Archive for the ‘Günce’ Category

Yargıyı Etkilemek

Cuma, Aralık 23rd, 2005

“Etkilemek”. Bu fiile takıldı aklım bu ara.

Gazetelerde “etkilemek” sözcüğünü görünce ergenliğe ilk girdiğim yıllar geldi aklıma önce. O vakitler tek düşündüğüm hoşuma giden kızları etkilemekdi. Tabi, benim fikrimin ne olduğu önemli değil, eylemimin ne olduğu ve daha önemlisi eylemimin neticeye ulaşıp ulaşmadığı önemliydi, değil mi?

(daha fazla…)

Yaşayan Yazılar – İlk Yazı

Cuma, Aralık 23rd, 2005

Bugün, az önce, vebsitemde “yaşayan yazılar” diye bir bölüm oluşturdum. Biliyorum, şimdi diyeceksiniz ki bana, “yaşayan yazı olmaz ki… Fikir insan gibidir, yaşar; yazı fotoğraf gibidir, cansız. Fikir su gibidir, akar gider; yazı buz gibidir, donuk. Fikir göçmen kuşlar gibidir, bir o yana bir bu yana uçar gider; yazı toprak gibidir, sessizce sonsuzluğu bekler…”

Ben de diyeceğim ki size, “sizin bildiğiniz yazılardan değil burada yazacaklarım benim. Bugün bir satır, yarın iki… Belki öbür gün tekrar bir satır geri… Neyse fikirlerim, duygularım, değiştikçe, geliştikçe, sevindikçe, üzüldükçe, -özetle- günden güne değişecek bu bölüm altında yazacaklarım. Bazen başı olmayacak, bazen sonu. Bazen, belki, anlayamayacaksınız nedir konu. Gün gelecek siliceğim, sil baştan yazmayı tekrar deneyeceğim.”

İşte o yüzden ben bu yazılara “yaşayan yazılarım” diyeceğim.

İşte bu sebeple dostlarım, “yaşayan yazılar” bölümü altında yazacaklarımı olmuş, bitmiş, sonu gelmiş yazılar olarak görmeyiniz. Eskiden okuduğunuz bir yazıya sonradan baktığınızda “bu yazı böyle değildi, neden değiştirmiş acaba” demeyiniz.

Ertuğrul Akçaoğlu

Deprem ve Japonları Örnek Almak!

Salı, Aralık 20th, 2005

Aşağıdaki yazıyı BBC’nin Türkçe yayın yapan vebsitesinde okudum. Japonların depremi ne kadar ciddiye aldıklarına ve bu konuda onları nasıl örnek almamız gerektiğine işaret etmek için burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

Japonya’da inşaat skandalı

Japonya’da polis, inşaat sektöründe ortaya çıkan bir skandalla ilgili soruşturma kapsamında, inşaat şirketlerinin bürolarına baskınlar düzenledi.

Kasım ayında ortaya çıkan skandalın ardından düzenlenen bu ilk operasyonda, yaklaşık 500 polisin 117 noktada inceleme yapıldığı belirtiliyor.

Soruşturma, bir mimarın, hazırladığı projelerde, binaların depreme dayanıklılığıyla ilgili standartlara uymadığını açıklamasının ardından başlatıldı.

Hidetsugu Aneha adlı mimar, kendisinin, masrafları azaltmak için güvenlik standartlarını yok sayan büyük bir komplo planının içine düştüğünü savundu.

Aneha’nın Japonya Parlamentosu’na verdiği ifadenin ardından pekçok ev, işyeri ve otel bir deprem sırasında çökme ihtimaline karşı boşaltıldı.

Japonya’da hükümet, 1995 yılında Kobe’de meydana gelen ve altı bin dört yüz kişinin ölümüne neden olan 7,2 büyüklüğündeki depremin ardından, binalarda standartları yükseltmişti.

Operasyonların ardından bir açıklama yapan Bakanlar Kurulu Sekreteri Şinzo Abe, fazla ayrıntı vermekten kaçında ve “Yetkililerin gerçekleri ortaya çıkarmasını istiyoruz” demekle yetindi.

Skandalın patlak vermesi ardından hükümet, gereken standartlara uymayan binalardan çıkmak zorunda kalan ya da bu tür konutları uzun vadeli kredilerle satın alan kişi ve kuruluşlara maddî destek sağlayacağını açıklamıştı.

http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2005/12/051220_japan_scandal.shtml

Bizim ülkemiz depremden çok çekti ve görünen o ki daha çok çekecek. Japonlardan depreme dayanıklı bina yapma ve sorumluluk sahibi vatandaşlar ve yöneticiler olma konusunda öğreneceklerimiz var anlaşılan.

Birey olarak herbirimiz depreme ve diğer afetlere karşı nasıl hazırlık yapmamız gerektiğini ve bir afet esnasında ya da sonrasında nasıl hareket etmemiz gerektiğini öğrenmeliyiz. Geçenlerde Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün Afete Hazırlık Eğitim Programı çerçevesinde hazırladığı bir vebsitesini buldum. (www.iahep.org/ev) Bu sitede başta deprem olmak üzere çeşitli afetler hakkında pek faydalı bilgiler okudum. Binaların depreme dayanıklı olması için inşaa edilirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bir deprem esnasında can ve malımızı korumak için neler yapabileceğimizi öğrendim. Bu vebsitesinde her yaş grubuna hitap eden daha pek çok bilgi var. Lütfen bir boş anınızı sigara içerek, tv seyrederek geçirmek yerine www.iahep.org/ev adresindeki bilgileri okuyarak geçirin. Böylelikle belki de bir afet meydana geldiğinde kendinizin ve sevdikleriniz canlarının kurtulmasını sağlayacaksınız.

