Bilişim 09′da İnternet Bankacılığında Hukuki Sorumluluk Hakkında Konuşuyorum

Türkiye Bilişim Derneği’nin her yıl düzenlediği bilişim kongresi bu yıl Bilişim 09 adı altında 18-20 Kasım 2009 tarihleri arasında Ankara Grand Rixos otelinde gerçekleşiyor. Kongrenin 3. günündeki etkinliklerden biri olan İnternet Bankacılığında Sorumluluk konulu panele davet edildim. Panelde konunun “hukuki sorumluluk” ve “bilirkişilik” yönleri üzerinde konuşmak niyetindeyim.

Konuya ilgi duyanlar için panel 20 Kasım 2009 günü saat saat 13:30′da başlayacak.

screenshot_002

3. gün programı: http://www.bilisim.org.tr/p3.HTM

Bilişim 09 web sitesi: http://www.bilisim.org.tr

* * *

Sonradan not: Bilişim 09′da konuştuklarımızın özetini meslektaşlarımla birlikte “Vadesiz Mevduatların İnternet Bankacılığı Yoluyla Boşaltılmasında Banka ve Mevduat Sahiplerinin Hukuki Durumlarına Kısa Bir Bakış: Çok Yapılan Bazı Yanlışların Doğruları” adı ile kısa bir yazı olarak kaleme aldık.

AÜHF Kütüphanesi Müzesi İnternet’te

Fakülte kütüphanesinin müze kısmında yer alan 150 kadar eserden 135′ini dijitalleştirerek İnternet’ten erişime açtık. Böylelikle sadece kazara kütüphanenin bir müzesi olduğunu öğrenip de camekanların içindeki kitapların kapaklarını veya bir iki sayfasını görebilen ufak bir azınlık yerine İnternet’e girebilen herkesin müzedeki eserleri sayfa sayfa okyabilmesini mümkün kıldık.

135 kitabın dijitalleştirilmesi ikibuçuk ay sürdü. Bu kez tarayıcı yerine dijital fotoğraflama yöntemini kullandık. Bu amaçla Atiz firmasından temin ettiğimiz BookDrive DIY cihazından yararlandık. Bu cihazın üzerinde iki adet Canon EOS 400D dijital fotoğraf makinası yeralıyor. Çekimleri fakültemizin idari personel kadrosuna yeni katılan Mualla hanım arkadaşımız ile öğrencilerimiz İlknur ve Gökhan yaptılar. Çekimlerin yapılmasını Roma Hukuku kürsüsünden değerli arkadaşım Eşref özenle denetledi. Resim işleme, karakter tanıma, PDF’ye dönüştürme ve siteye yerleştirme gibi işleri öğrencilerimiz Durmuş, Caner, Enver ve Burak yürüttüler.

Bu süreçte bana “genel koordinatör” sıfatı uygun görüldü. Projenin genel koordinatörü olarak ben – her mühim sıfat sahibi kişi gibi – pek bir şey yapmadım; ortalıkta dolandım; bol bol havanda su dövdüm; arada sırada ortaya çıkan küçük problemlerin çözümü hakkında ahkam kestim.   :o)

Müze sitesi dün “http://auhf.ankara.edu.tr/muze” adresinden hizmet vermeye başladı. Şu anki hali ile bazı eksikleri, epeyce de kusurları var. Önümüzdeki bir kaç hafta boyunca bildiğimiz eksikleri ve kusurları yavaş yavaş gidereceğiz. (Ancak hem öğrenci arkadaşlarımın sınavları yaklaşıyor hem de benim biraz tez – makale vs. yazmam lazım gene. Bu sebeple müzedeki düzeltmelerin yapılması gerçekten de “yavaş” olabilir.) 

Müzede bolca Latince, İtalyanca, Fransızca eser var. Bir miktar da İngilizce ve Almanca… Üç-dört tane de el yazması Osmanlıca/Arapça eser mevcut. Yabancı dil bilmeyenlerin pek bir işine yaramayacak bu site ama özellikle hukuk tarihi ve sosyolojisi çalışanlar için paha biçilmez bir kaynak olacak sanırım.

