<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ertuğrul Akçaoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.akcaoglu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akcaoglu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Apr 2012 20:35:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2012/03/05/ulusal-ve-uluslararasi-perspektiften-elektronik-ticaretin-vergilendirilmesi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2012/03/05/ulusal-ve-uluslararasi-perspektiften-elektronik-ticaretin-vergilendirilmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2012 21:21:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[Doktora tezim Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi adıyla Mali Akademi Yayınları&#8217;ndan çıktı. Kitabın dağıtımını Yetkin Yayınları gerçekleştirmekte. Kitap, giriş ve sonuç dışında altı bölümden oluşuyor. Bölüm başlıkları şunlar: - Elektronik Ticaretin Temel Kavramları - Elektronik Ticaret Açısından Vergilendirmenin Temel &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2012/03/05/ulusal-ve-uluslararasi-perspektiften-elektronik-ticaretin-vergilendirilmesi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2012/03/Akcaoglu-Kapak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1236" title="Akcaoglu-Kapak" src="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2012/03/Akcaoglu-Kapak-208x300.jpg" alt="Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi" width="208" height="300" /></a>Doktora tezim <em>Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi</em> adıyla Mali Akademi Yayınları&#8217;ndan çıktı. Kitabın dağıtımını <a href="http://www.yetkin.com.tr" target="_blank">Yetkin Yayınları</a> gerçekleştirmekte. Kitap, giriş ve sonuç dışında altı bölümden oluşuyor.</p>
<p>Bölüm başlıkları şunlar:</p>
<blockquote><p>- Elektronik Ticaretin Temel Kavramları</p>
<p>- Elektronik Ticaret Açısından Vergilendirmenin Temel İlke ve Kavramları</p>
<p>- Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesinin Genel Çerçevesi</p>
<p>- Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesinde OECD&#8217;nin Çözüm Önerisi</p>
<p>- Türk Hukukunda Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi</p>
<p>- Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesinde Alternatif Çözüm Önerileri</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2012, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2012/03/05/ulusal-ve-uluslararasi-perspektiften-elektronik-ticaretin-vergilendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü Samiriyeliler ve Sanayileşmenin Gizli Tarihi</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2012/02/28/kotu-samiriyeliler-ve-sanayilesmenin-gizli-tarihi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2012/02/28/kotu-samiriyeliler-ve-sanayilesmenin-gizli-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 22:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=1227</guid>
		<description><![CDATA[Cambridge Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nden Koreli kalkınma iktisatçısı Doçent Dr. Ha-Joon Chang&#8217;ın orijinal adı Bad Samaritans, yani ‘Kötü Samiriyeliler’ olan kitabı, Sanayileşmenin Gizli Tarihi adı altında Epos Yayınları tarafından yayınladı. Çeviriyi abim yaptığı için, çeviri sürecinde, kitabın hem aslını hem de &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2012/02/28/kotu-samiriyeliler-ve-sanayilesmenin-gizli-tarihi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2012/02/sanayilesmenin-gizli-tarihi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1232" title="sanayilesmenin-gizli-tarihi" src="http://www.akcaoglu.com/wp-content/uploads/2012/02/sanayilesmenin-gizli-tarihi-198x300.jpg" alt="Kötü Samiriyeliler - Sanayileşmenin Gizli Tarihi - Ha-Joon Chang - Çev. Emin Akçaoğlu" width="198" height="300" /></a>Cambridge Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nden Koreli kalkınma iktisatçısı Doçent Dr. Ha-Joon Chang&#8217;ın orijinal adı Bad Samaritans, yani ‘Kötü Samiriyeliler’ olan kitabı, Sanayileşmenin Gizli Tarihi adı altında Epos Yayınları tarafından yayınladı. Çeviriyi <a href="http://www.eminakcaoglu.com" target="_blank">abim</a> yaptığı için, çeviri sürecinde, kitabın hem aslını hem de Türkçesi&#8217;ni okuma fırsatı buldum. Japonya&#8217;dan Almanya&#8217;ya, ABD&#8217;den Kore&#8217;ye kadar pek çok ülkenin saniyeleşme &#8211; kalkınma süreci ile ilgili bize anlatılan doğrunların aslında yanlış, yanlışların ise aslında doğru olduğunu öğrendim. Ben kitaptan çok etkilendim; size de mutlaka okumanızı salık veririm.</p>
<p>Aşağıdaki satırlar, abimin kitapla ilgili blog yazısından alıntıdır: (Bkz: <a href="http://www.eminakcaoglu.com/2012/02/sanayilesmenin-gizli-tarihi.html">http://www.eminakcaoglu.com/2012/02/sanayilesmenin-gizli-tarihi.html</a>)</p>
<blockquote><p>Ha-Joon Chang son yirmi beş yılını sanayileşme, kalkınma ve küreselleşme konuları üzerinde ders vererek ve yazarak harcamış bir akademisyen. Bu konular üzerinde düzinelerce makalesi ve on üç kitabı bulunan Dr. Chang’ı uzun bir süredir şahsen tanıyorum. Ha-Joon’un yıllar önce İngilizce aslını okuduğum orijinal adı Bad Samaritans, yani ‘Kötü Samiriyeliler’ olan kitabı, sanayileşerek kalkınmak isteyen gelişmekte olan ülkeler için ufuk açıcı nitelikte. Bu kitabı İngilizce aslına erişimi olmayanların da okuyabilmesi için – yığınla meşguliyetimin arasında – Sanayileşmenin Gizli Tarihi adı altında Türkçe’ye çevirdim. Çeviri Epos Yayınları tarafından yayınladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Chang kitabında, kendi tabiriyle Kötü Samiriyeliler’in, yani zengin Batılı ülkelerin ve Güney Doğu Asya’dan Japonya, Singapur, Hong Kong ile Kore’nin nasıl sanayileştiklerini bütün cepheleriyle ortaya koyuyor. Hem de bu konuda doğru olmadığı hâlde doğruymuşcasına ve sıklıkla tekrarlanan hususları tüm çıplaklığıyla deşifre ederek. Bunu yaparken öylesine çarpıcı ve ikna edici argümanlar ileri sürüyor ki okuyucu ‘safsata’nın nasıl ‘gerçek’mişçesine sunulduğunu gördüğünde hayrete düşüyor. Kitap özellikle devletin ekonomideki rolünün yeniden sorgulanması için çok yararlı örnekler sunuyor. Örneğin, Türkiye’de yerli bir otomobil üretimi tartışılırken Japonya’nın Toyota ve Kore’nin Hyundai konusundaki tecrübeleri son derece öğretici. Toyota’nın, Hyundai’nin veya Nokia’nın adlarının anıldığı paragraflarda zengin ülkeler grubuna geç katılan ülkelerin sanayileşmeyi aslında büyük ölçüde devletin türlü biçimlerdeki desteğiyle başardıklarını görüyorsunuz. İngiltere’nin, Fransa’nın, Almanya’nın veya eski bir İngiliz sömürgesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin sanayileşme süreci de kitapta ayrıntısıyla anlatılıyor. ‘Bebek endüstrilerin korunması’ tezinin gerçekteki mucidi Alexander Hamilton tarafından uygulamaya konulan politikaların modern ABD’nin yaratılmasındaki rolünü öğrenince sarsılıyorsunuz. Kendileri ‘korumacı’ politikalar vasıtasıyla zenginleşenlerin şimdi gelişmekte olan ülkelere ‘serbest ticaret’ methiyesi düzdüklerini anlayınca samimiyetlerinden şüphe ediyorsunuz.</p></blockquote>
<p style='text-align:left'>&copy; 2012, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2012/02/28/kotu-samiriyeliler-ve-sanayilesmenin-gizli-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hukukçu Yardımcı Doçentler Avukatlık Yapabilir mi?</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Sep 2011 09:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=890</guid>
		<description><![CDATA[YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine göre &#8220;kısmi zamanlı&#8221; doçentler ve profesörler &#8220;belirli koşullar altında&#8221; memuriyetin yanı sıra serbest meslek de icra edebiliyorlar(dı). Diğer taraftan Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesi doçentlik ve profesörlüğü avukatlıkla bağdaşan iş olarak kabul ediyor. Bu iki kanun hükmü karşısında &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine göre &#8220;kısmi zamanlı&#8221; doçentler ve profesörler &#8220;belirli koşullar altında&#8221; memuriyetin yanı sıra serbest meslek de icra edebiliyorlar(dı). Diğer taraftan Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesi doçentlik ve profesörlüğü avukatlıkla bağdaşan iş olarak kabul ediyor. Bu iki kanun hükmü karşısında yardımcı doçentler avukatlık yapamazlar.</p>
<p>Ancak, 26 Ağustos&#8217;da bir KHK yayınlandı. Bu KHK ile, başkaca şeylerin yanı sıra, YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine bir ek geldi:</p>
<p>&#8220;Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla<strong> mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir</strong>&#8230;.&#8221;</p>
<p>Bu hükmü hukukçu doçentler ve profesörler bakımından onların kısmi ya da tam zamanlı olup olmadığına bakmaksızın mesai sonrası avukatlık yapabilecekleri şeklinde okumak mümkün.</p>
<p>Ya hukukçu yardımcı doçentler? Bu hükümden hareketle yardımcı doçentlerin avukat sıfatıyla serbest mesleklerini icra edebileceklerini söylemek yorumun sınırlarını zorlamak olur. Ancak onların da mesai sonrasında danışmanlık anlamında serbest meslek icra edebilecekleri hükümden açık olarak anlaşılıyor.  Bu da yardımcı doçentlerin, avukat sıfatıyla imza atmak dışında, &#8220;fiilen&#8221; avukatlık yapabilecekleri gerçeğini önümüze çıkarıyor.</p>
