir toplu halde gazetedeki yerlerini alırlar. Hoş, ben onun yazdıklarını çoğunlukla önceden yabancı kaynaklarda okumuş olurum ama bir de onun kaleminden okumak hoşuma gider. Arada bir hiç bilmediğim bir konuya değinir, ilgili vebsitelerine bağlantı verir. O bağlantılara heyecanla tıklarım hemen.</p>
<p>Bugün ilk kez yazdığı bir yazı hayal kırıklığına uğrattı beni. Pardus Linux&#8217;u <a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=sa&amp;haberno=2713">haber yapmıştı</a>. Haber yapması harika ama pek bir üstünkörü geçiştirivermişti bu Türkçe linux sürümünü. İşte o yüzden yazıyorum bu satırları şimdi.</p>
<p>Pardus Linux <a href="http://www.tubitak.gov.tr/">Tübitak</a>&#8216;ın geliştirmekte olduğu bir Türkçe Linux sürümü. Tübitak, <a href="http://www.akcaoglu.com/www.uludag.org.tr">Uludağ Projesi</a> adı altında Türkiye&#8217;de Linux kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlayan bir proje başlatmış. (Onlar tam böyle demiyor ama bence projenin amacı özetle bu.) Bu projenin temel ürünü de <a href="http://uludag.org.tr/urunler/">Pardus</a>. Pek az Türkçe Linux sürümünün olduğu bir ortamda bence çok önemli bir çalışma Pardus. Adını Andadolu Parsı&#8217;ndan (<em>Panthera Pardus Tulliana</em>&#8216;dan) almış. Projenin vebsitesinde Anadolu Parsı hakkında şu bilgi verilmiş:</p>
<blockquote><p>Anadolu Parsı, Leopar alttüründeki büyük kedilerin Anadolu’daki son temsilcilerindendir. Boyu 200-250 cm, ağırlığı dişilerde 35-50 kg, erkeklerde 45-70 kg civarındadır. Yaklaşık ömrü 20 yıldır. Oldukça çevik olan Anadolu parsı, etoburdur ve geyik, yaban keçisi, yaban domuzu, küçük memeliler ve kuşlar gibi bir çok hayvan avını oluşturur. Anadolu Parsı Ege ve Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde, daha çok ormanlık ve dağlık alanlarda yaşamıştır. Doğal yaşam alanları ve av kaynaklarının azalması parsları insanların yaşadığı yerlere yönlendirmiş ve bu da genellikle vurularak ya da zehirlenerek öldürülmelerine yol açmıştır.</p>
<p>Anadolu parsı ile ilgili son resmi kayıt 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazarı ilçesinin 5 km batısında bulunan Bağözü köyünden bir kadına saldırması sonrasında vurularak öldürülmesi üzerinedir. Neslinin tükendiği yönünde görüşler bulunmasına karşın, bugün Türkiye&#8217;de 10-15 Anadolu Parsı kaldığı da öne sürülmektedir. 2001 yılında Doğu Akdeniz bölgesi Dandi mevkiinde ve Doğu Karadeniz bölgesi Müsikli deresinde, 2004 yılında da Doğu Karadeniz bölgesi Pokut yaylasında görülmüştür. Anadolu parsının varlığını kanıtlamak ve koruma altına almak için doğa gönüllülerinin çabaları aralıksız sürmektedir.</p>
<p>http://www.uludag.org.tr/sss.html#pardus</p></blockquote>
<p>Pardus&#8217;un iki temel özelliği var: İlki Türkçe olması ve ikincisi Linux olması. Bilgisayar işletim sistemini Windows&#8217;tan ibaret sanan pek çoğumuz için pek hoş bir değişiklik olabilir Pardus. İçinde KDE masaüstü arayüzü ile, Open Office ofis yazılımı ile, Firefox tarayıcı ile geliyor. Bunlar neyin nesi bilmiyor musunuz? O halde bilgisayarlar hakkında daha öğrenmeniz gereken o kadar çok şey var ki&#8230;</p>
<p>Eğer Pardus&#8217;a bir şans vermek isterseniz bence önce Uludağ Projesi&#8217;nin vebsitesindeki <a href="http://www.uludag.org.tr/sss.html">sıkça sorulan sorular</a> bölümüne gözatın. Okuduklarınızdan etkilenir ve Pardus&#8217;u denemek isterseniz sitenin bu Türkçe Linux işletim sitemini <a href="http://uludag.org.tr/urunler/">ürünler bölümünden</a> indirebilirsiniz.</p>
<p>Son bir şey: Pardus, diğer pek çok linux sürümü gibi &#8220;bedava&#8221;. Hem de Pardus&#8217;a bedavaya sahip olmak gayet &#8220;yasal&#8221;! Ne güzel, değil mi?</p>