Küçücük bir teknik not: Tarayıcı ile kitap tarandığında dijital fotoğraf çekme yöntemi ile kitap taranmasına(?) göre çok daha kaliteli ve verimli(!) sonuç alınabiliyor. Eğer bir kitabı kesmek ve sayfaları üsten beslemesi olan ve çift yüzlü tarama yapabilen bir tarayıcı ile tarama imkanınız var ise dijital fotoğraf makinası kullanan cihazları tercih etmeyin derim. Bizim müze projesinde kullandığımız cihaz ve yöntem, kesilmesi mümkün olmayan kitaplar bakımından zorunlu bir tercih olsa da tarayıcılar kadar iyi sonuç vermiyor.

Türkiye’ye Armağan Projesi – Rapor

Önceki yazılarımı okuyanlarınız Mart 2007′den beri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bir dijital belge üretme projesi yürüttüğümüzü bilirler. Hukuk fakültesi dergilerini dijital ortama aktarıp İnternet’ten araştırmacıların erişimine sunma amacıyla başlayan bu proje, büyüyüp olgunlaşmaya başladı. Adı dergi projesinden “Türkiye’ye Armağan Projesi”ne dönüştü. Çok güzel tepkiler almaya başladı.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nin ve Ankara Law Review’un bütün sayılarını (yaklaşık 240 cilt dolusu makale) İnternet’e aktarmak bize yetmedi. Hocalarımızın yazdığı 80 kadar monografiyi de İnternet’ten hukuk öğrencileri ve araştırmacılarla paylaştık. Bu kolleksiyona her gün yeni eserler eklemeye devam ediyoruz. (Bkz: http://auhf.ankara.edu.tr)

Gelelim büyük habere:

Siz bu satırları okurken öğrencilerimiz ile idari ve akademik personelimizden oluşan küçük bir ekip fakültemiz kütüphanesinin müzesinnde yer alan nadide eserleri dijital ortama aktarmaktalar. Hedefimiz, Nisan ayı başında değerine paha biçilemez ve hiç bir yerde (kolay kolay) bulunamaz eserleri (ki 200 kadar eserden bahsediyorum) kilitli camekanların içinden çıkarıp sizlerin masalarının üstüne koyabilmek.

Projenin bu aşamasının teknik detaylarını daha sonra paylaşacağım sizlerle. Tahmin edeceğiniz üzere bu kez bir tarayıcı (scanner) kullanmıyoruz. Kitaplara hiç zarar vermeden taramanın yollarını bulduk!

Sevinçliyim. Ufak adımlarla da olsa hukukumuza, kütüphaneciliğimize ve araştırmacılarımıza büyük katkı sağlayacağına inandığım bir işle uğraşıyoruz. Ve sevinçliyim, çünkü öğrencilerimiz, fakülte yönetimi, asistan arkadaşlarım hep birlikte çalışıyoruz.

Hukuk Fakültesi Dergi Projesi – Gelişmeler (3)

AÜHF Logo

Ve sonunda bitti! Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergileri tümüyle dijital ortama aktarıldı; sitesi ve DVD’si hazırlandı. Birazdan saatler 1 Mayıs 2007′nin ilk dakikalarını gösterdiğinde dergilerin sitesini herkesin erişimine açacağım. Bu konuyla ilgili bir önceki yazımdan bugüne kadar geçen on beş gün içinde neler yaptığımızı kısaca anlatmak istiyorum size.

Fakültemizin üç öğrencisi Caner Yılmaz, Durmuş Cevlan ve Burak Şahin önce dergileri cilt cilt TIFF (resim) formatında taradılar, sonra OCR yazılımıyla bu resimleri yazıya dönüştürdüler. Dönüştürme işlemi epeyce başarılı olmakla berbaer yinede hatalar içeriyordu. Bu hataları kontrol edip düzeltmeye yetecek kadar vakit olmadığı için her bir ciltteki bütün makaleleri içinde yazı gizli resim PDF formatında ayrı ayrı kaydettiler. (Caner ile Durmuş daha çok çalıştı, Burak biraz kaytardı ama o da sonradan gene dergiyle ilgili başkaca işlerde yardım etti.)

Öğrenciler bu işleri yaparken ben dergilerin eksiklerini gidermek, araştırma görevlisi arkadaşlardan gelecek künyeleri toparlamak, sitede kullanılacak yazılımı belirlemek, siteyi tasarlamak gibi her biri başlı başına ıvır zıvır iş olan ama birarada adamı epeyce zorlayan işlerin peşinde koşturuyordum.