<p>Öyleyse ne yapmalı? Bence yapılması gereken Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesini &#8220;hukuk alanında öğretim üyeliği&#8221; olarak değiştirmek. Böylelikle YÖK Kanunu ile Avukatlık Kanunu arasındaki çelişki önlenip; her iki kanun hükümlerinin gerek işlevleri ve gerekse amaçları bakımından uyumlu hale gelmeleri sağlanır.</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KVK M. 30’a Tabi Ödemelerden Kaynaklanan Tazminatların  KVK M. 30 Ve GKV M. 40 Bağlamında Değerlendirilmesi</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/tazminatlarin-kvk-m-30-ve-gkv-m-40-baglaminda-degerlendirilmesi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/tazminatlarin-kvk-m-30-ve-gkv-m-40-baglaminda-degerlendirilmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 17:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>
		<category><![CDATA[Yayınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=627</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Mualla Öncel&#8217;e Armağan&#8217;da yayınlanmıştır. Yazarından izin alınmaksızın başka sitelerde yayınlanmaması rica olunur. Ertuğrul AKÇAOĞLU Giriş Bu çalışmanın konusu, bir kurumlar vergisi mükellefinin, ilam uyarınca, bir dar mükellefe yapacağı “ödeme” üzerinden kurumlar vergisi tevkif etme ödevinin bulunup bulunmadığıdır. Bir &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/tazminatlarin-kvk-m-30-ve-gkv-m-40-baglaminda-degerlendirilmesi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mualla Öncel&#8217;e Armağan&#8217;da yayınlanmıştır.</p>
<p><strong>Yazarından izin alınmaksızın başka sitelerde yayınlanmaması rica olunur.</strong></p>
<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.2in; text-indent: -0.2in; margin-bottom: 0in; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.08in } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.2in; text-indent: -0.2in; margin-bottom: 0in; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.08in } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;"><strong>Ertuğrul AKÇAOĞLU</strong></span></p>
<ol type="I">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;"><strong>Giriş</strong></span></p>
</li>
</ol>
<p><span style="font-size: small;">Bu çalışmanın konusu, b</span><span style="font-size: small;">ir </span><span style="font-size: small;">kurumlar</span><span style="font-size: small;"> vergisi mükellefinin, ilam uyarınca, bir dar mükellefe yapacağı “</span><span style="font-size: small;"><strong>ödeme</strong></span><span style="font-size: small;">” </span><span style="font-size: small;">üzerinden kurumlar vergisi tevkif etme ödevinin bulunup bulunmadığıdır. Bir kurumlar vergisi tam mükellefi ile bir dar mükellefinin aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan karşılıklı edimlerinin tamamen veya kısmen yerine getirilmemiş olması nedeniyle, bir yargı kararı</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> gereğince tam mükellef kurumun dar mükellef kuruma yapması öngörülen ödemelerin vergi hukuku bakımından nitelendirilmesine ilişkin olan bu sorun, kurumlar vergisi matrahının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesinde indirilebilecek giderler arasında sayılan “işle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve </span><span style="font-size: small;"><strong>tazminat</strong></span><span style="font-size: small;">”ın Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>2</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> uyarınca vergi tevkifatına tabi bir gelir unsuru olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği noktasında somutlaşmaktadır.</span></p>
<ol type="I">
<li>
<p lang="tr-TR">“<span style="font-size: small;"><strong>Tazminat”ın Değerlendirilmesi</strong></span></p>
</li>
</ol>
<p><span style="font-size: small;">Kurumlar Vergisi Kanununun 6. maddesinde</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"><sup>3</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Bu kapsamda, Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesinde, safi ticari kazancın tespitinde indirilebilecek bir gider olarak “işle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” da sayılmıştır. Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesinde dar mükellefiyete tabi kurumların serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddî hakların satışı, devir ve temliki karşılığı elde ettikleri bedeller gibi bazı kazanç ve iratları üzerinden, bu gelir unsurlarını nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi (stopaj) yapılması öngörülmüştür. Bir kurumlar vergisi tam mükellefi ile dar mükellefinin arasında, bu maddede sayılan faaliyetlerden bir veya birkaçını (örneğin, alınan </span><span style="font-size: small;"><em>know-how</em></span><span style="font-size: small;"> için gayri maddi hak bedeli ödenmesini) konu alan bir sözleşmenin tamamen veya kısmen ifa edilmemesi nedeniyle, tarafların aralarındaki ihtilafı yargı yoluyla gidermeleri neticesinde, tam mükellef kurumun dar mükellef kuruma yapması öngörülen ödeme, tam mükellef kurum bakımından Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesi uyarınca bir gider (tazminat) olarak mı; yoksa, dar mükellef kurum bakımından Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi uyarınca stopaja tabi bir gelir unsuru olarak mı nitelendirilmelidir? </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Bu bakımdan önem taşıyan husus “tazminat” terimine yüklenecek anlam ve Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca tevkifata tabi tutulan gelir unsurlarının belirlenmesinde yargı kararına dayalı ödemelerin temelini oluşturan ilişkilerin dikkate alınıp alınamayacağıdır. Sorun “tazminat”tan ne anlaşılması gerektiğinde düğümlenmektedir. </span></p>
<p>“<span style="font-size: small;">Tazminat” kavramının Türk Vergi Hukukunda ayrıntılı biçimde incelendiğini söylemek güçtür. Konuyla ilgili tüm çalışmalarda, safi ticari kazancın tespitinde “işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar”ın indirilebilecek bir gider olduğu zikredilerek yazılı bir sözleşme, kanun emri ya da bir mahkeme ilamı gereğince ödenmesi gibi yönleri vurgulanmaktadır.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"><sup>4</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu noktada Türk Vergi Hukukunun bir zaafından söz edilemez. Vergi hukuku, “tazminat” terimini özel hukuktaki anlam ve içeriği ile dikkate alır.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"><sup>5</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Özel hukukta tazminat, haksız fiilden veya sözleşme ile kararlaştırılan edimlerin yerine getirilmemesinden doğan maddi veya manevi zararın giderilmesi olarak tanımlanır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">T</span><span style="font-size: small;">am iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmede, </span><span style="font-size: small;">edimlerini yerine getirmeyen, muaccel hale gelmiş borçlarını ödemeyen tam mükellef kurum karşısında dar mükellef kurum da kendi edimlerini ifadan kaçınabilir. Türk/İsviçre Borçlar Hukukunda borçlunun temerrüdü, ifası mümkün olan bir borcun, ifa zamanı gelmiş (muaccel olmuş) olmasına rağmen ifa edilmemesi olarak tanımlanmaktadır. Borçlunun temerrüdü, ifa programından zaman açısından bir sapmayı ifade eder. Temerrüdün borçlunun kusuruna bağlı olmamasının vurgulanması amacıyla, temerrüt, &#8220;ifadaki yükümlülüğe aykırı objektif gecikme&#8221; olarak da tanımlanmaktadır.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote6anc" href="#sdfootnote6sym"><sup>6</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> </span><span style="font-size: small;">Borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması halinde, asıl borcun yerini </span><span style="font-size: small;"><em>tazminat borcu</em></span><span style="font-size: small;"> alır.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote7anc" href="#sdfootnote7sym"><sup>7</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Temerrüt tek başına borcu sona erdiren bir neden değildir. Ancak temerrüt alacaklıya bir kısmı borçlunun kusuruna bağlı, bir kısmı ondan bağımsız bazı ek haklar sağlar. Bu haklardan ilki, alacaklının “</span><span style="font-size: small;"><em>aynen ifa ile birlikte ifadaki gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazminini”</em></span><span style="font-size: small;"> talep edebilmesidir (BK. md. 102/1). Gecikmeden doğan zarar, alacaklının, borçlunun borcunu zamanında ifa etmemesi nedeniyle uğradığı zarardır. Bu zarar, alacaklının mal varlığının mevcut durumu ile borçlu borcunu zamanında ifa etse idi içinde bulunacağı durum arasındaki farktan ibarettir. Temerrüdün para borçlarına özgü bir sonucu olarak bir miktar parayı ödemede temerrüde düşen borçlu, temerrüde düştüğü andan itibaren, sözleşmede veya kanunda belirlenen oran üzerinden temerrüt faizi ödemek zorundadır.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote8anc" href="#sdfootnote8sym"><sup>8</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdüne ilişkin bazı özel hükümler mevcuttur. Bu kapsamda, alacaklıya ikinci bir seçimlik hak olarak “</span><span style="font-size: small;"><em>aynen ifadan vazgeçip, müspet zararın tazminini talep etme”</em></span><span style="font-size: small;"> (BK md. 106) hakkı tanınmıştır. Alacaklının bu yola başvurması sözleşmeyi ortadan kaldırmayıp, sadece içeriğini değiştirir: Borçlunun ifasında temerrüde düştüğü asli edim yükümlülüğü, tâli edim (tazminat) yükümlülüğüne dönüşür. Bundan böyle borçlu, ifasında temerrüde düştüğü edimin yerine, alacaklının sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararı (müspet zarar) tazmin etmekle yükümlü olur.