Posts Tagged ‘anayasa’

Vergilendirme Yetkisinin Temel Hak ve Özgürlüklerle İlişkisi

Salı, Şubat 27th, 2007

1. Giriş

Bu çalışma vergilendirme yetkisinin temel hak ve özgürlüklerle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda vergilendirme yetkisinin hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi verilmiş, ardından Anayasadaki sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci kısımda ise Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerden vergilendirme yetkisine karşı duyarlı olanlar değerlendirilmiştir.

(daha fazla…)

Kimim?*

Çarşamba, Ocak 25th, 2006

Cevabı çok zor bir soru bu. Hatta sorunun ne olduğu bile net değil. Kimim, geçmişim nedir mi demek? Yoksa nasıl bir kişiyim mi? İkinci soruyu ben yanıtlayamam. İlkine ise zaman yetmez ya, hadi bir kaç mekan ve an yazayım buraya:

75
Doğum yılım ve yerim: Ereğli. Konya değil Karadeniz.
Pazarın ilerisi. Camdan aşağı attığım sabunlar.
Murtaza mahallesi. Toprağı kazarken bulduğum Bizans sikkesi.
Komşunun kızları ile evcilik oynayışım. Evlendirmişlerdi(!) beni de ne korkmuş ne ağlamıştım artık onların evinde kalmam lazım diye.
Ortacami. Yufkacının üst katı. Manolya bahçesinde yaptığımız çete kulubesi. Akreplerden korkup kaçışımız oradan.
Liman. ‘Anayasacı’ oluşum.

81
Nimet İlkokulu. Semiha Bana, ilk öğretmenim.
Erdemir Sineması. İlk sunuculuğum, ilk oyunculuğum.
Liman. Kiraladığım kayık. Küreğin avuçiçimi acıtması.
Anadolu Dersanesi. Babam müdür. Çıtır simit ve çay. Ne çok sevmiştim kantinini.
Akbank’ın aylık sınava hazırlık dergileri. Bir akşam onları çalışıp girmiştim sınava.

86
Anadolu Lisesi. Hazırlık sınıfları en üst katta. Ne de çok basamak var çıkacak.
Bilgisayar Laboratuarı. MS-Dos 3.30, sonra 4.01.
Okulun yanındaki boş tarla. Bisiklet kiralayan adam.
Kavaklık. Ergenlik. Meslek Liseli arkadaşlarım. Kung-Fu.

91
Berna’m ile tanışmam.

93
Büyük Ereğli Dersanesi’ndeki danışman hoca. Müdür yardımcısı falandı galiba. Kim olduğumu bile bilmeden babama dersaneyi ektiğimi söyleyebilen, benim AÜHF’de okuyacağıma inanmayan adam. Adı neydi acep?
Endüstri ve Meslek Lisesi. Üniversite sınavının ilk ayağı. Bir saat camdan limanı seyredişim.
Fener Lisesi, Zonguldak. Sınavın ikinci ayağı. Anam babam haber beklerken sinemada Hülya Avşar’ın Berlin in Berlin’ini izleyişim.

İstanbul.
Marmara Hukuk’ta geçen iki güzel yıl.
Atatürk Erkek Öğrenci Yurdu, Cevizlibağ İstanbul. Hamam usulü banyoları.
Topkapı-Kadiköy otobüs hattı. Boğaz köprüsü. Yollar.
Vapurla yurda dönülen geceler. Camdan dışarı bakıyormuş gibi yapıp aslında bana bakan kız. Sonradan en yakın arkadaşım oluşu. Yemeği kaçırdığım akşamlar.
Ve amcamın okulun burnun dibindeki evi!

Okul günleri. Dersler.
Süheyl Batum’un Anayasa dersini anlatışı. O derste benim ders anlatışım. Arkadaşlarım bana ‘sen hoca olursun’ dediklerinde ‘hadi oradan len…’ deyişim.
Cimbom’un Manchester’la oynadığı maç.

94
Altunuzade Erkek Öğrenci Yurdu, Altunuzade İstanbul. 80 numaralı oda. Beni polis zanneden oda arkadaşlarım. Kantinde çeyrek ekmek arası bayat yumurta ve bayat çay. Ne de güzeldi tadı.
Tansu Çiller’in yaptığı devalüasyon. Tamek meyva suyunun fiyatının bir günde beş kat artması.