Yazının devamı >>

Hukuk Fakültesi Dergi Projesi – Gelişmeler (1)

Daha önceki yazımda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin yeni dekanı Prof. Feyzioğlu’nun ilk icraatlarından biri olarak 1943 yılından beri yayınlanmakta olan Fakülte Dergi’sini Internet’e taşımak istediğini ve bu işin teknik kısmı için beni görevlendirdiğini yazmıştım. O yazıyı pek tekrar etmeden konuyu kısaca özetleyip neler yapmakta olduğumuzu aktarmak istiyorum:

Proje, tahmin edeceğiniz üzere, iki parçalı: İlk aşama eski sayıların dijital ortama aktarılması ve Internet’ten yayınlanması. İkinci aşama yeni sayıların baskıya ek olarak doğrudan Internet’te yayınlanması. İkinci aşamayı halletmesi kolay, bizi asıl uğraştıracak olan ilk aşama.

Yazının devamı >>

3177′ye Bir Mesaj Atın, Ormanlarımızın Yeşermesine Katkıda Bulunun

Çocukken birileri bana ülkemizin yeşil olduğunu, ormanlarımızın çok olduğunu anlatmış olmalı ki ben yeşil ve geniş ormanları olan bir ülkede yaşadığımı zannederek büyüdüm. Sonradan önce büyüdüğüm şehirden çıkıp başka şehirleri, ardından da başka ülkeleri görünce anladım ki bana anlatılan tam bir kuyruklu yalanmış. Benim güzel ülkem -başkaca bazı konularda olduğu gibi- orman konusunda da fakirmiş ve her geçen gün biraz daha fakirleşiyormuş. Çorak dağlar ve tepeler; ya meyve sebze ya da beton tarlalarıyla doldurulan ovalar; azı kendiliğinden çoğu bizlerce yakılan ormanlar varmış ülkemde. Kentlerin sokaklarında evsiz kedi köpek çokmuş ama doğru düzgün bir park bile yokmuş. Bizde hal bu iken iken gelişmiş ülkelerin topraklarının ortalama yüzde otuz beşi ormanlarla kaplıymış. Türkiye’de bu oran yüzde on üç imiş ve her geçen gün azalıyormuş.

Benim dikilmiş üç beş fidanım var. İlk fidanlarımı – bilerek isteyerek değil, orta okuldayken öğretmenlerimiz elimize tutşturduğu için – okulumuzun bahçesindeki Atatürk büstünün arkasına dikmiştim sınıf arkadaşlarımla birilkte. Yıllar sonra bir gün okulun yakınından geçerken bizim fidanların bir kısmının tutup ağaç haline geldiğini görünce gözlerime inanamadım. O elimden küçük fidanlar boyumdan büyük ağaçlar olmuştu. O günden sonra, ara sıra da olsa, fidan dikmeye başladım bulduğum boşluklara. Bazen çam, meşe; bazen meyva ağaçları… Hiç dikmedim ama mutlaka bir gün çınar da dikeceğim…

Bunları söylemek nereden mi aklıma geldi şimdi? Şuradan: Az önce televizyonda bir kampanyanın tanıtımını izledim. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Televizyon Yayıncıları Derneği bir araya gelmişler, işin içine cep telefonu operatörlerini, Orman Bakanlığı’nı ve saireyi de katmışlar, medyanın ve teknolojinin gücünü kullanarak bizlere kolayca ağaç diktirirmenin bir yolunu bulmuşlar. Buldukları yol şu. Biz 3177′ye (Telsim, Türkcell veya Avea farketmiyor) bir mesaj atacağız. Bu mesaj için cep telefonu faturamıza 5 YTL eklenecek, karşılığında bir fidan dikilecek. Belki bu bize kendi ellerimizle diktiğimiz, can suyunu verdiğimiz, büyümesini izlediğimiz bir ağacın keyfini vermeyecek ama en azından bir gün arkadaşlarımızla yolda yürürken rastegele bir ağacı gösterip “bak bunu ben diktim” diyebileceğiz. Ormanlarımız çoğalıp ülkemiz daha temiz, daha yaşamaya uygun bir yer haline geldiğinde çocuklarımıza “bak buralar eskiden böyle değildi, bizim diktiğimiz ağaçlar sayesinde bu güzel ormanlar oluştu” diyebileceğiz.