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote9anc" href="#sdfootnote9sym"><sup>9</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Bu zarar, alacaklının mal varlığının mevcut durumu ile sözleşmenin zamanında ifa edilmesi halinde içinde bulunacağı durum arasındaki farktan ibarettir</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote10anc" href="#sdfootnote10sym"><sup>10</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;">. Alacaklıya tanınan üçüncü seçimlik hak “</span><span style="font-size: small;"><em>sözleşmeden dönme ve menfi zararın tazminini”</em></span><span style="font-size: small;"> talep etme hakkıdır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Öyle ise, yargı kararından, tam mükellef kurumun ödemelerde temerrüde düşmesi üzerine dar mükellefin hangi seçimlik hakkını kullandığının araştırılarak bir nitelendirme yapılması gerekir.</strong></span><span style="font-size: small;"> “</span><span style="font-size: small;"><em>Aynen ifa ile birlikte ifadaki gecikme nedeniyle uğradığı zararın tazmini”</em></span><span style="font-size: small;">nin istenmesi ve mahkemece buna hükmedilmesi halinde aynen ifayı karşılayan tutar Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi uyarınca stopaja tabi olacak, ifadaki gecikmeden doğan zararı karşılayan tutar ise Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesi uyarınca tam mükellef tarafından gider olarak indirilebilecektir. Dar mükellefin, “</span><span style="font-size: small;"><em>sözleşmeden dönme ve menfi zararın tazmini” </em></span><span style="font-size: small;">ya da “</span><span style="font-size: small;"><em>aynen ifadan vazgeçip, müspet zararın tazminini talep etme” </em></span><span style="font-size: small;">haklarından birini kullanması halinde ise asli edim yükümlülüğünün, tâli edim (tazminat) yükümlülüğüne dönüştüğü saptaması yapılabilmektedir.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote11anc" href="#sdfootnote11sym"><sup>11</sup></a></span></sup><span style="font-size: small;"> Dolayısıyla, tam mükellef kurumun Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesi uyarınca gider olarak muhasebeleştireceği, sözleşmede kararlaştırılan ve vergisel sonuçlarında farklılıklar bulunan edimlerden tamamen bağımsız, bir tazminat ödemesi söz konusudur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tam mükellef kurumun temerrüdünün bir sonucu olarak dar mükellefin seçimlik hakkını kullanması öncesinde, şüphesiz ki tarafların edimleri sözleşmede öngörülenden ibarettir ve yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları mukabilindeki nakdi ve hesabi ödemeler doğal olarak hem alacaklı hem de borçlu bakımından ödemenin karşılık geldiği iktisadi değere göre nitelendirilecek ve bu nitelemeye uygun şekilde vergilendirilecektir. Bu bakımdan, dar mükellefin aynen ifadan vazgeçip, müspet zararını istediği ana kadar, Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesinde sayılan türden ödemelerden bu madde uyarınca tam mükellef kurumun sorumlu sıfatıyla vergi tevkifatı yapması gerekecektir. Ancak, dar mükellefin seçimlik hakkını kullanmasıyla borç nitelik değiştirir; sözleşmeden kaynaklanan bir borç olmaktan çıkar; sözleşmeye aykırılığın bir sonucu olarak müspet ya da menfi zararı tazmin borcu halini alır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Nitekim, </span><span style="font-size: small;">Danıştay 4. Dairesi de 13.2.1998 tarih, E. 1997/475, K. 1998/513 sayılı kararında</span><span style="font-size: small;">, yukarıdaki açıklama ve analizleri doğrular biçimde, Ankara 8. İdare Mahkemesince sözleşmesi feshedilerek görevine son verilmesine ilişkin işlemin iptaline, dava konusu işlemden dolayı yoksun kaldığı tüm parasal ve özlük haklarının dava tarihinden itibaren uygulanacak yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilen davacıya, bu karar uyarınca yapılacak ödemenin davacı görevde iken kendisine aylık, ödenek gibi isimlerle yapılan ödemelerden tüm kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktar olması gerektiği, </span><span style="font-size: small;"><strong>dolayısıyla davacıya yapılan ödemenin artık ücret olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, yargı kararı gereği ödenen bir tazminattan söz edilmesi gerektiği</strong></span><span style="font-size: small;"> ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde hizmet erbabına ödenen ücretlerle 61. maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden 103 ve 104. maddelere göre tevkifat yapılamayacağı yönünde karar vermiştir. Vergi idaresinin de benzer değerlendirmeleri mevcuttur. Örneğin, İstanbul Valiliği İl Defterdarlığı Vasıtasız Vergiler Genel Müdürlüğü bir mükellefin kiraladığı gayrimenkulü kira süresinin dolmasından 23 ay önce tahliye etmesi, bu nedenle karşı tarafça dava edilmesi, dava neticesinde alacak aslı ve diğer masraflar (faiz, yargılama-tebligat ücreti, dava harcı, vekalet ücreti, icra, KDV) olarak ödeme yapması dolayısıyla yaptığı ödemenin (tazminatın) ticari kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınıp alınamayacağını sorması üzerine verdiği B.07.4.DEF.0.34.11/KVK-14 sayılı muktezasında şirket faaliyetlerinin ifa edilebilmesi amacıyla yapılan kira sözleşmesinde belirlenen süreye uymaksızın erken tahliye edilen gayrimenkul için ödenen tazminatın akitten doğması nedeniyle ticari kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınmasının mümkün bulunduğunu beyan etmiştir.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote12anc" href="#sdfootnote12sym"><sup>12</sup></a></span></sup></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<ol type="I">
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;"><strong>Sonuç</strong></span></p>
</li>
</ol>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Bir tam mükellef kurum ile bir dar mükellef kurum arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan ihtilaf nedeniyle yargı kararı ile ödenmesi hüküm altına alınan tutarların yukarıda yapılan analizler çerçevesinde nitelendirilmesi gerekir. </span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Buna göre, borçlunun temerrüdü sonucu alacaklının elindeki seçimlik haklardan hangisini kullandığına bağlı olarak ya sadece Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesi uyarınca tam mükellef kurumun gider olarak muhasebeleştireceği bir “tazminat” ya da kısmen tam mükellef kurum bakımından bir tazminat ve kısmen dar mükellef kurum bakımından, Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi uyarınca stopaja tabi bir gelir unsuru söz konusu olur. </span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;"><strong>Kaynakça</strong></span></p>
<p lang="tr-TR"> </p>
<ul>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Alptürk E., “Tazminatların Hukuksal ve Vergisel 	Boyutu”, Mali Çözüm Dergisi, Sayı 67, Nisan-Mayıs-Haziran 	2004</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Arpacı A., “Kurum Kazancının Tespitinde Giderler”, 	Vergi Sorunları, Sayı 175, Nisan 2003 </span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Arpacı A., “Kurumlar Vergisi Mükellefleri Açısından 	Giderler”, Vergi Sorunları, Sayı 151, Nisan 2001</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Buz V., Borçlunun Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme, 	Doktora Tezi, Ankara 1995</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Erdem T., “Haksız Fiil &#8211; Suç Ayrımında Ödenen 	Tazminatların Gider Boyutu”, Vergi Sorunları, Sayı 190, Temmuz 	2004</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Gümüştaş E., “Zarar Ziyan ve Tazminatların Gider 	Kaydı”, Yaklaşım, Şubat 1993 </span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Havutçu A., Tam İki Tarafa Borç Yükleyen 	Sözleşmelerde Temerrüt ve Müsbet Zararın Tazmini, Doktora Tezi, 	Ankara 1994</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Kılıçoğlu A., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2. 	Bası, Ankara 2002</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Maç M., “Mükelleflerce Gider Yazılabilecek 	Tazminatlar”, Yaklaşım, Aralık 2000</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Maliye Bakanlığının 22.03.1977 tarih ve 	2126-24-35/1845 sayılı muktezası.</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Oğuzman K. ve Öz T., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 	2. Bası, Ankara 1998</span></p>
</li>
<li>
<p><span style="font-size: small;">Öncel-Kumrulu-Çağan, 	Vergi Hukuku, 16. Bası, Ankara, Ekim 2008</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Reisoğlu S., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. 	Bası, İstanbul 2006</span></p>
</li>
<li>
<p lang="tr-TR"><span style="font-size: small;">Tekinay S. ve diğerleri, Tekinay Borçlar Hukuku Genel 	Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993</span></p>
</li>
</ul>
<div id="sdfootnote1">
<p><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a><sup></sup> Uluslararası hakem mahkemesi kararları da bu 	kapsama dahildir.</p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">2</a> 5422 sayılı (mülga) Kurumlar Vergisi 	Kanununun 24. maddesi.</p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc">3</a> 5422 sayılı (mülga) Kurumlar Vergisi 	Kanununun 13. maddesi.</p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc">4</a> Bkz.: Gümüştaş E., “Zarar Ziyan ve Tazminatların Gider 	Kaydı”, Yaklaşım, Şubat 1993; Maç M., “Mükelleflerce Gider 	Yazılabilecek Tazminatlar”, Yaklaşım, Aralık 2000; Arpacı A., 	“Kurumlar Vergisi Mükellefleri Açısından Giderler”, Vergi 	Sorunları, Sayı 151, Nisan 2001; Arpacı A., “Kurum Kazancının 	Tespitinde Giderler”, Vergi Sorunları, Sayı 175, Nisan 2003; 	Alptürk E., “Tazminatların Hukuksal ve Vergisel Boyutu”, Mali 	Çözüm Dergisi, Sayı 67, Nisan-Mayıs-Haziran 2004; Erdem T., 	“Haksız Fiil &#8211; Suç Ayrımında Ödenen Tazminatların Gider 	Boyutu”, Vergi Sorunları, Sayı 190, Temmuz 2004.</p>