Üsküdar’daki bir evin saraya bakan balkonunda oturup iki dostla çay içişimiz. Geçen yatlara laf edişimiz. Kocamustafapaşa’daki bir evde geçen haftasonları. Dostlar. İzden’in serçe arabası. Buğra’nın Ortaköy’deki evi. Taksim’in barları. Taksim Parkı’nın tinercileri.

Gezme, tozma. Dönmezer’in dört ciltini hatmedip dersi finalde geçen dört kişiden biri olma.

95
Ankara Hukuk’a yatay geçiş başvurusu. Başvurumun kabul edildiğinden habersiz Marmara’ya devam edişim. Kabul edildiğimi ziyadesiyle geç öğrenişim. Mermer salonda yazı tura atıp Ankara’ya geçişim.

Ankara’da Ertan abi. Ertan abinin evi. Ertan abinin serçe arabası. Eryaman sokakları.
Ankara Hukuk, arka bina, 3-A sınıfı. Sınıfın en arka sırası. En ön sıradaki öğrenciler. Tanışmamız, arkadaş oluşumuz. Vergi hukuku dersi. Ahmet hocam. Berna’m, bir tanem.

Evlenme teklifi(!) alışım. Abim ile geçen günlerimiz. Eryaman-Bahçeli yolları.

97
Mezuniyet. Parasız geçen günler. Ankara Adliyesi’nde staj. Yüksel Hoca’nın bürosu. Paralı geçen günler.

Yüksek Lisans. Nurkut hocanın rekabet hukuku dersi. Arka binadaki çatışmanın olduğu gün bir öğrencinin beni polis sanışı. Mustafa beyin ve Hakan beyin odaları. Çay işkenceleri.

98
Asistanlık günleri. Sınav nöbetleri. Teze başlamam.

2000
Tezi bitirmem. Burs almam. Evlenmem. Amerika’ya yollanmam. Ahmet hocamın muhalefeti.
Gainesville, Florida. Hilton oteldeki gece. Otel odasına ve kiralık arabaya giden paracıklar.
Küçük ve karanlık ve de ucuz evimiz. Yerde uyuduğumuz gece. Bir plastik masa ve dört sandalyeden oluşan mobilya takımımız. Berna’nın karton kutudan yaptığı kitaplığım.
Bisikletimiz. Publix marketin poşetleri. Küçük televizyon alışımız.

Okul, okul, okul. 70 kişilik sınıftaki üç yabancıdan biri olmanın verdiği o garip his. Bambaşka bir millet, bambaşka bir eğitim tarzı. Amerikan federal vergi kanunları (iki cilt) ve tüzükleri (beş cilt).

Friel. Lokken. Doktora. Tez. Tez. Tez.

* 17 Nisan 2005′de yazdığım bir yazıdır.

Sansür Hakkında Bir Yazı

Salı, Kasım 15th, 2005

Sevgili arakadaşlar,

AÜHF forumlarında yazılanların sansürlenmesi, yazı yazan kişilerin (forum üyelerinin) siteye erişiminin engellenmesi ile ilgili fikirlerimi paylaşmak istiyorum sizinle. Bu yazım iki bölümden oluşuyor. İlk ve asıl önemli bölüm forum düzeni ile ilgili. İkinci ve pek de önemli olmayan bölüm ise yazıları silinen kişiler ile ilgili. Bu satırları kaleme alırken niyetim hiçkimseyi kırmak, üzmek değil. Hele hele kendime düşman etmek hiç değil. Ama belli ki gene eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor ileride doğabilecek bazı üzücü-kırıcı olaylara engel olabilmek için. AÜHF forumlarının herkesin medeni bir şekilde tartışabildiği, düşüncenin özgürce paylaşılabildiği, site yöneticilerinin kimseye müdahele etme gereği duymadığı bir ortam olabilmesine katkıda bulunmak amacıyla yazıyorum.

(daha fazla…)

Vergi Affı Anayasal mıdır?