<p><!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2005 &#8211; 2007, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2005/12/19/pardus-linux/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AÜHF Forumları Hakkında</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2005/11/11/auhf-forumlary-hakkynda/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2005/11/11/auhf-forumlary-hakkynda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2005 06:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/akcaoglu/domains/akcaoglu.com/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[AÜHF]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[sunucu]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2005/11/11/43/</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazı bana gelen bir e-mektuba yazdığım cevaptır. Alıcısının bilgisi dahilinde AÜHF forumlarında da yayınladım bu yazıyı. E.A. - &#8211; - Aciklama: Asagidaki yazi AUHF forumlari ile ilgili olarak bana fikrimi soran forumlarin yonetisi sayin Mehmet Ardica yazdigim cevaptir. Ayni metni buraya da aktarmak istedim cunku, diger forum uyelerinin de gayet yapici onerilerde bulunacagina ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıdaki yazı bana gelen bir e-mektuba yazdığım cevaptır. Alıcısının bilgisi dahilinde <a href="http://www.law.ankara.edu.tr/forum/?q=node/52">AÜHF forumlarında</a> da yayınladım bu yazıyı.</p>
<p>E.A.</p>
<p>- &#8211; -</p>
<p>Aciklama:</p>
<p>Asagidaki yazi AUHF forumlari ile ilgili olarak bana fikrimi soran forumlarin yonetisi sayin Mehmet Ardica yazdigim cevaptir. Ayni metni buraya da aktarmak istedim cunku, diger forum uyelerinin de gayet yapici onerilerde bulunacagina ve hep birlikte bu forumlari daha duzeyli ve nitelikli hale getirebilecegimize inaniyorum.</p>
<p>Bir husus daha: Turkce karakter desteklemeyen bir makinada bu yaziyi yazmak durumunda kaldim. Affedin lutfen.</p>
<p>Ertugrul</p>
<p>- &#8211; -</p>
<p>Sayin Ardic,</p>
<p>Sorulariniza yanitlarim sunlar: (Sormadiginiz bir kac hususa da deginecegim.)</p>
<p>Genel olarak guvenlik:</p>
<p>Guvenlikle ilgili uc sikinti olabilir.</p>
<p>Ilki vebsitesinden degil sunucudan kaynaklanan guvenlik aciklari. (Apache, PHP, MySQL vesairedeki aciklarin kotuye kullanimi.) Bunlarla ilgili vebsitesi yoneticisi olarak sizin yapabileceginiz hicbirsey yok. Sunucuyu yonetenlerin (Rektorluk bilgi islem birimi sanirim) islerini ne kadar iyi yaptiklari ile ilgili bir husus bu. Eminim ki siz de bu konulari gayet iyi biliyorsunuzdur.</p>
<p>Ikincisi, vebsitesinin kullandigi yazilim ile ilgili guvenlik sorunlari. Buna asagida deginecegim.</p>
<p>Ucuncusu, kullanici adi ve sifresi oldugu icin vebsitesine erisebilen kisilerin (yoneticelerin, icerik ekleyenlerin vs.) kotu niyetli davranislari. Bunun cozumu gorece olarak kolay. Iyi bilmediginiz, guvenmediginiz, kontrol edip gerektiginde hesap soramayacaginiz kisilere erisim imkani vermeyeceksiniz.</p>
<p>AUHF vebsitesi ile ilgili olarak:</p>
<p>AUHF vebsitesi gecen yillarda buyuk mesafe katetti. Ama hala eksik yapilan, daha iyi yapilabilecek seyler var. Ilk kez Umut’un hazirladigi bir icerik yonetimi yazilimi ile (sanirim 2000’de) yonetilmeye baslanmisti site. Ondan once tumuyle statikti. Simdi belli ki rektorlugun sagladigi bir yazilim kullaniliyor. Bu yazilim bana Mambo&#8217;yu (Joomla’yi) cagristiriyor ama belli ki ya Mambo ya da kaynak kodu acik diger bir yazilim alinip kodunda oynanarak kod Turkcelestirilmis ya da kod sifirdan yazilmis. Bu iyi birsey. Yazilimin kodunu ne kadar az kisi bilir ve anlar ise yazilimdan kaynaklanan guvenlik sorunlari o kadar az olur. (Yukaridaki 2 nolu sorun.)</p>