</div>
<div id="sdfootnote5">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc">5</a> Özel hukuka ait biçim ve kavramların vergi hukuku içindeki yeri, 	vergi hukukunun özerkliği-bağımsızlığı bağlamında 	tartışılmış; vergi hukukunun özel hukuka tümüyle bağlı 	olduğu, özel hukuktan tümüyle bağımsız olduğu veya özel 	hukuk biçim ve kavramlarının <em>ilke</em> <em>olarak</em> vergi hukukunda da geçerli olmasıyla birlikte vergi hukukunun 	kendine özgü düzenlemelerinin asıl olduğu şeklinde görüşler 	ileri sürülmüştür. Bunlardan sonuncusu, vergi hukukunda ayrık 	düzenleme bulunmadıkça veya vergi hukukunun yoruma ilişkin 	ilkeleri aksini gerektirmedikçe özel hukuk biçim ve kavramlarının 	geçerli olacağı görüşü genel kabul görmektedir. Bkz. 	Öncel-Kumrulu-Çağan, Vergi Hukuku, 16. Bası, Ankara, Ekim 2008, 	s. 4-5. “Tazminat” vergi hukukuna özgü veya vergi hukuku 	bakımından özellik taşıyan bir kavram değildir. Vergi 	kanunlarında tazminata yüklenmiş ayrı bir anlam veya işlev 	bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu kavram vergi hukukunda da özel 	hukuktaki anlam ve içeriği ile geçerlidir. Gelir Vergisi 	Kanununun 40. maddesindeki hüküm özel hukuka göre tespit ve 	takdir olunacak bir tazminata bağlanmış bir vergisel sonuçtan 	ibarettir.</p>
</div>
<div id="sdfootnote6">
<p><a name="sdfootnote6sym" href="#sdfootnote6anc">6</a> Buz V., Borçlunun Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme, Doktora 	Tezi, Ankara 1995, s. 54.</p>
</div>
<div id="sdfootnote7">
<p><a name="sdfootnote7sym" href="#sdfootnote7anc">7</a> “Her ne kadar temerrüt bakımından ‘kusur’ şart değilse de 	tazminat bakımından şarttır.” Reisoğlu S., Borçlar Hukuku 	Genel Hükümler, 18. Bası, İstanbul 2006, s. 318, 321.</p>
</div>
<div id="sdfootnote8">
<p><a name="sdfootnote8sym" href="#sdfootnote8anc">8</a> Buz, age., s. 57-59.</p>
</div>
<div id="sdfootnote9">
<p><a name="sdfootnote9sym" href="#sdfootnote9anc">9</a> “BK. md. 106’da alacaklıya iki seçimlik hak tanınmıştır. 	Alacaklı, aynen (gecikmiş) ifayı reddedip, bunun yerine tazminat 	ya da sözleşmeden dönüp bunun yerine bu yüzden uğradığı 	zararların tazmini yolunu tercih edebilir. Her iki halde de, 	alacaklının uğradığı zararların tazmini gündeme gelmektedir. 	Öğretide bu iki zarar ve tazminat türünü birbirinden ayırt 	etmek için, müspet zarar ve menfi zarar ayrımı yapılmaktadır. 	… [M]üspet zarar, gecikmiş ifanın reddi halinde talep edilen 	zarardır. Burada, taraflar arasındaki sözleşme ayakta ve 	geçerlidir. Alacaklı sözleşmeden dönmemiştir. Bunun sonucu 	olarak, taraflar edimlerini yerine getirecektir. <strong>Ancak, 	borçlunun ifaya ilişkin ediminin yerini, alacaklı lehine müspet 	zararın tazmini almaktadır.</strong>” 	Kılıçoğlu A., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara 	2002, s. 498. “Alacaklının bu yola başvurması sözleşmeyi 	ortadan kaldırmayıp, sadece içeriğini değiştirir: <strong>Borçlunun 	ifasında temerrüde düştüğü asli edim yükümlülüğü, tâli 	edim (tazminat) yükümlülüğüne dönüşür.</strong> Bundan böyle borçlu, ifasında temerrüde düştüğü edimin 	yerine, alacaklının sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle 	uğradığı zararı (müsbet zarar) tazmin etmekle yükümlü olur” 	Buz, age., s. 61-62; Aynı yönde bkz.: Tekinay S. ve diğerleri, 	Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, 	s. 853-854, 928-929; Havutçu A., Tam İki Tarafa Borç Yükleyen 	Sözleşmelerde Temerrüt ve Müsbet Zararın Tazmini, Doktora Tezi, 	Ankara 1994 s. 92-93; Oğuzman K. ve Öz T., Borçlar Hukuku Genel 	Hükümler, 2. Bası, Ankara 1998, s. 389-395.</p>
</div>
<div id="sdfootnote10">
<p><a name="sdfootnote10sym" href="#sdfootnote10anc">10</a> Reisoğlu, age., s. 306; Buz, age., s. 62.</p>
</div>
<div id="sdfootnote11">
<p><a name="sdfootnote11sym" href="#sdfootnote11anc">11</a> Havutçu, age., s. 81-88, 91.</p>
</div>
<div id="sdfootnote12">
<p><a name="sdfootnote12sym" href="#sdfootnote12anc">12</a> Aynı yönde bkz.: Maliye Bakanlığının 22.03.1977 tarih ve 	2126-24-35/1845 sayılı muktezası.</p>
</div>
<div id="sdfootnote12"></div>
<p style='text-align:left'>&copy; 2010 &#8211; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/tazminatlarin-kvk-m-30-ve-gkv-m-40-baglaminda-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Kuruluşu ve İlk Günleri</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/ankara-universitesi-hukuk-fakultesinin-kurulusu-ve-ilk-gunleri/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/ankara-universitesi-hukuk-fakultesinin-kurulusu-ve-ilk-gunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 16:44:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[AÜHF]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yayınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 80. sayısında (Ocak-Şubat 2009), 367-379. sayfalarda yayınlanmıştır. Yazarından izin alınmaksızın başkaca sitelerde yayınlanmaması rica olunur. Ertuğrul AKÇAOĞLU* &#160; Türk Devrimi ve Türk Hukuk Tarihi içinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin çok özel bir yeri vardır. Cumhuriyet’in ilk &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/ankara-universitesi-hukuk-fakultesinin-kurulusu-ve-ilk-gunleri/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.2in; text-indent: -0.2in; margin-bottom: 0in; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.08in } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 80. sayısında (Ocak-Şubat 2009), 367-379. sayfalarda yayınlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazarından izin alınmaksızın başkaca sitelerde yayınlanmaması rica olunur.</strong></p>
<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.2in; text-indent: -0.2in; margin-bottom: 0in; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.08in } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ertuğrul AKÇAOĞLU</em><sup><em><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>*</sup></a></em></sup></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Devrimi ve Türk Hukuk Tarihi içinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin çok özel bir yeri vardır.  Cumhuriyet’in ilk yüksek öğretim kurumu olma sıfatı ve <em>yeni Türk toplum yaşamının kurucusu ve güçlendiricisi olma savı</em><sup><em><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>1</sup></a></em></sup> ile 5 Kasım 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında öğretim faaliyetlerine başlayan bu hukuk okulu geçen seksen dört yılda yetiştirdiği onbinlerce mezunu ile Cumhuriyet hukukunun kurulması, korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra Türk toplumunun çağdaşlaşmasında da asli görev ifa etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının kaleme alınmasının amacı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kuruluş öyküsünü ve Cumhuriyet hukukunun oluşturulma sürecinde Fakültenin yerini hatırlatmaktan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Evrim, İhtilâl ve Devrim</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Doğa gibi, onun bir parçası olan insan ve insanların oluşturduğu topluluk ve toplumlar da sürekli değişirler. Değişim yavaş yavaş, toplumun bünyesini sarsmadan gerçekleştiğinde <em>evrimden</em>; toplumların sosyal ve iktisadi bünyelerinin aşırı bozulması sonucu ortaya çıkan kırılma halinde <em>ihtilâlden;</em> ihtilâl neticesinde eski düzeni büyük ölçüde inkâr eden <em>yeni bir düzenin</em> kurulması halinde ise <em>devrimden</em> bahsederiz.<sup><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"><sup>2</sup></a></sup> İşte evrim süreci içindeki Türk toplumunun Yirminci Yüzyıl başında Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine bağlı olarak 23 Nisan 1920 ile 29 Ekim 1923 arasında yaşadığı kırılma bir <em>ihtilâl</em><sup><em><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"><sup>3</sup></a></em></sup> ve ardından 29 Ekim 1923 ‘de Cumhuriyet’in kurulması ile başlayan süreç ise bir <em>devrim</em> olarak nitelendirilebilir.<sup><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"><sup>4</sup></a></sup> 5 Kasım 1925 tarihinde kurulan Ankara Hukuk Mektebi’nin tarih çizgisi üzerindeki yeri <em>Devrim Tarihi</em> içindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ömrü yaklaşık altı yüzyıl süren Osmanlı İmparatorluğu çöküş sürecini durdurabilmek için şüphesiz ki çok çaba sarf etmiştir. Hukuk alanında bu çabaların en başında II. Mahmut döneminde (1808-1839) Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan ve 3 Kasım 1839’da yayınlanan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) sayılabilir.<sup><a name="sdfootnote6anc" href="#sdfootnote6sym"><sup>5</sup></a></sup> Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile bütün Osmanlı tebaasının mal, can, ırz ve konut dokunulmazlığını güvence altına almayı amaçlayan Tanzimat döneminde <em>iktidarın kendi kendini sınırlaması</em>, yasaların <em>kurullar tarafından kolektif usullerle</em> hazırlanması, <em>kişi dokunulmazlığı ve güvenliği </em>ve <em>kanunsuz suç ve ceza olmaması</em> gibi yenilikler Osmanlı hukukuna girmiştir.<sup><a name="sdfootnote7anc" href="#sdfootnote7sym"><sup>6</sup></a></sup> Bu dönemde –başkaca iyileştirme çabalarının yanı sıra– kanunlaştırma hareketine girişilmiş; toprak hukuku, ceza ve ceza usul hukuku, kara ve deniz ticaret hukuku, usul hukuku ve medeni hukuk alanlarında önemli kanunlar çıkarılmıştır.