5 YTL bazılarımız için az para değil belki ama doğruya doğru: çok para hiç değil.

“Değer mi?” diye düşünüyorsanız eğer, alın size bir örnek: Ankara’da yaşayanlarınız bilir; Ankara Büyükşehir Belediyesi yurt dışından 14 bin ağaç ithal etmiş ve bunlar için 1,5 milyon Euro para ödemiş (Daha da ağaç ithal edeceklermiş… Bkz: http://www.ankara-bel.gov.tr/lib/haberdetay.asp?id=1501). Yuvarlak hesap, her bir ağaç için 107 Euro yani kabaca 200 YTL ödemiş bizim belediye. Tutmadı diye sökülen ağaçların ek maliyetini unutsak bile bizim belediyenin ithal ağaçlara ödediği astronomik paralar ile mukayese ettiğinizde sizin 5 YTL’ye diktireceğiniz bir fidanın ne kadar ucuz – hatta bedava – olduğunu, ne kadar da doğru bir iş yaptığınızı göreceksiniz. Kim bilir; belki 3177′ye bir SMS attıktan sonra önümüzdeki ilk seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylığınızı koymayı bile düşünürsünüz. Ne de olsa siz aynı paraya şu anda dikilenden 40 kat daha fazla ağaç diktirmenin yolunu biliyorsunuz. :o)

Şaka bir yana, televizyonda izlediğim kadarıyla, şu ana kadar SMS ile ağaç dikme kampanyasına kırk küsur bin kişi katılmış zaten. Bizler de katılınca bu rakam yüzbinleri geçer; milyonları bulur umarım. Böylelikle ülkemiz kendine yakışan ormanlarına kavuşur.

Hadi, lütfen, şimdi, 3177′ye bir SMS atın. Bir fidan dikin. Bugün güzel bir iş yapın.

Daha fazla bilgi için bkz:

http://www.osmanpepe.com.tr/haber_detay.asp?id=424

http://www.rtuk.org.tr/sayfalar/IcerikGoster.aspx?icerik_id=eed60219-ef6f-4e3e-818c-9244e7f81643

Vergi Hukukunda İradi Temsil

Giriş

Bir vergilendirme ilişkisinin iki tarafı vardır: Vergi alacaklısı olan devlet (vergi idaresi) ve vergi borçlusu olan mükellef. Bu sayılanlara bir üçüncü taraf olarak sorumlu da eklenebilir.

Mükellef, vergiyi doğuran olayı kendi kişiliğinde gerçekleştirmiş bulunan ve vergi borcunu kendi malvarlığından ödemek zorunda olan kişi olarak tanımlanabilir. Sorumlu ise, bazen mükellefle birlikte, bazen de mükellefin yerine geçerek, vergilendirmenin maddi-şekli ödevlerini yerine getirmekle görevlendirilmiş olan kişidir.

Vergi yasalarımız mükelleflik ve sorumluluk kurumlarını ayrıntılı şekilde düzenlemişken, iradi temsil kurumu açısından sessiz kalmışlardır.

Vergi yasalarının bu durumu iki şekilde değerlendirilebilir: Kanun koyucunun, mükellef ve sorumluların vergi ödevlerini bizzat yerine getirmelerini istemiş olduğu ve bu sebeple Vergi Hukukunda iradi temsile yer vermediği söylenebilir ya da kanun koyucunun, esasen Borçlar Hukukunda düzenlenmiş bulunan temsil müessesesinin Vergi Hukukunda da geçerli olacağını kabul ettiği, bu nedenle yeniden düzenleme gereği görmediği de düşünülebilir.

Bu çalışmada, mevzuatımızdaki hükümlerin ışığında, Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı; bu soruya olumlu yanıt verilebilirse, temsil yoluyla hangi işlemlerin gerçekleştirilebileceği incelenmeye çalışılacaktır. Bu amaçla, önce genel olarak temsil konusu ele alınacak, daha sonra Vergi Hukukunda temsilin mümkün olup olmadığı tartışılacak ve buna bağlı olarak temsil yoluyla gerçekleştirilebilecek işlemler değerlendirilecektir.

Yazının devamı >>

Vergilendirme Yetkisinin Temel Hak ve Özgürlüklerle İlişkisi

1. Giriş

Bu çalışma vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi verilmiş, ardından Anayasadaki sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci kısımda ise Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirme yetkisine karşı duyarlı olanlar değerlendirilmiştir.

