Posts Tagged ‘doktora’

Kadının kalbi

Perşembe, Şubat 5th, 2009

Kadın, pek sert, pek acımasız imiş. İş yerindeki herkes ondan korkar, kaçarmış.

Ne olduysa bir kaç gün işe gelmemiş. Herkes merak etmiş, nerede diye.

Adam, “Duydunuz mu, o intihar etmiş” demiş. Sonra da başlamış anlatmaya:

Doktora gitmiş, “Ölmek istiyorum doktor” demiş. “Bunun en kolay, en kesin yolu nedir?”
Doktor düşünmüş, “En kolayını bilmem ama en kesini kalbinize bir bıçak saplamaktır.”
“Kalp mi? Kalbim nerede doktor?”
“Kalbiniz göğsünüzün sol yanında, hemen meme ucunuzun altındadır.”
Kadın doktorun dediğini yapmış! Ölmemiş, hastanede yatıyormuş.

Adam, kadına olanları anlattıktan sonra hafifçe gülümsemiş.

Bir kaç gün geçmiş, kadın işe dönmüş.

Sol dizi sargılıymış…

[Ben anlatanın yalancısıyım. E.A.]

Vergi Hukukunda İradi Temsil

Salı, Şubat 27th, 2007

Giriş

Bir vergilendirme ilişkisinin iki tarafı vardır: Vergi alacaklısı olan devlet (vergi idaresi) ve vergi borçlusu olan mükellef. Bu sayılanlara bir üçüncü taraf olarak sorumlu da eklenebilir.

Mükellef, vergiyi doğuran olayı kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş bulunan ve vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda olan kişi olarak tanımlanabilir. Sorumlu ise, bazen mükellefle birlikte, bazen de mükellefin yerine geçerek, vergilendirmenin maddi-şekli ödevlerini yerine getirmekle görevlendirilmiş olan kişidir.

Vergi yasalarımız mükelleflik ve sorumluluk kurumlarını ayrıntılı şekilde düzenlemişken, iradi temsil kurumu açısından sessiz kalmışlardır.

Vergi yasalarının bu durumu iki şekilde değerlendirilebilir: Kanun koyucunun, mükellef ve sorumluların vergi ödevlerini bizzat yerine getirmelerini istemiş olduğu ve bu sebeple Vergi Hukukunda iradi temsile yer vermediği söylenebilir ya da kanun koyucunun, esasen Borçlar Hukukunda düzenlenmiş bulunan temsil müessesesinin Vergi Hukukunda da geçerli olacağını kabul ettiği, bu nedenle yeniden düzenleme gereği görmediği de düşünülebilir.

Bu çalışmada, mevzuatımızdaki hükümlerin ışığında, Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı; bu soruya olumlu yanıt verilebilirse, temsil yoluyla hangi işlemlerin gerçekleştirilebileceği incelenmeye çalışılacaktır. Bu amaçla, önce genel olarak temsil konusu ele alınacak, daha sonra Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı tartışılacak ve buna bağlı olarak temsil yoluyla gerçekleştirilebilecek işlemler değerlendirilecektir.

(daha fazla…)

Vergilendirme Yetkisinin Temel Hak ve Özgürlüklerle İlişkisi

Salı, Şubat 27th, 2007

1. Giriş

Bu çalışma vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi verilmiş, ardından Anayasadaki sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci kısımda ise Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirme yetkisine karşı duyarlı olanlar değerlendirilmiştir.

(daha fazla…)

Affedersiniz, bir şey soracağım?

Çarşamba, Kasım 1st, 2006

“Üst geçitte inecek var!”

İndik. Kucağımdaki yavrumu yere bastırdım. Elimdeki poşeti bacağımın kenarına yasladım ve ayakkabımın çözülmüş bağcığını düzeltmek için yere doğru eğildim. Arkamda beliren karartıyı fark edince tedirgin oldum birden. Cüzdanım küçüktü, kolayına çıkaramazdı cebimden. Alsa da içinde para yoktu ya zaten. Kimlikler kartlar… bi ton sıkıntı. Ya Başak’ı kapıp kaçarsa? Aman Allahım! Hızla doğruldum. Kızımın elini sıkıca kavradım arkama dönerken.