<p>Icerik ile ilgili:</p>
<p>AUHF vebsitesi icerik ile ilgili olarak dogru yolda sanirim. Kullanilan yazilimin yonetim panelini bilemedigim icin emin degilim ama cok kullanicili ve degisik sevileyerde erisim yetkisi veren bir sistemmis gibi gorunuyor. Bu cok onemli; fakulte idaresi, idari personel, hocalar ve ogrenciler kendileri ile ilgili bolumlere dogrudan ya da bir onay mekanizmasina tabi olarak icerik gonderebilmeliler. (Umarim durum budur.)</p>
<p>Bundan daha da onemli mesele ise icerigin uretilmesi; sitenin amacilya ilgili icergin uretilmesi ve icerigin gerektikce guncellenebilmesi.</p>
<p>Icerik uretme konusunda biz oldum olasi sorun yasadik. Bunun bir kac sebebi var. Ilki gerekli ekip yoktu. Siteyi yonetenler icerik uretemiyordu (ki bu onlarin isi degil zaten), icerik saglamasi gereklerde konunun onemini kavrayamadiklari icin yardimci olmuyordu. AUHF vebsitesinin amacinin ne oldugu iye netlestirilmeli. (Umarim bu coktan yapilmistir.) Bence once ogrenci adalaylarina sonra diger kisilere faultenin tanitimiicin; gene once ogrencilerle, sonra diger kisilerle iletisim araci olarak kullanilmali site. Tanitim araci olarak eskisine gore epeyce bilgi konmus siteye. Yapilanlarin uzerine eklene bilecek olan su: Fakulte calisanlari egitilerek/bilgilendirilerek hepsinin kendi ile ilgili konulari tanitacak bilgi uretmesi saglanmali ve bunlar siteye konmali. Mesela benim adimin gecitigi sayfada benle ilgili bilgiler yok. Cunku o bilgiyi oraya koyabilecek kisi de benim bilgilerim yok. Oysa ben dogrudan kendim ile ilgili sayfaya erisip orayi degistirebilmeliyim. (Yazilim buna izin veriyor mu?) Idare de beni bu konuda once egitmeli sonra da gorevlendirmeli. Tek elden buyuk icerik olusturulmasi zor. Ekip isi bu is. Herkes kendi ustune dusen kismini yapmali.</p>
<p>Icerik ile ilgili bir sorun da devamlilik. Ya eskiden konan icerik guncellenmiyor ya da her yeni gelen eskiyi siliyor. Bu yanlis. Bunun en basit ve en bariz ornegi fakulte logosu. Yeni sitede okulun tarihiyle yasi olan logo silinmisti. Kalkan sekilli logonun yerine cember sekilli logo konmustu. (Belli ki birisinin kolayina gelmis Photoshop’da cember yapmak ya da o kisi fakulte logosunun anlamini/onemini, kalkanin, uc rengin anlamlarini bilmiyormus.) Neyseki o hemen duzeltildi ama iletisim sayfasinda hala yanlis logo var. (Lutfen duzeltin onu da.)</p>
<p>Genel olarak, yeni site eskilerine gore cok daha iyi&#8230; Hem yazilim hem de icerik olarak. (Tasarim konusunda farkli dusunuyorum ama o sahsi zevk meselesi, o sebeple tasarima diyecegim yok.)</p>
<p>Gelelim sizin asil sordugunuz konuya: Forumlar.</p>
<p>Forumlarla iligli uc mesele var bence. Ilki fonksiyon meselesi, ikincisi yazilim, ucuncusu guvenlik.</p>
<p>Fonksiyon meselesi (forumlarin amaci):</p>
<p>AUHF’nin Internet-bilgisayar islerinin koordinasyon gorevi bende ve arkadaslarimda iken biz forum isine girmemistik, cunku forumunlarin fakulte vebsitesinde yeri oldugunu dusunmuyorduk. Dogrusu bu konuya pek kafa da yormamistik aslinda. Bence bu konuya iyice kafa yormak lazimdi forum isine girismeden once. Suphesiz ki hukukcularin, hukuk ogrencilerinin kendileri ile ilgili konulari tartisabilecekleri bir ortam olusturma fikri cok guzel bir fakir amma acaba devlete ait bir hukuk fakultesinin vebsitesi bu amac icin uygun ortami sagliyabilir mi? Yoksa forumlar fakulteden bagimsiz bir yapi altinda mi organize edilmeli? Ben acikcasi ilkine karsi olmamakla beraber ikinci fikre daha yatkinim. Fakulte forumlara, forumlar da fakulteye ayak bagi olabilir.</p>