Yazının devamı >>

Muktezalar (Özelgeler)

Muktezalar (özelgeler), bağlayıcılık ve yeni vergi normu koyma ölçütüne göre asli kaynak niteliği taşımayan, ikincil nitelikte, vergi hukukunun “açıklayıcı” kaynaklarındandırlar.[1]

Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesine göre, mükellefler (yükümlüler), Maliye Bakanlığından veya Maliye Bakanlığının bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulanması bakımından belirsiz ve kararsızlığa neden olan hususlar hakkında açıklama istiyebilirler. Yetkili makamlar yazı ile istenecek açıklamayı yazı ile veya sirkülerle cevaplamak zorundadırlar. Alacakları cevaplara göre hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı zorunlu kılsa bile ceza kesilmez.

Mükellefler bağlı oldukları vergi dairesi başkanlıklarına veya defterdarlıklara bir dilekçe ile başvurmak yoluyla mukteza talebinde bulunabilirler. Muktezalar, kendilerine verilen muktezaya göre hareket eden mükellefleri bunun neticesinde doğabilecek vergi cezalarına karşı korumakla beraber, vergi borcu asıllarına, gecikme zammı ya da faizlerine karşı koruma sağlayamazlar.

Muktezalar sadece verildikleri mükellefler bakımından geçerlidirler. Diğer mükellefler, başka mükelleflere verilmiş muktezalara dayanarak ilgili vergi cezalarına karşı korunma elde edemezler. İşte bundan dolayı, mükellefler aynı ya da benzer konularda sıklıkla mukteza talebinde bulunabilmektedirler. Bu da Maliye Bakanlığı’nın iş yükünün lüzumsuz yere artmasına sebep olmaktadır.

Maliye Bakanlığı’nın bu sorunu gidermek için 2003 yılında yayınladığı bir genel tebliğ muktezalardan yararlanabilecek mükelleflerin kapsamını genişletmiştir:[2]

“(M)ükelleflere kolaylık sağlamak amacıyla tayin edilen muktezalardan özellik arz edenler periyodik olarak sirküler halinde yayımlanacaktır. Ayrıca, Bakanlığımızca, yapılacak mukteza taleplerinin sirkülerle cevaplandırılması yoluna gidilebilecektir. Sirkülerler, Gelirler Genel Müdürlüğünün www.gelirler.gov.tr internet adresinde yayımlanacaktır.

Durumları sirkülerde yayımlanan olaya uyan ve yapılan açıklamalar doğrultusunda işlem yapan mükellefler adına Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan hüküm uyarınca herhangi bir cezai işlem yapılmayacaktır.”

Eski haliyle Gelirler Genel Müdürlüğü’nün, yeni haliyle Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vebsitesinin “mevzuat” bölümünde “kanunlar” başlığı altında yürürlükteki vergi kanunlarıın metinlerinin yanı sıra her bir kanun bakımından ayrı ayrı tasnif edilmiş şekilde ikincil kaynakların metinleri de yer almaktadır.[3] 1996 yılından günümüze kadar yayınlanmış pek çok mukteza da bu sitede yerlerini almışlardır. Bunun yanı sıra, 1996 – 1998 yılları arasında verilen muktezalardan derlenmiş ve Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 1999 yılında yayınlmış olan “Türk Vergi Kanunları Uygulamalarına İlişkin Özelgeler (Muktezalar)” başlıklı kitaba da Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vebsitesinden erişmek mümkündür.[4]

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vebsitesinde yayınlanmış olan muktezalardan mükelleflerin Maliye Bakanlığı’nın yukarıda değinilen genel tebliği kapsamında yararlanıp yararlanamayacağı konusunda üzerinde durulması açıklığa kavuşturulması gereken bir husus bulunmaktadır. Şöyle ki, tebliğ, bazı mukteza taleplerinin “sirküler” ile cevaplandırılıp bu sirkülerlerin “www.gelirler.gov.tr” adresinde yayınlancağını öngörmektedir. Söz konusu site incelendiğinde sitede, her bir kanun bakımından ayrı ayrı tasnif edilmiş şekilde, “özelgeler” ve “sirküler” başlıkları altında açıklayıcı ikincil kaynak niteliğinde metinler yayınlandığı ve fakat muktezaların sirküler şeklinde yayınlanmadığı görülmektedir. Bu şekle aykırılık, sözkonusu sitede yayınlanan muktezlardan müklleflerin değinilen tebliğ kapsamına yararlanamayacakları neticesinin çıkarılmasına sebep olabilir. Yine de tebliğin hizmet ettiği amaç göz önüne alındığında, Gelir İdaresi Başkanlığı vebsitesinde yayınlanmış bütün muktezaların (kitap formatında yayınlananlar da dahil olmak üzere) tüm mükelleflerce ulaşılabilir hale gelmeleri sebebiyle ilgili oldukları konular bakımından tüm mükelleflere ilgili vergi cezalarına karşı koruma sağlayacaklarını kabul etmek daha doğru olur.