Bacağıma yaslı poşet devrildi.

Karşımda bir kadın duruyordu. O da bir çocuğun elinden tutmuştu. Başak’tan küçük, üç yaşlarında bir erkek çocuğu. Kısa saçlı, belli ki sıkılgan, burnu kızarmış bir yavrucak. Gençti kadın, yirmi beş, otuz belki. Başında saçlarının yarısını açıkta bırakan bir eşarp, üstünde sade bir kahverengi palto, omzunda siyah çantası vardı. Basit ama temizdi kıyafeti. Ev kadınına benziyordu açıkçası.

“Affedersiniz, bir şey soracağım” dedi kadın.

Daha evvel çok duymuştum bu cümleyi ben. Para isteyen dilencilerin ve yankesicilerin bir numaraları yaklaşma cümlesidir bu. Soran iki-üç erkekse ve ortam tenhaysa tehlikedesinizdir. Bir şey soracağım derler ve etrafınızı çeviriler. Sonrası malum; memlekete dönecek paraları yoktur ve siz paraları seve seve(!) verirsiniz. Kadınlar genelde yalnız çalışırlar; hem tenha yerde de çalışmazlar zaten. Onların işi sizi acındırarak soymaktır.

Neyse… Yere devrilen poşetimi kaldırırken “Buyurun” dedim.

“Yüksek İhtisas” dedi. Eli Morfoloji ile İbn’i Sina’yı ayıran yolu gösteriyordu. Gözleri gözlerimin içine bakıyor tepkimi yokluyordu. “Hasta…” dedi sonra. Belli ki benim de onun gözlerinin içine baktığımı fark edince cümlenin devamını nasıl bağlayacağına karar verememişti. Sonra “memlekete dönüş…” dedi. Anlamıştım derdini.

“Kusura bakamayın, başkasına sorun bunu” dedim, “Ben Yüksek İhtisas nerede bilmiyorum.”

Arkamı döndüm ve bir elimde poşet, diğerinde Başak üst geçidin merdivenlerini hızlı adımlarla çıkmaya başladım. Ayakkabımın bağı ise hâlâ çözüktü.

Ben karşıya geçtiğimde başka birisini durdurmuştu kadın. Uzun boylu, siyah pardösülü bir adamı. Benim yaşlarımdaydı adam. Cebinden bir avuç demir para çıkardı ve verdi kadına. Sonra yoluna devam etti. Kadın teşekkür etmeden aldı parayı, öbür istikamete iki üç adım attı ve durdu.

Haklıydım. Bir dilenci daha.

Eğildim, ayakkabımın bağladım.

Doğrulurken bir kaç hafta önce karımın başına gelen bir olayı hatırladım. Başak’ı doktora götürüyormuş, bu kez İbn’i Sina’ya değil, Cebeci’deki Tıp Fakültesi Hastanesi’ne. Yolun kenarına oturmuş bir dilenci kadın pantalonunun paçasından çekmiş bizimkinin.

“Yavrum” demiş, “Çok açım. Bir ekmek parası ver n’olur!”.

Durmamış bizimki; devam etmiş. Aklı da kadında kalmış ama. Hastane dönüşü bir paket bisküvi ve meyve suyu almış. Getirmiş kadına vermiş. Kadın önce poşete şöyle bir bakmış, sonra fırlatıp atmış poşeti.

Bakakalmış bizimki.

Bunları düşünürken dalmışım. Bana seslenen bir adamı fark edince kendime geldim.

“Gardaş, bi şey soracam da…”

Durmadım bu kez. Adama bakmadım bile. Sadece Başak’ı kolundan çekeledim daha hızlı yürüsün diye.