<p>Neyse, mevcut durumu oldugu gibi kabul edip bir sonraki asamaya gecelim; AUHF forumlarinin fonksiyonu tam olarak nedir? Bu forumlarda kim, neyi, nasil tartisacak? Moderator (bu sizsiniz su anda) kim olacak? Neyi, hangi ilke ve kurallari izleyerek modere edecek? Ben bunlarin hicbirine kafa yoruldugu kanaatinde degilim. Alin size ornekler ve oneriler:</p>
<p>Eski sitede onune gelen uye edilmisti. Bence bu yanlis. AUHF forumlarina sadece ogrenciler, hocalar, fakulte personeli uye olabilmeli. Eger mezunlar, diger hukukcular, lise ogrencileri ve ilgisiz kisiler de o veya bu sebeple uye yapilacaksa herbirinin yazi yazabilecegi ayri bolumler olusturulmali. Bu yapilmazsa hukuk ogrencisi ile lise ogrencisi ve ucak muhendisi gibi adamlar ayni konu ustunde ayri telden ve ayri duzeyde seyler yazmaya baslarlar ve ipin ucu kacar. Eskiden durum buydu. Uzulerek goruyorum ki (yanlissam lutfen duzeltin beni) yeni sitede de fakulte ogrencisi olmayan uyeler var.</p>
<p>Forum ustunde hem uyelere gore (bir ustte degindigim husus) hem de konulara gore bolumler olusuturulmali. Boylelikle kimin nerede neler hakkinda yazisacagi belirlenmeli. Aksi halde duzenli bir tartisma ortami saglanamaz. Alin size aklima ilk gelen bir kac bolum basligi:</p>
<p>Duyurular<br />
Kamu hukuku tarismalari<br />
Ozel hukuk tartismalari<br />
Ekonomi-Maliye tartismalari<br />
Uluslararasi hukuk<br />
Branslararasi hukuk<br />
Fakulte idaresini ilgilendiren konular<br />
Etkinlikler &#8211; Ogrenci topluluklari<br />
Oneriler<br />
Mezunlar icin bolum (belki)<br />
Hukukcular icin genel tartisma bolumu (belki)<br />
Liseliler icin bolum (belki)</p>
<p>Forumlarda kesinlikle sohbet-muhabbet icin bolum olmamali. O tur ihtiyaci olanlar gitsinler baska yer bulsunlar. Hem gercek hem de sanal alem muhabbet mekanlari ile dolu.</p>
<p>Forumlarin tumunden sorumlu moderatorlerin yani sira her bir bolumden sorumlu moderatorler de gerekli. Yukaridaki orneklerde 2-6. bolumlerin moderatorleri ogrencilerin yani sira hocalari da icermeliki akademik icerigi olan bu bolumlerde yazilanlarin kalitesi yuksek tutulsun. (Samimi fikrimi soyleyeyim mi: O bolumlerde dogru duzgun hic kimse birsey yazmaya yanasmayacaktir, cunku yazabilmek birikim gerektirir ve ne yazik ki bizim forumlarimizin meraklilarinin cogunda o birikim yok.) 7. konu basliginda moderatorler ogrencilerin yani sira idareden birilerini de icermelidir ki yazilanlardan idare haberdar olsun, okulun eksikliklerini gidersin. Bence diger bolumleri ogrenci arkadaslarimiz gayet iyi yonetebilir. Tek yapmamiz gereken izlenecek ilkeleri dogru duzgun belirlemek. Ki sizler zaten bu ilkelerin cogunu mevcut forumlar icin belirlemissiniz. Sira onlari uygulamada.</p>
<p>Gelelim yazilim meselesine: Drupal bir icerik yonetim yazilimi (CMS). Sizin de dediginiz gibi forum yazilimi degil. Suz su anda Drupal&#8217;in yourm ekleme ozelligini forum niyetine kullaniyorsunuz sanirim. Oysa Drupal altinda forum yaratmak mumkun. Su adreste nasil yapilacagi yaziyor: http://drupal.org/handbook/modules/forum.</p>
<p>Eger Drupal&#8217;dan vazgecilip gercek bir forum yazilimi kullanilacaksa benim aklima gelen secenekler sunlar:</p>
<p>Forum yazilimi icin fakulte idaresi para harcamaya hazirsa VBulettin (www.vbulettin.com ) ya da Invision Power Board (www.invisionboard.com) alinabilir. Bunlar cok iyi ve guvenli yazilimlar. Fakultenin forum icin para harciyacagini sanmiyorum ama&#8230;</p>
<p>Bedava cozum olarak aklima Simple Machines (http://www.simplemachines.org/) geliyor. (PhpBB artik pek populer degil.) SMF epey becerikli, epeyce de guvenli bir forum yazilimi. Turkce destegi de var. (Turkce dil dosyasinin hafice elden gecmesi lazim ama..) Ben SMF&#8217;i oneririm.</p>