Pazar, Ekim 23rd, 2005


Bugünkü Hürriyet Gazetesi’nde, Prof. Dr. Şükrü Kızılot, başbakan yardımcısı Doç. Dr. Abdüllatif Şener’in şu sözlerini aktarıyor:

‘Bu vergi affı olayına, şiddetle karşıyım. Adeta dürüst mükellefi cezalandırıyor, kaçıranı ödüllendiriyor. Anayasa’ya bir madde koymalı ve vergi affı bir daha hiç olmamalı…’
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3424526.asp?yazarid=82&gid=61

(daha fazla…)

Anayasayı Değiştirmek

Pazartesi, Ekim 3rd, 2005

Zaman zaman Anayasamız’ın değiştirilmesi gerektiği söyler birileri; biz vatandaşlar da gazetelerden okuruz bu söylenenleri. Bazen ufak, bazen kapsamlı değişikliklerden bahsedilir. Ufak tefek değişiklikler de yapılır ara sıra.

Ben otuz yaşındayım. İlkini hatılamasam da tümüyle farklı iki anayasa döneminde büyüdüm. Babam üç anayasa görmüş. Dedem? Beş herhalde.

(daha fazla…)

38.7 Yılım Kalmış

Perşembe, Eylül 8th, 2005

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), bu yilki İnsani Gelişmişlik Endeksi’ni yayınlamış. Ben bu endeksi görmüş değilim. Sadece gazetede haberini okudum bugün, o kadar. Zaten endeksin adı da pek bir şey ifade etmiyor bana.

Neyse, sadede geleyim: Bu yılki rapora göre Türkiye’de ortalama ömür beklentisi 68.7 yılmış. Demek ki, benim 38.7 yılım kalmış. ‘Yaş otuz beş, yolun yarısı eder’ derken pek de yanılmıyormuş desenize Cahit Sıtkı Tarancı.

Kaç yaşındaydım acaba, otuz beş yaş şiirini okuduğumda? Siyah beyaz bir resmi vardı şairin kitabın arka kapağında. Ve bir kaç satır: Genç yaşta hayat veda etti, diyordu şair için kitabı derleyen. Ölümü düşünmüştüm o gün; on iki – on üç yaşlarında…

Bugün televizyon kanallarında ana haber New Orleans’da ölen binlerdi. Hiç ceset göstermediler. Oysa filimlerde bol bol adam öldürülmesini izleriz sanki en doğal şemiş gibi, hiç yadırgamadan. ABD’nin Anayasa Mahkemesi’nin baş yargıcı da öldü önceki gün. Adı, William H. Rehnquist idi. Seksen yaşındaymış hayata veda ettiğinde.

Türk gazetelerinde Akçakoca’da vurulan ‘doğulu’ vatandaşımızın PKK eylemine dönüşen cenazesi ile cenazesine yirmi bin kişinin katıldığı şehit askerimiz haberdi bugün. Bazı gazeteler tam kırk sene önce, 6-7 Eylül’de öldürülen, tecavüz edilen, evleri – işyerleri yağmalanan ‘azınlık’ vatandaşlarımızı haber yapıyorlardı bir kaç gündür. Bir grup o olaylarla ilgili açılan sergiyi basmış dün; bugün serbest bırakılmışlar. 6-7 Eylül’ü yapanlar da delil yetersizliğinden serbest bırakılmamışlar mıydı zaten?

Amerika şaşkın. Türkiye gergin. Tik tak, tik tak, geçiyor zaman. Dün ve bugün ne de birbirine benziyor. Ölüm, şiddet, zarar, ziyan…

Ne televizyonda, ne de gazetelerde hiç bir doğum ve düğün haberi görmedim bugün. Kimse doğmadı mı, evlenmedi mi? Açılışı yapılmadı mı yeni bir fabrikanın? Neden mutlu şeylerden yeterince bahsetmez insanoğlu?

Eşimin ve çocuğumun resmine baktım. Sevindim bir an. Ne mutlu bana. Sonra üzüldüm, özlem sardı içimi. Onlar uzaklarda şimdi. Aslında uzaklarda olan benim. Hasret buymuş demek.

Canım sıkkın. Umrumda değil ölüm. Daha 38.7 yılım var ne de olsa; düşünürüz onu bol bol sonra. Cahit Sıtkı düşünmüş de ne olmuş ölümü gencecik yaşta…

Benim aklım dersimde. Tunceli’den bahsetmiyorum; okulumda, tezimde aklım. Bir de ay başını nasıl getireceğimde.

Dido diye bir kız, White Flag adında bir şarlkı söylüyor radyoda şu an. Sözlerine dikkat etmiyorum şarkının. Müziği beni alıp uzaklara götürmeye yetiyor…

Ertuğrul Akçaoğlu