Kimim?*

Çarşamba, Ocak 25th, 2006

Cevabı çok zor bir soru bu. Hatta sorunun ne olduğu bile net değil. Kimim, geçmişim nedir mi demek? Yoksa nasıl bir kişiyim mi? İkinci soruyu ben yanıtlayamam. İlkine ise zaman yetmez ya, hadi bir kaç mekan ve an yazayım buraya:

75
Doğum yılım ve yerim: Ereğli. Konya değil Karadeniz.
Pazarın ilerisi. Camdan aşağı attığım sabunlar.
Murtaza mahallesi. Toprağı kazarken bulduğum Bizans sikkesi.
Komşunun kızları ile evcilik oynayışım. Evlendirmişlerdi(!) beni de ne korkmuş ne ağlamıştım artık onların evinde kalmam lazım diye.
Ortacami. Yufkacının üst katı. Manolya bahçesinde yaptığımız çete kulubesi. Akreplerden korkup kaçışımız oradan.
Liman. ‘Anayasacı’ oluşum.

81
Nimet İlkokulu. Semiha Bana, ilk öğretmenim.
Erdemir Sineması. İlk sunuculuğum, ilk oyunculuğum.
Liman. Kiraladığım kayık. Küreğin avuçiçimi acıtması.
Anadolu Dersanesi. Babam müdür. Çıtır simit ve çay. Ne çok sevmiştim kantinini.
Akbank’ın aylık sınava hazırlık dergileri. Bir akşam onları çalışıp girmiştim sınava.

86
Anadolu Lisesi. Hazırlık sınıfları en üst katta. Ne de çok basamak var çıkacak.
Bilgisayar Laboratuarı. MS-Dos 3.30, sonra 4.01.
Okulun yanındaki boş tarla. Bisiklet kiralayan adam.
Kavaklık. Ergenlik. Meslek Liseli arkadaşlarım. Kung-Fu.

91
Berna’m ile tanışmam.

93
Büyük Ereğli Dersanesi’ndeki danışman hoca. Müdür yardımcısı falandı galiba. Kim olduğumu bile bilmeden babama dersaneyi ektiğimi söyleyebilen, benim AÜHF’de okuyacağıma inanmayan adam. Adı neydi acep?
Endüstri ve Meslek Lisesi. Üniversite sınavının ilk ayağı. Bir saat camdan limanı seyredişim.
Fener Lisesi, Zonguldak. Sınavın ikinci ayağı. Anam babam haber beklerken sinemada Hülya Avşar’ın Berlin in Berlin’ini izleyişim.

İstanbul.
Marmara Hukuk’ta geçen iki güzel yıl.
Atatürk Erkek Öğrenci Yurdu, Cevizlibağ İstanbul. Hamam usulü banyoları.
Topkapı-Kadiköy otobüs hattı. Boğaz köprüsü. Yollar.
Vapurla yurda dönülen geceler. Camdan dışarı bakıyormuş gibi yapıp aslında bana bakan kız. Sonradan en yakın arkadaşım oluşu. Yemeği kaçırdığım akşamlar.
Ve amcamın okulun burnun dibindeki evi!

Okul günleri. Dersler.
Süheyl Batum’un Anayasa dersini anlatışı. O derste benim ders anlatışım. Arkadaşlarım bana ‘sen hoca olursun’ dediklerinde ‘hadi oradan len…’ deyişim.
Cimbom’un Manchester’la oynadığı maç.

94
Altunuzade Erkek Öğrenci Yurdu, Altunuzade İstanbul. 80 numaralı oda. Beni polis zanneden oda arkadaşlarım. Kantinde çeyrek ekmek arası bayat yumurta ve bayat çay. Ne de güzeldi tadı.
Tansu Çiller’in yaptığı devalüasyon. Tamek meyva suyunun fiyatının bir günde beş kat artması.

Üsküdar’daki bir evin saraya bakan balkonunda oturup iki dostla çay içişimiz. Geçen yatlara laf edişimiz. Kocamustafapaşa’daki bir evde geçen haftasonları. Dostlar. İzden’in serçe arabası. Buğra’nın Ortaköy’deki evi. Taksim’in barları. Taksim Parkı’nın tinercileri.

Gezme, tozma. Dönmezer’in dört ciltini hatmedip dersi finalde geçen dört kişiden biri olma.