<sup><a name="sdfootnote8anc" href="#sdfootnote8sym"><sup>7</sup></a></sup> Kanunlaştırma hareketi Osmanlı’da teokratik ilkelerden sapılmaya başlandığını göstermesi, <em>“şer’i hukukun yanında, eski örfî hukukun doğrultusunda ama onu aşan bir mevzuatın, dinsel kaynaklı olmayan yasalar topluluğunun oluşmaya başlaması”</em> bakımından önemlidir. Bu dönemde çıkarılan kanunların bir kısmı Avrupa ülkelerinden aktarılan metinler iken bir kısmı ise yerel kaynaklı, ancak <em>şeri hukuka</em> değil <em>örfi hukuka</em> dayanan metinlerdir.<sup><a name="sdfootnote9anc" href="#sdfootnote9sym"><sup>8</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Tanzimat Fermanı ile başlayan hukukta batılılaşma ve çağdaşlaşma süreci önemli kesintilere uğrasa da önce <em>I. Meşrutiyet</em> ile ilk anayasanın (Kanun-i Esasi &#8211; 23 Aralık 1876) yapılması ve ilk meclisin (Meclis-i Mebusan &#8211; 19 (20) Mart 1877) açılması ve uzun bir <em>istibdat devrini</em><sup><a name="sdfootnote10anc" href="#sdfootnote10sym"><sup>9</sup></a></sup> takip eden <em>II. Meşrutiyet</em> ile devam etti. II. Meşrutiyet döneminde de şer’i hukuktan uzaklaşan, <em>yargı birliği</em> ilkesine yönelmiş kanunlaştırmalar yapıldığı görülür. Bu dönemde anayasal değişikliklerin yanı sıra <em>toplantı</em>, <em>grev</em> ve <em>basın</em> kanunları da yapılmıştır.<sup><a name="sdfootnote11anc" href="#sdfootnote11sym"><sup>10</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi (ateşkes anlaşması) ile Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nı kaybettiğini kabul etmesi ve tümüyle çökmesinin ardından, Osmanlı topraklarının işgali ve buna karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde 19 Mayıs 1919 başlayan ulusal kurtuluş savaşı sürecinde, Osmanlı Devleti’nin çöküşünden doğan iktidar boşluğunu doldurmak amacıyla 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulması ile bir ihtilâl gerçekleşmiş;<sup><a name="sdfootnote12anc" href="#sdfootnote12sym"><sup>11</sup></a></sup> 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilanı ile <em>ihtilâl aşamasının</em> tamamlanmasının ardından yeni devlette <em>devrim aşamasına</em> geçilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Eski Hukuk – Yeni Hukuk</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı Devleti’nde geçerli olan hukuk sistemi esas itibariyle kaynağını doğrudan doğruya İslam dininden alan <em>şer’i hukuktu</em>. Temel hukuk kaynağı <em>Kitap</em> yani <em>Kuran-ı Kerim</em> idi. Kuran’da hüküm bulunmayan konularda S<em>ünnet</em>’e (Hz. Muhammet’in uygulama ve sözlerine) başvurulurdu. Burada da düzenleme bulunamazsa <em>İcmâ</em>’ya<em> </em>(bütün din bilginlerinin birbirlerinden habersiz olarak üzerinde hemfikir oldukları çözüm yoluna) başvurulurdu. İcmânın da bulunmaması halinde K<em>ıyas</em> (hakkında <em>nass</em> [ayet ve/veya sünnet] bulunmayan bir meseleyi, aralarındaki ortak illiyet ve/veya özellikten dolayı, hakkında nass bulunan bir meseleye bağlamak yolu) ile çözüm aranırdı. İcma ve kıyasın nassa uygun olması şarttı. Dolayısıyla Kuran ve sünnet şer’i hukukun temel kaynaklarını oluşturuyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şer’i hukuk, kamu yönetimi alanında kadınlara hiçbir hak tanımaması, kadın-erkek eşitliğini kabul etmemesi, miras hukukunda kız ve erkek kardeşler arasında ayrım yapması, kadınların tanıklığına erkeklerin tanıklığına göre çok daha az değer biçmesi, erkeklerin çok eşli olmasına izin vermesi, kadına boşanma hakkı tanımaması, ceza hukuku alanında pek çok suçu düzenlememesi, bununla birlikte düzenlediği suçlar bakımından çok ağır cezalar öngörmesi, ticaret hukuku alanında pek çok kurumu düzenlememiş olması ve hukuk kaynaklarının kodifiye edilmiş olmaması gibi yönlerden eleştirilmiştir.<sup><a name="sdfootnote13anc" href="#sdfootnote13sym"><sup>12</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Şer’i hukuk sadece Müslümanlar bakımından geçerli iken Müslüman olmayanlar bakımından ise bağlı oldukların dinin kuralları uygulanırdı. Dolayısıyla Osmanlı’da hukuk birliği yoktu. Her ne kadar Tanzimat döneminde Osmanlı tebaası arasında eşitliğin sağlanması, hukuk düzenindeki aksaklıkların giderilmesi için çabalar sarf edilmişse de (örneğin, dağınık durumdaki bir kısım hukuk kaynağı <em>Mecelle</em> adı altında sistemleştirilmiş ve ticaret hukuku ile ceza hukuku gibi alanlarda Avrupa hukuklarından aktarım yoluyla kanunlaştırmalar yapılmışsa da) kaynağını doğrudan Kuran ve sünnetten alan hukuk kurallarına hiç dokunul(a)mamıştı.<sup><a name="sdfootnote14anc" href="#sdfootnote14sym"><sup>13</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda, <em>devrim</em>, &#8216;eski düzeni büyük ölçüde inkâr eden <em>yeni bir düzenin</em> kurulması&#8217; biçiminde tanımlanmıştı. Cumhuriyet devlet sistemini tümüyle değiştirirken hukuk sisteminde de eskiyi reddetmiş ve yeni bir sistem kurmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet’in temel amaçlarından biri tüm vatandaşlar arasında dinlerine veya cinsiyetlerine göre ayırım yapmaksızın tam eşitliğin sağlanması; tüm hukuki ilişkilerin modern bir biçimde düzenlenmesiydi. Bu amaç sadece laik ve modern bir hukuk sisteminin kurulması ile gerçekleştirilebilirdi. Çalışmalara medeni hukuk alanı ile başlandı. Devrimi yapanlar sıfırdan yeni bir kanun hazırlamak yerine ileri bir ülkenin kanununu olduğu gibi yeni Türk hukukuna aktarmayı tercih ettiler. O dönemde Avrupa’daki en yeni medeni kanun İsviçre’ninki idi. Bir bütünün iki parçası olan Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu İsviçre’den aynen Türkçe’ye çevrilerek 16 ve 22 Nisan 1926 tarihlerinde kanunlaştırıldılar. Şevket Memedali Bilgişin, kanun yazmak yerine, Avrupa kanunlarını çevirerek bir an evvel uygulamaya sokmak isteyen zamanın Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey ile Gazi Mustafa Kemal Paşa arasında şöyle bir konuşmanın geçtiğini işittiğini aktarır:<sup><a name="sdfootnote15anc" href="#sdfootnote15sym"><sup>14</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>«Çocuğum; istediğini yaparsak tercüme ettireceğimiz bu kanunları memleketimizde tatbik edebilecek elemanlarımız var mıdır?»</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>«Paşam; bir gün Avrupa’da çok mükemmel yeni bir silâh icat edildiğini işitirseniz, memleketimizde bunu kullanmasını bilen askerimiz yoktur diye o silâhı almakta tereddüt mü edersiniz? Elbette ki hayır… Silâhı alır ve onu kullanabilecek askerleri de yetiştirirsiniz.»</em></span></p>
<p style="text-align: justify;">İşte Ankara Hukuk Mektebi bu noktada, eski hukuku bilen ve uygulayan hukukçular yerine yeni hukuku yaratacak, uygulayacak ve geliştirecek hukukçuları yetiştirmek üzere çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Ankara’da Bir Hukuk Mektebi</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">1 Mart 1924<sup><a name="sdfootnote16anc" href="#sdfootnote16sym"><sup>15</sup></a></sup> tarihinde, Büyük Millet Meclisi’nin ikinci dönem ilk oturumunda, Gazi Mustafa Kemal Paşa adalet anlayışımızın, kanunlarımızın ve adli teşkilatımızın çağın gereklerine uygun olmayan bağlardan kurtarılması gerektiğini ifade eden, Cumhuriyet devrimlerinin hukuk alanındaki sayfasının açılmak üzere olduğuna işaret eden bir konuşma yapar.<sup><a name="sdfootnote17anc" href="#sdfootnote17sym"><sup>16</sup></a></sup> Bilgişin’e göre, o gün mecliste bulunanların çoğu konuşmasında <em>“hukuk-i medeniyede, hukuk-i ailede izleyeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır” diyen</em> Paşa’nın sözlerinin üzerinde durmamış, mahiyetini kavrayamamıştır.<sup><a name="sdfootnote18anc" href="#sdfootnote18sym"><sup>17</sup></a></sup> Oysa bu konuşmadan 3 gün sonra Halifelik kaldırılmış, ardından Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile öğretim birliği sağlanmış ve hemen ardından 8 Nisan 1924’de şer’i mahkemelerin varlığına son verilmiştir. Tüm bu gelişmeler laik ve modern hukuk siteminin yaratılmasının ve bu yeni hukukun öğretiminin yapılabilmesinin hazırlık aşamalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Esasen Ankara’da bir hukuk okulu açılması konusunu Meclis’in gündemine ilk getiren Kastamonu Milletvekili Abdülkadir Kemali Bey’dir. 16 Mart 1921’de Abdülkadir Kemali Bey, Birinci Dünya Savaşı’nda askere gönderildikleri için eğitimleri yarım kalan öğrenciler için Ankara’da Adalet Bakanlığı’na bağlı bir hukuk okulu açılmasını öngören üç maddelik bir kanun teklifi vermiş; ancak, teklif Maarif Encümeni (Meclis Milli Eğitim Komisyonu) tarafından <em>ilkokullara bile bina, malzeme ve öğretmen bulunamadığı</em> gerekçesi ile reddedilmiştir.<sup><a name="sdfootnote19anc" href="#sdfootnote19sym"><sup>18</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Başta Medeni Kanun olmak üzere tüm hukuk sistemini yenileyip, eski hukuk ile ilişkisi kesilmiş hukukçular yetiştirmek isteyen kişi Mahmut Esat (Bozkurt) Bey’di. Her ne kadar günün koşulları itibariyle bu görüşünü Mecliste tüm açıklığıyla ifade edemese de, Mahmut Esat Bey, 1925 yılı Bütçe Kanunu tasarısına bir yatılı hukuk okulu açılması için ödenek koydurtmuştu. Gerekçesi yargıç azlığıydı. İstanbul Hukuk Fakültesi yılda kırk – elli mezun veriyordu ve bunlarla açıkları doldurmak mümkün değildi. Ancak, tasarıyı inceleyen Muvazene-i Maliye Encümeni (Meclis Bütçe Komisyonu) yeni bir yatılı hukuk okulu açmak yerine mevcut İstanbul Hukuk Fakültesi’ne bir yurt eklenmesi suretiyle daha az masrafla daha fazla hukuk öğrencisi yetiştirilmesi amacının sağlanabileceği görüşüyle -haklı olarak- bu ödeneği İstanbul Hukuk Fakültesine kaydırmıştı.