<p>Ucuncu bir secenek olarak da su yapilabilir. AUHF vebsitesinine ek olarak ikinci bir site yaratilir. Bu siteye Drupal veya benzeri bir CMS kurulur. (Ben olsam Joomla-Mambo kurardim.- www.joomla.com ya da www.mamboserver.com) Bu sitede hocalarin ve ogrencilerin hukukla ilgili makaleleri ve hukuk haberleri yayinlanir. Gene bu site uzerine entegre bir forum yazilimi da kurulur. (SMF Joomla ile entegre edilebiliyor. Gene Joomla ile calisan daha basit ama guzel TSMF diye bir forum yazili var.) Her makelenin sonunda forumlardaki ilgili bolume link konur. Okuyucu o linki tiklayarak ilgili foruma ulasir. Orada sadece okudugu makele ya da haber ile ilgili olarak yazisir. Benim size asil onerim iste budur.</p>
<p>Guvenlik meselesine gelince:</p>
<p>Kaynak kodu acik ve yaygin olarak kullanilan butun yazilimalarda yazilimdan kaynaklanan guvenligi saglamanin tek yolu site yoneticilerinin ilgili yazilimi hazirlayanlarin vebsitelerini surekli olarak takip edip yayinlanan guvenlik yamalarini siteye duzenli olarak kurmalaridir. Hangi yazilim kullanilirsa kullanilsin bu dedigim yapilmazsa bir sure sonra birisi gelir sitenizi kirar. Duzenli yedekleme yapilirsa site kirilsa bile cok sorun olmaz. Site yeniden kurulur, yedekler eski yerlerine yuklenir.</p>
<p>Gelelim son sorunuza. Sanirim ona yukarida kismen degindim ama tekrar edeyim. Sizin tek basiniza moderator olarak yapabileceginiz cok birsey yok. Ne zamaniniz ne de bilginiz yeter tek basina her yazilanla ugrasmaya. Ilk olarak moderator sayisinin artirilip aralarinda is bolumu yapilmasi lazim. Kimin nerede hangi konuda ne tartisacaginin net belirlenmesi lazim. Kamu hukuku konusu altinda ozel hukuk tartisilmaya baslanirsa ornegin, o tartismanin ilgili bolume yonlendirilmesi lazim. Farkli basliklar altinda ama ayni konuda tartismalar acilmasina (cross posting) izin vermemek lazim. Tartismalar konudan saptigi zaman once uyarma ile konunun ozune donulmesi, bu olmuyorsa o tartismanin kapatilmasi lazim. Dogru duzgun Turkceyle yazi yazmayanlarin yazilarinin yayinlanmamasi lazim.</p>
<p>Bu son dedigimi aciklayayim: Dogru duzgun Turkce demek mukemmel imla ile yazilmis Turkce demek degil. Keske oyle yazabilsek ama hicbirimiz oyle yazamiyoruz ki. Ama adam kelimeleri bilerek bozuyor, cumleye kucuk harfle basliyor, Turkce kelimeleri yabanci harflerle yaziyor ise bu yazilar yayinlanmamali. Dilerse dogru sekilde tekrar yazar, dilemezse ceker gider kendine uygun baska ortam bulur.</p>
<p>Baska baska&#8230; Sahsa yonelik yazilara izin vermemek lazim. Senli benli konusmalara, nazik olmayan sozcuklerin kullanimina izin vermemek lazim. Buyuk harf kullanma sorununun cozumu kolay. Bir duyuru yaparsiniz, bugunden itibaren icinde tumuyle buyuk harf kullanilarak yazilmis hicbir yazi yayinlanmayacaktir, dersiniz ve ogunden sonra oyle hicbirseyi yayinlamazsiniz olur biter.</p>
<p>Tabi, siz bu dediklerimin hepsini yapmaya kalkarsaniz epeyce dusman edinirsiniz ve forumlarda da pek yazi yazan olmaz epeyce bir sure. Taki insanlar buranin kurallarini ogrenip, alisincaya kadar&#8230;</p>
<p>Dilerim bu yazdiklarimin bir katkisi olur.</p>
<p>Derslerinizde basarilar diler, selam ve saygilarimi sunarim.</p>
<p>Ertugrul</p>
<p>Not: Bu yaziyi forumlara da koyacagim simdi. Uygun bulmazsaniz oradan silin lutfen.</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2005 &#8211; 2006, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. All rights reserved. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2005/11/11/auhf-forumlary-hakkynda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