95
Ankara Hukuk’a yatay geçiş başvurusu. Başvurumun kabul edildiğinden habersiz Marmara’ya devam edişim. Kabul edildiğimi ziyadesiyle geç öğrenişim. Mermer salonda yazı tura atıp Ankara’ya geçişim.

Ankara’da Ertan abi. Ertan abinin evi. Ertan abinin serçe arabası. Eryaman sokakları.
Ankara Hukuk, arka bina, 3-A sınıfı. Sınıfın en arka sırası. En ön sıradaki öğrenciler. Tanışmamız, arkadaş oluşumuz. Vergi hukuku dersi. Ahmet hocam. Berna’m, bir tanem.

Evlenme teklifi(!) alışım. Abim ile geçen günlerimiz. Eryaman-Bahçeli yolları.

97
Mezuniyet. Parasız geçen günler. Ankara Adliyesi’nde staj. Yüksel Hoca’nın bürosu. Paralı geçen günler.

Yüksek Lisans. Nurkut hocanın rekabet hukuku dersi. Arka binadaki çatışmanın olduğu gün bir öğrencinin beni polis sanışı. Mustafa beyin ve Hakan beyin odaları. Çay işkenceleri.

98
Asistanlık günleri. Sınav nöbetleri. Teze başlamam.

2000
Tezi bitirmem. Burs almam. Evlenmem. Amerika’ya yollanmam. Ahmet hocamın muhalefeti.
Gainesville, Florida. Hilton oteldeki gece. Otel odasına ve kiralık arabaya giden paracıklar.
Küçük ve karanlık ve de ucuz evimiz. Yerde uyuduğumuz gece. Bir plastik masa ve dört sandalyeden oluşan mobilya takımımız. Berna’nın karton kutudan yaptığı kitaplığım.
Bisikletimiz. Publix marketin poşetleri. Küçük televizyon alışımız.

Okul, okul, okul. 70 kişilik sınıftaki üç yabancıdan biri olmanın verdiği o garip his. Bambaşka bir millet, bambaşka bir eğitim tarzı. Amerikan federal vergi kanunları (iki cilt) ve tüzükleri (beş cilt).

Friel. Lokken. Doktora. Tez. Tez. Tez.

* 17 Nisan 2005′de yazdığım bir yazıdır.

Ben Kimim?

Pazar, Eylül 11th, 2005

Ertuðrul Akçaoðlu1975 yılında Karadeniz Ereğli”de doğdum. 1986′da Nimet İlkokulu’nu, 1993′de Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi’ni bitirdim. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladım. 1995′de yatay geçiş yaptığım Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1997′de mezun oldum.

Ankara Hukuk’tan mezun olduktan sonra üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Kamu Hukuku Yüksek Lisansı programına devam ettim. Yüksek lisans devam ederken avukatlık stajımı Ankara Barosu nezdinde tamamladım ve ardından, 1998 yılında, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Vergi Hukuku Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2000 yılında finansal türev ürünlerin vergilendirilmesini konu alan tezimle yüksek lisansı tamamladıktan sonra doktora için Florida Üniversitesi Lisansüstü Vergi Hukuku Programı’na girdim. Sanırım 2005 sonu ya da 2006 başında bir vakitler “vergi hukuku doktoru” olacağım.

On dokuz yıldır bilişim teknolojilerine, on iki yıldır hukuka, sekiz yıldır Türk vergi hukukuna, yedi yıldır finansal yeniliklere, beş yıldır Amerikan vergi hukukuna, dört yıldır ise uluslararası vergi hukukuna ve özellikle elektronik ticaretin vergilendirmesi konusuna kesintisiz şekilde kafa yoruyorum. İlgi duyduğum, kafa yorduğum diğer konuları Karalama Defterim’e düştüğüm notlardan öğrenirsiniz zaten…

Bana ulaşmak isterseniz aşağıdaki “yorumlar” linkine tıklayın ve gelecek sayfadaki formu doldurmak suretiyle iletişim bilgilerinizi ve mesajınızı gönderin lütfen.

Ertuğrul Akçaoğlu