<sup><a name="sdfootnote20anc" href="#sdfootnote20sym"><sup>19</sup></a></sup> 21 Şubat 1925 günü Bütçe Kanunu Meclis Genel Kurulu’nda görüşülürken söz Ankara’da bir hukuk okulu açılmasına gelmiş, uzun tartışmalardan sonra dört oyluk bir farkla Ankara Leyli (yatılı) Hukuk Mektebi’nin açılması kabul edilmiştir.<sup><a name="sdfootnote21anc" href="#sdfootnote21sym"><sup>20</sup></a></sup> Cemil Bilsel, Mahmut Esat Bozkurt’un Meclis önündeki isteklerinin son derece mütevazi olduğunu; İstanbul Hukuk gibi mükemmel bir fakülte değil, zaman içinde gelişecek bir çeşit meslek okulu talep ettiğini ve taleplerini devlet merkezine ve devrime dayandırmış olması sebebiyle Meclis’ten okulun kurulması kararının alabildiğini kaydeder:<sup><a name="sdfootnote22anc" href="#sdfootnote22sym"><sup>21</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>«Merkez-i Cumhuriyette bulunuyoruz. Buranın bir Mekteb-i Hukuka behemehâl ihtiyacı vardır. Yapılacak tedrisattan bu muhit de istifade edecektir, yalnız talebe değil. Dünyanın en güzel inkılâbını yapmış bir memlekette asrın hukukiyatı okunmaz olur mu, efendiler? Biraz da İstanbul’un ettiği istifade kadar Anadolumuz da maariften hissemend olsun&#8230;»<sup><a name="sdfootnote23anc" href="#sdfootnote23sym"><sup>22</sup></a></sup></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Komisyon ve “Profesör”</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Aynı yıl içinde hukuk okulunu hayata geçirmeyi çok arzu eden Mahmut Esat Bey bir kısmı Avrupa’da öğrenim görmüş arkadaşlarından oluşan güvendiği hukukçuları 15 Eylül 1925’de Adalet Bakanlığı’nda bir araya toplayarak bir komisyon oluşturmuştur.<sup><a name="sdfootnote24anc" href="#sdfootnote24sym"><sup>23</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Komisyonda okulun adının ne olacağı tartışılan konulardan biriydi. İsim olarak Ankara Adliye Hukuk Mektebi<sup><a name="sdfootnote25anc" href="#sdfootnote25sym"><sup>24</sup></a></sup> seçilmişti. Bunun iki sebebi vardı. İlk olarak, okula <em>fakülte</em> demek uygun değildi, zira fakülte ancak bir üniversiteye bağlı olarak kurulabilirdi. Oysa henüz Ankara’da bir üniversite yoktu.<sup><a name="sdfootnote26anc" href="#sdfootnote26sym"><sup>25</sup></a></sup> Ayrıca kurulacak olan okuldan yetişecek hukukçuların İstanbul Hukuk Fakültesi’nde yetişmekte olan <em>muhafazakâr </em>hukukçulardan farklı, <em>geniş düşünceli ve uyanık</em> olması hedefi vurgulanmak isteniyordu.  Hedefe ulaşılırsa <em>Ankara Mektebi</em> (Ankara Ekolü) olarak anılacaklardı.<sup><a name="sdfootnote27anc" href="#sdfootnote27sym"><sup>26</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">O gün, komisyon toplantısında okulun müfredatı da esas hatlarıyla belirlendi. Örneğin, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okutulmakta olan <em>Mecelle</em>, yeni hazırlanacak Medeni Kanun’un İslam hukuku ile olan ilişkiyi koparacağı komisyon üyelerince bilindiği için, Ankara Hukuk Mektebi’nde okutulmayacaktı! Genel hukuk tarihi derslerine ek olarak, Mahmut Esat Bey’in önerisiyle,  ilk kez <em>Türk Hukuk Tarihi</em> kürsüsü kurularak bu ders okutulmaya başlanacaktı.<sup><a name="sdfootnote28anc" href="#sdfootnote28sym"><sup>27</sup></a></sup> Türk Hukuk Tarihi dersi getirilirken, İslam hukukunun en önemli dallarından biri olan <em>Usul-i Fıkıh</em> da kaldırılmıştı.<sup><a name="sdfootnote29anc" href="#sdfootnote29sym"><sup>28</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Üzerinde epeyce tartışılan bir husus da okulda ders verecek olan öğretmenlerin unvanının ne olacağı idi. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğretmenlere <em>müderris</em> deniyordu. Müderris unvanının medreseyi çağrıştırdığını düşünen Ankara Hukuk Mektebi kurucuları kendilerine bu unvan ile hitap edilmesini istemiyorlardı. Akla gelen bir diğer sıfat <em>muallim</em> idi. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde doçentlere muallim denildiği öğrenilince, İstanbul’dan gelen Müderris (Profesör) Cemil Bilsel’in unvanının sanki doçentliğe düşürülmüş gibi algılanabileceği kaygısıyla bu unvan da kabul görmedi. Müderrisin batıdaki karşılığı <em>profesör</em><em> </em>idi. Ankara Hukuk Mektebi’nin kurucuları 15 Eylül 1925 günü, hiç hoşlanmadıkları <em>müderris </em>unvanı yerine – biraz da alternatifsizlikten olsa gerek – <em>profesör </em>unvanını seçtiler. Böylece Ankara Hukuk Mektebi’nde öğretimin başlaması ile birlikte profesör sözcüğü dilimize girmiş oldu.<sup><a name="sdfootnote30anc" href="#sdfootnote30sym"><sup>29</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Komisyon toplantısında en önem verilen konulardan biri de kurulacak okulun izleyeceği metottu. Gerek bilimsel araştırmada ve gerekse öğretimde <em>tetkik ve tenkit </em>(araştırma ve eleştirme) metodu seçildi.<sup><a name="sdfootnote31anc" href="#sdfootnote31sym"><sup>30</sup></a></sup> Komisyon, toplantının sonunda kendisini P<em>rofesörler Meclisi </em>olarak<em> </em>adlandırdı, Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı bu meclisin <em>Fahri Reisliğine (</em>onursal başkanlığına) ve başbakan İsmet Paşayı da <em>Türk Hukuk Tarihi Fahri Profesörlüğüne</em> seçti.<sup><a name="sdfootnote32anc" href="#sdfootnote32sym"><sup>31</sup></a></sup> Mahmut Esat Bey Profesörler Meclisi Reisliğini ve İhtilâller Tarihi dersinin profesörlüğünü üstlendi.<sup><a name="sdfootnote33anc" href="#sdfootnote33sym"><sup>32</sup></a></sup> Cemil Bey <em>Reis Vekili, </em>yani okulun ilk dekanı olarak atandı.<sup><a name="sdfootnote34anc" href="#sdfootnote34sym"><sup>33</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Okulun ilk öğretim heyeti şu kişilerden oluşuyordu:<sup><a name="sdfootnote35anc" href="#sdfootnote35sym"><sup>34</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Ağaoğlu Ahmet Bey (Kars Mebusu) — Hukuku Esasiye Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Akçuraaoğlu Yusuf Bey (İstanbul Mebusu) — Tarihî Siyasî Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Bahaeddin Bey (Darülfünun Müderrislerinden) — Hukuku Ceza ve Usulü Cezaiye Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Tevfik Kâmil Bey (İstanbul Mebusu) — Roma Hukuku Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Cemal Hüsnü Bey (Gümüşhane Mebusu) — İktisat Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Cemil Bey (Darülfünun Müderrislerinden) — Hukuku Düvel Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Hasan Bey (Trabzon Mebusu) – Maliye Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Refik Bey (Sıhhiye Vekili) – Tıbbi adlî Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Saraçoğlu Şükrü Bey (İzmir Mebusu) — İktisat-ı Nazarî Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Şükrü Kaya Bey (Menteşe Mebusu) — İktisat Mezhepleri Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Şevket Mehmet Ali Bey (İş Bankası Hukuk Müşaviri) — Hukuku Ticaret Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Sadri Maksudi Bey — Türk Hukuk Tarihi ve Hukuk Tarihi Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Süheyp Nizami Bey (Ziraat Bankası Umum Muamelât Müdürü) — Hukuku İdare Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Mahmut Esat Bey (Adliye Vekili) — İhtilâller Tarihi Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Fevzi Bey (Saruhan Mebusu) — Fıkıh Tarihi Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Veli Bey (Hariciye Hukuk Müşaviri) — Hukuku Medeniye Profesörü</p>
<p style="text-align: justify;">Yusuf Kemal Bey (Sinop Mebusu) — İktisat Profesörü<sup><a name="sdfootnote36anc" href="#sdfootnote36sym"><sup>35</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Elli Günde Açılan Okul</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Profesörler Meclisi’nin ilk toplantısı ile Ankara Hukuk Mektebi’nin açılması arasında geçen süre elli gündür. Karşılaşılan en büyük zorluk derslerin verileceği ve yatılı öğrencilerin kalacağı binaların temin edilmesi olmuştur. Zira dönemin Ankara’sında bakanlıklar için dahi yeterince bina bulunamamaktaydı. Yenisi yapılmakta olduğu için Postane Binası &#8211; Bahriye Vekili (Denizcilik Bakanı)’nın taleplerine rağmen &#8211; Hukuk Mektebi için Adliye Vekaleti’ne tahsis edilmişti.<sup><a name="sdfootnote37anc" href="#sdfootnote37sym"><sup>36</sup></a></sup> Öğrencilerin yurt ihtiyacını gidermek için Tahsin Efendi’nin Sanat Mektebi (1. Sanat Enstitüsü) arkasında yaptırdığı on odalı evi kiralanıp bu evin bir odası okul müdürüne (sonradan Ankara Üniversitesi Genel Sekreteri de olan Fevzi (Bali) Bey’e), bir diğeri de henüz kiralık ev bulamamış öğretmenlerin kullanımına ayrılmıştı. Hüseyin Cahit Oğuzoğlu, Tahsin Efendi’nin evinin öğrencilerin yerleştirilmesine hazırlanıncaya kadar, kendisinin de aralarında olduğu bazı öğrencilerin Yahudi mahallesindeki Müstantik Mektebinde kaldıklarını aktarır.<sup><a name="sdfootnote38anc" href="#sdfootnote38sym"><sup>37</sup></a></sup></p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyetin ilk yüksek öğretim kurumu olan Ankara Hukuk Mektebi 5 Kasım 1925 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (Ulus’taki 1. Meclis Binası) Genel Kurul Salonunda Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından, başta Başvekil İsmet Paşa ve Adliye Vekili Mahmut Esat Bey olmak üzere bütün bakanlar ile neredeyse bütün milletvekillerinin ve yabancı ülke temsilcilerinin katılımıyla açılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, açılışta verdiği söylevinde <em>Türk Devrimi</em>’nden bahsetmiş; eski hukuktan ve hukukçulardan şikayet etmiş; Cumhuriyet döneminin gerçek hukuk bilginleri olarak yetişmek görevini Ankara Hukuk Mektebi’nin öğrencilerine vermiştir.