Notlar

[1] Öncel, Kumrulu, Çağan, Vergi Hukuku, Ankara, Turhan Kitabevi, 13. Bası, 2005, s.16.

[2] 30.4.2003 tarih ve 315 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

[3] http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/VK?OpenPage adresinde listelenmiş kanunlardan herhangi biri seçildiğinde o kanunun metni ile beraber ilgili ikincil kaynakların listesi de gelmektedir.

[4] http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/kitapozelgeicindekiler?OpenPage

AVEA ve HSBC’nin kullanıcı dostu(!)vebsiteleri

İki gün içinde iki ayrı vebsitesi epeyce güldürdü beni. Sadece güldürmediler, kızdırdılar, bol bol vaktimi aldılar. Hatta beni bu satırları yazmak durumunda bıraktılar. Bu sitelerden ilki HSBC’ye, diğeri AVEA’ya ait. Buyurun okuyun hayatının yirmi yılını bilgisayar başında geçirmiş bendenizin bu iki siteyle bir türlü anlaşamayışının öyküsünü.

HSBC ile başlayayım ama önce bir not düşeyim: Benim yurtdışında kaldığım dönemden kalma onlarca kartım var. Mağaza kartları, debit kartlar, kredi kartları ve saire. E, aram bilgisayarlarla iyi ya, bu kartlara ait işlemlerin hemen hepsini Internet üzerinden yaparım ben. Citibank’tan Chase’e, Sears’dan Dell’e pek çok firmanın çağrı merkezlerini de yüzlerce kere aramışımdır. Bunların hiçbiriyle hiçbir sıkıntı yaşamadım bugüne kadar. Çağrı merkezlerini biraz nahoş bulurum, itiraf edeyim. Moron muamelesi yaparlar adama çünkü. Bir keresinde Dell’in Hindistan’daki çağrı merkezinde telefona bakan Hindu görevli beni Teksas’la konuştuğuma inandırmaya kalkmıştı. Neyse, gelelim sadede…

Yedi, sekiz yıl önce bir mağaza kartı olan “Advantage Card”tan almıştım. Ben buralarda değilken Boyner Advantage Card’ı HSBC’ye satmış ve benim mağaza kartım kredi kartı oluvermiş. Ne güzel değil mi? Ben bu kartı bir süredir kullanıyorum. Karttan hiç bir şikayetim yok.

HSBC Advantage Card’la ilgili işlemleri genelde telefonla hallediyorum ama dün gece nedense vebsitelerine girip oradan ekstreme bakmak istedim. Daha önce Advantage kartın veya HSBC’nin vebsitesini hiç ziyaret etmemiştim. Www.hsbc.com.tr adresine gittim önce. Gelen sayfada “Advantage” logosunu tıklayınca kendimi www.advantage.com.tr adresinde buldum. Buraya kadar iyi hoş. Www.advantage.com.tr’de “Bireysel Internet Bankacılığı” linkini tıklayınca kendimi tekrar www.hsbc.com.tr’de buldum. Yani boşu boşuna bir tur atmış oldum. Hadi buraya kadarını benim cahilliğime(!), acemiliğime(!) verelim…

Www.hsbc.com.tr sitesinde bireysel bankacılık kısmına girebilmek için ihtiyaç duyacağım şifreyi oluşturabilmek için “Anında Şifre” linkini tıkladım.

Açıkçası “anında” sözcüğünü görmek beni çok sevindirmişti. Boşuna bir tur atmıştım ama en azından şifremi çabucacık alacaktım! Kredi kartımın numarası, doğum tarihim, annemin kızlık soyadı, tuttuğum takımın renkleri, eskiden çıktığım kızlardan baştan üçüncüsünün ilk adının sondan ikinci harfi gibi güvenlik sorularını yanıtladım. O da ne? Site verdiğim cevapları beğenmiyor! Acaba yazım hatası mı yaptım, annemin kızlık soyadını mı unuttum, diye defalarca kontrol ettim yazdıklarımı (gerçekten ettim); yetmemiş gibi karıma ve üç buçuk yaşındaki – henüz okuma yazma bilmeyen – kızıma da kontrol ettirdim.