<sup><a name="sdfootnote39anc" href="#sdfootnote39sym"><sup>38</sup></a></sup> Gazi Mustafa Kemal Paşa, söylevini –günümüz Türkçesi ile– şöyle bitirmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>«Cumhuriyetin yaptırımı olacak bu büyük kurumun açılışında duyduğum mutluluğu hiçbir girişimde duymadım ve bunu açığa vurmakla ve belirtmekle hoşnutum.»<sup><a name="sdfootnote40anc" href="#sdfootnote40sym"><sup>39</sup></a></sup></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Ve Sonrası…</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Posta Binasının boşaltılması geciktiği için derslerine Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında başlayan ve bir ay kadar faaliyetlerine burada devam eden Ankara Hukuk Mektebi, 1927 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile <em>Fakülte</em> adını almış,<sup><a name="sdfootnote41anc" href="#sdfootnote41sym"><sup>40</sup></a></sup> ilk mezunlarını 8 Temmuz 1932 tarihinde vermiştir.<sup><a name="sdfootnote42anc" href="#sdfootnote42sym"><sup>41</sup></a></sup> 1940 yılında Adalet Bakanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığına devrolan Ankara Hukuk Fakültesi 18 Haziran 1946’da kurulan Ankara Üniversitesi içinde en<em> kıdemli fakülte </em>olarak yerini almıştır.<sup><a name="sdfootnote43anc" href="#sdfootnote43sym"><sup>42</sup></a></sup> 1945 yılında Fakülte’de doktora öğrenimine başlanılmıştır. 1950 yılına gelindiğinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi kütüphanesinin 24 bin ciltlik kitap koleksiyonu ile ülkenin en büyük ihtisas kütüphanesine sahip olduğu görülür.<sup><a name="sdfootnote44anc" href="#sdfootnote44sym"><sup>43</sup></a></sup> Bugün (2008) ise Fakülte kütüphanesindeki 100 binden fazla kitabı ve 100 kişiyi aşmış öğretim kadrosu ile hukukçu yetiştirmekle yetinmemekte; diğer hukuk fakültelerinin öğretim kadrolarını da yetiştirmekte ve devrim kazanımlarının korunması görevini sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaynakça</strong></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Mumcu, Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nden Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne (1925-1975) – Ankara Hukuk Fakültesi’nin Yarım Yüzyıllık Tarihi, Ankara 1977</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı, Ankara 1973</p>
<p style="text-align: justify;">Baha Kantar, <em>Ankara Hukuk Fakültesi’nin Geçmiş 25 Yılı</em>, AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4</p>
<p style="text-align: justify;">Bülent Tanör, Osmanlı – Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 1992</p>
<p style="text-align: justify;">Cemil Bilsel, <em>İkinciteşrin ve Mahmut Esat Bozkurt</em>, AÜHFD, Yıl 1943, Cilt 1, Sayı 3</p>
<p style="text-align: justify;">Esat Arsebük, <em>Türkiye’de Medeni Hukukun İnkişaf Safhaları</em>, AÜHFD, Yıl 1943, Cilt 1, Sayı 1</p>
<p style="text-align: justify;">Faruk Erem, <em>Fakültenin 25. Yıl Merasimini Açış Konuşması</em>, AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4</p>
<p style="text-align: justify;">H. Cahit Oğuzoğlu, <em>Ankara Hukuk Fakültesinin Kuruluş ve İlk Yılları</em>, Ankara Hukuk Fakültesi 40. Yıl Armağanı, Ankara 1966</p>
<p style="text-align: justify;">H. Cahit Oğuzoğlu, <em>Fakülte Mezunları Adına Yapılan Konuşma</em>, AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4</p>
<p style="text-align: justify;">Mahmut Goloğlu, 3. Meşrutiyet, Ankara 1970</p>
<p style="text-align: justify;">Süheyb Derbil, <em>Fakültenin En Kıdemli Profesörünün Konuşması</em>, AÜHFD, Yıl 1950 Cilt 7, Sayı 3-4</p>
<p style="text-align: justify;">Şevket Aziz Kansu, <em>Ankara Üniversitesi’nin İlk Öğretim Yılını Açış Söylevi</em>, AÜHFD, Yıl 1946, Cilt 3, Sayı 2-4</p>
<p style="text-align: justify;">Şevket Memedali Bilgişin, <em>İnkılâpçı (Mahmut Esat Bozkurt) ve Türk Hukukunda İnkılâp</em>, AÜHFD, Yıl 1944, Cilt 1, Sayı 3</p>
<div id="sdfootnote1" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">*</a> Hukukçu. akcaoglu@law.ankara.edu.tr, www.akcaoglu.com</p>
</div>
<div id="sdfootnote2" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">1</a> Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara Hukuk Mektebi’nin 	açılışında verdiği söylevde bu hedef şu sözcüklerle ifade 	edilmiştir: “Talebe Efendiler: Yeni Türk Hayat-i içtimaiyesinin 	bâni ve müeyyidi olmak iddiasiyle tahsile başlayan sizler; 	Cumhuriyet devrinin hakikî ulema-i hukuku olacaksınız.” Ahmet 	Mumcu, Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nden Ankara Üniversitesi Hukuk 	Fakültesi’ne (1925-1975) – Ankara Hukuk Fakültesi’nin Yarım 	Yüzyıllık Tarihi, Ankara 1977, s. 79.</p>
</div>
<div id="sdfootnote3" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc">2</a> Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve 	Gelişimi, Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı, Ankara 1973, s. 2.</p>
</div>
<div id="sdfootnote4" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc">3</a> “İhtilâl” ile “hükümet darbesi”ni karıştırmamak 	gerekir: “Hükümet darbesi kısa süreli fiilî bir durumdur. 	İhtilâl ise toplumlardaki uzun gelişmenin sonucunda kendiliğinden 	meydana gelir.” Mumcu (1973), s.3.</p>
</div>
<div id="sdfootnote5" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc">4</a> Türk devriminin başlangıcını Cumhuriyet’in ilanından daha 	önceki bir tarihe, örneğin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 	açıldığı tarihe kadar çekmek de mümkündür. Şüphesiz ki, 	30 Ekim 1922‘de saltanatın kaldırılması, 24 Temmuz 1923’de 	Lozan Barış Anlaşması’nın imzalanması gibi Türkiye 	Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan pek çok kazanım ve 	yenilik 1920-1923 arasında gerçekleşmiştir. Yine de, kanaatimce, 	bir <em>“yeni düzen” </em>olarak devrimin tarihini<em> </em>Cumhuriyet’in ilanı ile başlatmak daha isabetli olacaktır.</p>
</div>
<div id="sdfootnote6" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote6sym" href="#sdfootnote6anc">5</a> Tanzimat Fermanı II. Mahmut döneminde hazırlanmış olmakla 	birlikte, II. Mahmut’un ölümünün ardından, oğlu Abdülmecit 	döneminde yayınlanmıştır. Ferman, Gülhane Parkı’nda okunmuş 	olması sebebiyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu olarak da bilinir.</p>
</div>
<div id="sdfootnote7" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote7sym" href="#sdfootnote7anc">6</a> Bülent Tanör, Osmanlı – Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 	1992, s.63-68.</p>
</div>
<div id="sdfootnote8" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote8sym" href="#sdfootnote8anc">7</a> Tanör, s. 74-75. 1840’da Ceza Kanunu, 1850’de Ticaret Kanunu, 	1861’de Ticaret Muhakeme Usulü Tüzüğü, 1864’de Deniz 	Ticareti Kanunu, 1880’de Ceza ve Hukuk Muhakeme Usulü Kanunu 	yürürlüğe girmiştir. Bu kanunların tümü Fransız 	mevzuatından aktarılmıştır. Aynı dönemde Fransız Medeni 	Kanunu’nun iktibası Sadrazam Ali Paşa tarafından gündeme 	getirilmişse de, bu din adamlarının baskısı sonucu 	gerçekleşmemiştir. Medeni Kanun bakımından gösterilen 	direncin, söz gelimi, Ticaret Kanunu bakımından gösterilmemesi o 	dönemde ticaret ile uğraşanların büyük kısmının Müslüman 	olmamaları ile izah edilmektedir. Din adamlarının direnci 	nedeniyle Fransız Medeni Kanunu’nun iktisap edilememesi üzerine 	dönemin adalet bakanı Ahmet Cevdet Paşa’nın önerisiyle fıkıh 	esaslarından ayrılmaksızın bölümler halinde medeni hukukun ve 	borçlar hukukunun genel hükümlerini içeren bir kanun olan 	Mecelle hazırlanmış; Mecelle 1868-1876 yılları arasında bölüm 	bölüm yürürlüğe sokulmuştur. Şevket Memedali Bilgişin, 	<em>İnkılâpçı (Mahmut Esat Bozkurt) ve Türk Hukukunda İnkılâp</em>, 	AÜHFD, Yıl 1944, Cilt 1, Sayı 3, s. 320; Esat Arsebük, 	<em>Türkiye’de Medeni Hukukun İnkişaf Safhaları</em>, AÜHFD, 	Yıl 1943, Cilt 1, Sayı 1, s. 8-9, 12-13.</p>
</div>
<div id="sdfootnote9" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote9sym" href="#sdfootnote9anc">8</a> Tanör, s. 77.</p>
</div>
<div id="sdfootnote10" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote10sym" href="#sdfootnote10anc">9</a> “İstibdat” sözcüğü TDK sözlüğünde “Uyruklarına 	hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, 	despotluk, despotizm” olarak tanımlanmaktadır. Padişah II. 	Abdülhamit’in 14 Şubat 1878’de meclisi “tatil”e sokmasıyla 	başlayan ve 23 Temmuz 1908’e (II Meşrutiyet’in ilanına) kadar 	süren dönem Osmanlı tarihinde İstibdat Devri olarak bilinir.</p>
</div>
<div id="sdfootnote11" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote11sym" href="#sdfootnote11anc">10</a> Tanör, s. 171-172.</p>
</div>
<div id="sdfootnote12" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote12sym" href="#sdfootnote12anc">11</a> Mahmut Goloğlu, 23 Nisan 1920 ile Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 	(Anayasa) kabul edildiği 20 Ocak 1921 arasındaki dönemi “3. 	Meşrutiyet” olarak nitelendirir. Ona göre bu dönemde milli 	mücadele henüz ihtilâlci karakter kazanmamıştır. Bkz: Mahmut 	Goloğlu, 3. Meşrutiyet, Ankara 1970.</p>
</div>
<div id="sdfootnote13" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote13sym" href="#sdfootnote13anc">12</a> Mumcu (1973), s. 155.</p>
</div>
<div id="sdfootnote14" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote14sym" href="#sdfootnote14anc">13</a> Mumcu (1973), s. 155-156.</p>
</div>
<div id="sdfootnote15" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote15sym" href="#sdfootnote15anc">14</a> Bilgişin, s. 317</p>