Hayır, bütün soruların cevabını doğru girmiştim ama site bana “anında” şifre vermemekte direniyordu!

Bunun üzerine HSBC’nin 4440111 numaralı telefonunu aramaya karar verdim. Belli ki bankanın kayıtlarında bir hata vardı; telefonda bunu görevlilere anlatabilir ve site için gerekli şifreyi alabilirdim. Daha evvel de çeşitli işlemler için aramış olduğum bu çağrı merkezinin numarasını çevirdim ve banttan gelen sesin verdiği komutları dinlemeye başladım.

Ses bana talimatlar veriyor, ben de uygun tuşları tuşluyordum. Aslında arzum gerçek bir kişi ile konuşmaktı ama otomatik sistemle de neticeyi alabildiğim sürece sorun yoktu. Ne de olsa asıl amacım üzüm yemekti, bağcıyı görmesem de olurdu.

Muhtelif tuşları tuşladıktan sonra, alt menülerden birinde Internet’ten bankacılık işlemleri yapabilmek için gerekli şifreyi almamı sağlayacak menüye ulaştım ve banttan gelen sesin sıradaki komutunu beklemeye başladım.

Ses kabaca şöyle bir şey deyiverdi: “Lütfen önce telefon bankacılığı şifrenizi tuşlayınız.”

“Hoppala!! Benim telefon bankacılığı şifrem de yok ki. N’apıcaz şimdi? Demek ki, önce telefon bankacılığı şifresi almam lazım, sonra onu kullanarak Internet için olanı alacağım. Peki… Tamam… Ama onu nasıl alacağım?”

Benim kendi kendime – yüksek sesle – dediklerimden habersiz cevap verdi banttan gelen ses: ‘Telefon bankacılığı şifrenizi www.hsbc.com.tr sitesinden, ATM’lerden, şubenizden alabilirsiniz.’ (Birebir değil belki ama özünde aynen böyle dedi.)

“Hoppala (yeniden)! Şimdi olmadı işte. Ben zaten siteye giremediğim için aramadım mı bu numarayı?”

İşte bu noktada olan biteni eşime anlattım (hâlâ telefondayım bu arada) ve epeyce gülüştük. Kızım da bizim halimize güldü tabi. Kim demiş çocuklar anlamaz diye…

“Nasıl bağlanılıyordu operatöre, sıktı artık bu kadar teknoloji.”

Ne yazık ki, operatöre de bağlanamadım. Zira HSBC’nin telefon sisteminde böyle bir seçenek yoktu. Varsa bile ben bulamadım. Muhtelif tuşları ve özellikle de “0” (sıfır) tuşunu denedim. Açıkçası benim bildiğim bütün çağrı merkezlerinde sıfır tuşu sizi operatöre bağlar ama HSBC’de bu tuşun böyle bir fonksiyonu yok.

Siteden sonra telefonda da mağlup olmuş vaziyette HSBC’nin vebsitesine geri döndüm sonra. “Bize ulaşın” linkini tıkladım. Beceriksizliğimi(!) HSBC ile paylaştım.

Bir de “beni arayın, olur mu?” diye bir not bıraktım. Dün gece aramadılar. Bugün aramadılar. Bakalım yarın arayacaklar mı…

Gelelim AVEA’ya. Dün kredi kartı ekstremi merak etmiştim ya bugün de telefon faturamı merak edeceğim tuttu. Vallahi belamı aradığımdan ya da çok boş vaktim olduğundan değil. Bilen biliyor, başımı kaşıyacak vaktim yok aslında. Dün boşa harcadığım saatlerden hiç akıllanmamışım ki, bugün de www.avea.com.tr adresine gittim. Kullanıcı adımı ve şifremi yazdım ve AVEA’nın sitesindeki “online işlemler” bölümüne girdim. (Araya kısacık bir not: AVEA’nın sitesindeki kullanıcı adı ve şifrelerle ilgili olarak da geçen ay pek şenlikli bir deneyimim olmuştu. Şimdi konuyu uzatmamak için yazmayacağım ama bir başka seferde onu da not edeceğim buraya mutlaka.)

Sitede fatura bilgileri ile ilgili kısıma girdim. Bana ait olan bir telefonun fatura bilgilerini gördüm. Buraya kadar her şey harika! Yalnız benim AVEA’dan bir kaç numaram daha var, onların fatura miktarlarını da öğrenmek lazım. Baktım onlara ait bir bilgi yok. Bu da tamam, önce bu numaraları sisteme tanıtmak gerekebilir. Sitede ilgili olabilecek bütün linkleri taradım. Hayır, AVEA’nın sitesinde bir kişinin kendisine ait birden fazla numaraya ait işlemleri yapmasını sağlayacak bir seçenek yok. Gene yapıştım telefona…

Cepten 500 diye bir numara arıyorsunuz AVEA çağrı merkezi için. Bir kontür mü, iki kontür mü ne yazıyor, süreye bakmaksızın. Önce banttan gelen sesin sunduğu seçeneklerden uygun olanlarını tuşladım. Baktım işime yarar bir şey yok, bastım sıfır tuşuna. İbrahim adında gayet düzgün konuşan bir bey cevapladı telefonu hemen. Harika, nihayet, hem de hiç beklemeden bir gerçek insan çıkmıştı karşıma! (Örnek al HSBC!)

“İbrahim bey” dedim, “benim bir kaç numaram var, sitenizin ‘online işlemler’ kısmına girdim, oradan sadece bir numaraya ait işlemleri yapabiliyorum. Diğer numaralarımı o hesabıma nasıl ekleyebiliriz?”

Özetle, “ekleyemezsiniz” dedi İbrahim bey. “Her telefon numarası için ayrı bir kullanıcı adı ve şifre almanız gerekli.” Sonra bana kulağa ‘teknik’ gelen ama aslında mânasız bir açıklama yaptı bunun sebebi olarak.

Ben de “uydurma” dedim içimden; “yani elli numaram olsa, sizden elli kullanıcı adı ve şifre alamam gerekiyor siteniz için. Ne kullanıcı dostu bir sistem ama!”.

Tabi karşımdaki İbrahim beye böyle demedim. Ayıp olurdu. O ne de olsa bana yardımcı olmaya çalışıyor ve önüne konmuş bir metni okuyordu.

“İbrahim bey” dedim gene; “siz müşterilerinizin dileklerini ilgili yerlere aktırıyorsunuz, değil mi?”

“Evet” dedi.

“O zaman sizden bir dileğimi ilgili birime aktarmanızı rica ederim. Ben daha evvel böyle sistemleri çok kullandım. Bir hesaba birden fazla telefon numarası, banka numarası, kredi kartı numarası vs. eklemek mümkünüdür. Lütfen deyiverin de sizinkiler de siteyi değiştiriversinler. Böylesi müşteri için daha kolay olur, değil mi?” (Tam olarak bunlar değildi cümlelerim ama böyle bir şeydi galiba.)

“Tamam, talebinizi ilettim” dedi İbrahim bey. Fonda önündeki klavyesinden geldiğini sandığım tuş sesleri vardı.

Asıl amacıma ulaşmakta başarısız olmuş, AVEA’ya boşuna bir kontür kaptırmış, Internet’te ve telefon başında akşamımı heba etmiş bir şekilde kapadım telefonu.

Sonra bu satırları yazmaya başladım. Belki (umarım) HSBC’ye attığım mesaj ve AVEA’dan İbrahim beyin ilgililere ulaştırdım dediği talebim gerçekten yetkili, ilgili ve de bilgili birilerinin eline ulaşır da, sistemlerindeki bu ufak soruncukları giderirler. Bende bir akşam üstü “yahu, benim bu ayki faturam kaç paraydı” diye merak ettiğimde beş dakika içinde bu firmaların sitelerine girebilir, şifrelerimi alabilir, her bir telefon numaram için ayrı kullanıcı adları ve şifreler ezberlemek zorunda kalmadan faturalarımı görebilirim. Olur da göremezsem telefonlarını arayıp “sıfır” tuşuna basabilirim. Mutlu bir müşteri olurum.

Konuyla ilgisi yok ama hazır içimi dökmüşken son bir şey diyeyim: Ankara Üniversitesi mensuplarıın epeycesinin cebinde AVEA telefon var ama Cebeci kampüsünde çekmiyor bu telefonlar; bilmem farkında mı AVEA’nın yönetimindeki dostlar.