</div>
<div id="sdfootnote16" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote16sym" href="#sdfootnote16anc">15</a> Mustafa Kemal Paşa’nın değinilen konuşmasını yaptığı 	tarih Bilgişin tarafından 28 Şubat 1924, Mumcu tarafından ise 1 	Mart 1924 olarak verilmektedir. Karş:  Bilgişin, s. 316 ve Mumcu 	(1977), s. 32.</p>
</div>
<div id="sdfootnote17" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote17sym" href="#sdfootnote17anc">16</a> Şevket Aziz Kansu, <em>Ankara Üniversitesi’nin İlk Öğretim 	Yılını Açış Söylevi</em>, AÜHFD, Yıl 1946, Cilt 3, Sayı 	2-4, s. 233-234.</p>
</div>
<div id="sdfootnote18" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote18sym" href="#sdfootnote18anc">17</a> Bilgişin, s. 316</p>
</div>
<div id="sdfootnote19" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote19sym" href="#sdfootnote19anc">18</a> H. Cahit Oğuzoğlu, <em>Ankara Hukuk Fakültesinin Kuruluş ve İlk 	Yılları</em>, Ankara Hukuk Fakültesi 40. Yıl Armağanı, Ankara 	1966, s. 2. Mumcu (1977), s. 24-26.</p>
</div>
<div id="sdfootnote20" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote20sym" href="#sdfootnote20anc">19</a> Oğuzoğlu (1966), s. 2-3. Cemil Bilsel, <em>İkinciteşrin ve Mahmut 	Esat Bozkurt</em>, AÜHFD, Yıl 1943, Cilt 1, Sayı 3, s. 311-312. 	Mumcu (1977), s. 34.</p>
</div>
<div id="sdfootnote21" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote21sym" href="#sdfootnote21anc">20</a> Mumcu (1977), s. 35-58.</p>
</div>
<div id="sdfootnote22" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote22sym" href="#sdfootnote22anc">21</a> Bilsel, s. 311-312.</p>
</div>
<div id="sdfootnote23" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote23sym" href="#sdfootnote23anc">22</a> Oğuzoğlu (1966), s. 3.</p>
</div>
<div id="sdfootnote24" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote24sym" href="#sdfootnote24anc">23</a> Komisyonun ilk toplantısına kimlerin katıldığı hususunda iki 	farklı bilgi mevcuttur. Süheyp Derbil’e göre toplantıya 	katılanlar şunlardır: Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Şevket 	Memadali Bilgişin, Cemil Bilsel, Tevfik Kamil Koperler, Yusuf Kemal 	Tengirşenk ve Süheyp Nizami Derbil. Mumcu ise, Cemil Bilsel’in 	bu kişilerin yanı sıra Hasan Saka, Refik Sayfdam, Sadri Maksudi 	ve Şükrü Kaya’yı da saydığını aktarmaktadır. Mumcu 	(1977), s. 60, dn. 40.</p>
</div>
<div id="sdfootnote25" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote25sym" href="#sdfootnote25anc">24</a> Bütçe kanunlarında 1927 yılına kadar okulun adı Ankara Leyli 	Hukuk Mektebi olarak geçmiştir. Bununla beraber, okulun 	açılmasından altı gün sonra, 11 Kasım 1925 tarihinde İcra 	Vekilleri Heyetince (Bakanlar Kurulunca) çıkarılan bir kararname 	ile okulun talimatnamesi (yönetmeliği) düzenlenirken, komisyon 	kararına uygun olarak, okulun adı Ankara Adliye Hukuk Mektebi 	olarak belirlenmiştir. Talimatname metni için bkz: Mumcu (1977), 	s. 105.</p>
</div>
<div id="sdfootnote26" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote26sym" href="#sdfootnote26anc">25</a> Gerçekten de Ankara Üniversitesi çok daha sonradan, 1946 yılında 	kurulabilmiştir.</p>
</div>
<div id="sdfootnote27" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote27sym" href="#sdfootnote27anc">26</a> Süheyp Derbil, <em>Fakültenin En Kıdemli Profesörünün 	Konuşması</em>, AÜHFD, Yıl 1950 Cilt 7, Sayı 3-4, s. 11-12.</p>
</div>
<div id="sdfootnote28" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote28sym" href="#sdfootnote28anc">27</a> Derbil, s. 13.</p>
</div>
<div id="sdfootnote29" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote29sym" href="#sdfootnote29anc">28</a> Mumcu (1977), s. 67.</p>
</div>
<div id="sdfootnote30" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote30sym" href="#sdfootnote30anc">29</a> Derbil, s. 15,  H. Cahit Oğuzoğlu, <em>Fakülte Mezunları Adına 	Yapılan Konuşma</em>, AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4, s. 22</p>
</div>
<div id="sdfootnote31" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote31sym" href="#sdfootnote31anc">30</a> Derbil, s. 12, Mumcu (1977), s. 68.</p>
</div>
<div id="sdfootnote32" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote32sym" href="#sdfootnote32anc">31</a> Gerek Mustafa Kemal Paşa’nın ve gerekse İsmet Paşa’nın 	kendilerine verilen bu onursal unvanları büyük bir memnuniyetle 	kabul ettikleri Mahmut Esat Bey’e yolladıkları cevap 	telgraflarından anlaşılmaktadır. Bkz: Mumcu (1977), s. 69-70.</p>
</div>
<div id="sdfootnote33" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote33sym" href="#sdfootnote33anc">32</a> Cemil Bilsel, Mahmut Esat Bozkurt’un ihtilâller tarihi profesörü 	olarak sadece 3 derse gelebildiğini, ancak 8 yıl sonra Türk 	İnkılâp Tarihi (Devrim Tarihi) profesörü olduğunda doya doya 	ders anlattığını anlatarak ekler: “Mahmut Esat İnkılâbın, 	Adliye Vekili iken ödevli ve ondan sonra gönüllü bekçisi idi.” 	Bilsel, s. 312-313.</p>
</div>
<div id="sdfootnote34" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote34sym" href="#sdfootnote34anc">33</a> Hüseyin Cahit Oğuzoğlu, 1925-1935 yılları Ankara Hukuk 	Mektebi’nin dekanlığını yürüten Cemil Bilsel’in 1935 	yılında İstanbul Üniversitesi’ne Rektör olarak atandıktan 	sonra bir açış konuşmasında «İstanbul Hukuk fakültesini 	Ankara Hukuk Fakültesi seviyesine çıkarmağa çalışacağım» 	sözünü ettiğini;  bunun epeyce tepki yarattığını ve birçok 	kimseleri sinirlendirdiğini; ciddi sorunlarla karşılaştığını; 	ancak, sonuçta İstanbul’da da başarılı olduğunu anlatır. 	Hüseyin Cahit Oğuzoğlu (1966), s. 14.</p>
</div>
<div id="sdfootnote35" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote35sym" href="#sdfootnote35anc">34</a> Baha Kantar, <em>Ankara Hukuk Fakültesi’nin Geçmiş 25 Yılı</em>, 	AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4, s. 2-3.</p>
</div>
<div id="sdfootnote36" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote36sym" href="#sdfootnote36anc">35</a> Bu ilk listeye birinci veya ikinci ders yılı sonunda profesör 	tâyin edilmiş olan aşağıdaki kişileri de eklemek gerekir: 	Sabri Şakir Bey (Hukuk işleri Müdürü) — Usulü Muhakemei 	Hukukiye Profesörü, Mustafa Şeref Bey (Burdur Meb&#8217;usu) — Hukuku 	idare ve Hukuku Âmme Profesörü, Mazhar Nedim Bey — Deniz 	Ticareti Profesörü, Nusret Bey (Devlet Şûrası Reisi) — Hukuku 	Hususiyeyi Düvel Profesörü, Fahri Ecevit — Tıbbi Adlî 	Profesörü.</p>
</div>
<div id="sdfootnote37" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote37sym" href="#sdfootnote37anc">36</a> Postane Binasının boşaltılıp okul için hazırlanması 	geciktiği için dersler bir ay kadar Büyük Millet Meclisi’nde 	Halk Fırkası’nın (Cumhuriyet Halk Partisi’nin) toplantı 	salonunda yapılmıştır. Postane Binası okulun sadece birinci 	sınıf ihtiyacını karşılayabilmiş; ikinci sene Çankırı 	Caddesi üzerinde bulunan bir mescit sınıfa dönüştürülmüş; 	üçüncü yıl Postane Binası’nın yemekhanesi sınıf haline 	getirilmiş ve yemekhane de o zaman Adalet Vekaleti için yeni 	yaptırılmış olan, bugünse Anafartalar Polis Karakolu olarak 	kullanılan binaya taşınmıştı. Ankara Hukuk Mektebi 1929 yılına 	kadar bina sorunu bu şekilde idare etmiştir. 1929 yılında bugün 	Ankara Müftülüğü olarak kullanılan İller Bankası Binası 	yanındaki bina (eski Diyanet İşleri Binası) Hukuk Fakültesi’ne 	tahsis edilmiş; tüm derslikler bu binaya kaydırılmıştır. 	Yatılı öğrencilerin büyük kısmı Evkaf Apartmanı’na 	yerleştirilmiş, Sınıfların taşınmasıyla boşalmış olan 	eski Postane Binası da esasen yemekhane ve kısmen de yurt olarak 	kullanılmaya devam etmiştir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 	bu binada on bir yıl kaldıktan sonra bugün kullanıyor olduğu 	Cebeci’deki binasına geçmiştir. Ödenek yokluları sebebiyle 	zamanında bitirilemeyen bina ancak 1949 yılında fakülteye teslim 	edilebilmiştir. H. Cahit Oğuzoğlu (1966), 10-11. Kantar, s. 1-2, 	Mumcu (1977) s. 149.</p>
</div>
<div id="sdfootnote38" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote38sym" href="#sdfootnote38anc">37</a> Oğuzoğlu (1966), s. 7 vd.</p>
</div>
<div id="sdfootnote39" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote39sym" href="#sdfootnote39anc">38</a> Bilsel, s. 311-312. Mumcu (1977), s. 75-84.</p>
</div>
<div id="sdfootnote40" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote40sym" href="#sdfootnote40anc">39</a> Mumcu (1977), s. 84. Orijinal ifade şu şekildedir: <em>“Cumhuriyetin 	müeyyidesi olacak bu büyük müessesenin küşadında hissettiğim 	saadeti hiçbir teşebbüste duymadım ve bunu izhar ve ifade 	etmekle memnunum.”</em></p>
</div>
<div id="sdfootnote41" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote41sym" href="#sdfootnote41anc">40</a> Kantar, s. 4.</p>
</div>
<div id="sdfootnote42" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote42sym" href="#sdfootnote42anc">41</a> Bilsel, s. 313.</p>
</div>
<div id="sdfootnote43" style="text-align: justify;">
<p><a name="sdfootnote43sym" href="#sdfootnote43anc">42</a> Kansu, s. 236.</p>
</div>
<div id="sdfootnote44" style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a name="sdfootnote44sym" href="#sdfootnote44anc">43</a> Faruk Erem, <em>Fakültenin 25. Yıl Merasimini Açış Konuşması</em>, 	AÜHFD, Yıl 1950, Cilt 7, Sayı 3-4, s. 8.</p>
</div>
<p style='text-align:left'>&copy; 2010 &#8211; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2010/11/17/ankara-universitesi-hukuk-fakultesinin-kurulusu-ve-ilk-gunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