Ertuğrul Akçaoğlu

Soru(lar)

Salı, Aralık 6th, 2005

Hangi kuş türü Fransa’nın simgesidir? Ve niye?

——

Bugünkü Milliyet‘te Can Dündar’ın “Avrupa Nereye?” başlıklı köşe yazısının akla getirdiği sorulardır.

Avukata ‘Merhaba’ Demek 100 Liraymış

Pazartesi, Aralık 5th, 2005

Az evvel Radikal‘deki bir haber gözüme çarptı. Haberin başlığı “Avukata ‘Merhaba’ Demek 100 YTL” Başlığı görünce nasıl canım sıkıldı bilemezsiniz. O kadar çok avukat arkadaşım var ki benim; eğer her bir merhaba için yüz lira ödeyeceksem, selam vermeye korkarım arkadaşlarıma…

Neyse ki haberin başlığına bakmakla yetinmeyip devamını da okudum ve derin bir nefes aldım. Aslında merhaba demenin değil, avukata danışmanın bedelinin yüz lira olduğunu öğrendim. Avukatlık asgari ücret tarifesi yenilenmiş. 4 Aralık 2005′den geçerli olmak üzere asgari avukatlık ücretleri şöyle olmuş:

* Büroda sözlü danışma: İlk bir saate kadar 100 YTL, takip eden her saat için 50 YTL.
Çağrı üzerine gidilen yerde sözlü danışma: İlk bir saate kadar 200 YTL, takip eden her saat için 100 YTL.

* Yazılı danışma için 200 YTL.

* Her türlü dilekçe yazımı, ihbarname, ihtarname, protesto düzenlenmesi 100 YTL.

* Kira sözleşmesi ve benzeri belgelerin hazırlanması 175 YTL, tüzük, yönetmelik, miras sözleşmesi, vasiyetname, vakıf senedi ve benzeri belgelerin hazırlanması ve ticari işlerle ilgili sözleşmeler 600 YTL.

* Bir durumun belgelendirilmesi, para tahsili veya bir belgenin örneğinin çıkarılması gibi işlerin takibi 140 YTL.

* Uluslararası yargıda takip edilen işte 2 bin-3 bin 500 YTL.

Desenize, arakadaşlarıma çekinemden merhaba diyebileceğim ama telefon açıp akıl danışamayacağım. Hele hele e-posta ile hiçbirşey soramayacağım. Tek yapabileceğim onlarla havadan sudan muhabbet etmek artık.

Nerede bende akıla ödeyecek yüz-ikiyüz lira para…

Ertuğrul Akçaoğlu

Vergi Ödememek İçin Müslüman Olanlar

Cumartesi, Kasım 19th, 2005

Dün Amerikan Vergi İdaresi’nin (Internal Revenue Service – IRS) baş hukuk müşaviri olan Donald Korb’un yaptığı bir konuşmayı izledim. Bay Korb konuşmasına vergi kanunlarının hayatımız üzerinde ne büyük etkileri olduğunun örneklerini vererek başladı. Verdiği ilk örnek eski Roma’daki köylüler ile ilgiliydi. Eski Romalı köylüler sırf vergi ödememek için topraklarının mülkiyetlerini soylulara veya kiliseye devrederlermiş. Soylular ve kilise vergi ödemezlermiş çünkü. Köylüler mülkiyeti kaybetmekle beraber eski toprakları üzerinde zilyet olarak hayatlarına devam ederlermiş.

IRS’in baş hukuk müşaviri olan bay Korb’un verdiği ikinci örnek daha çok ilgimi çekti benim. İslamiyet’in ilk genişlediği yıllarda fethedilen topraklarda yaşayan hristiyan tebanın ödemek zorunda olduğu vergiler varmış. Oysa müslüman teba bu vergileri ödemiyormuş. Sırf vergi ödemekten kurtulabilmek için pek çok hristiyan müslüman olmuş…

Bunları dinlerken bir örnek de benim aklıma geldi. ABD’de yakıt üzerinde neredeyse hiç vergi yok. Başka faktörlerin yanı sıra vergi sebebiyle de olsa gerek, benzin Türkiye’dekinden çok daha ucuza satılıyor. Gene ABD’de bizdeki gibi motorlu araçların yaşı ve motorunun hacmi ile orantılı olarak tesbit edilen taşıt alım ve kullanım vergileri de yok. Dolayısıyla yeni taşıt ile eski taşıt ve büyük motorlu taşıt ile küçük motorlu taşıt sahibi olma arasında da pek bir vergisel fark yok. Bu dediklerimin neticesinde olsa gerek, Türkiye’de ve Türkiye’dekine benzer vergi yasaları olan Avrupa ülkelerinde yaşayanlar küçücük taşıtlara biniyorlar. Oysa Amerika’da yaşayanlar hem içleri geniş hem de motorları yüzlerce beygir gücünde olan taşıtlar kullanıyorlar.

Hukuk fakültelerinin üçüncü sınıflarında okutulan vergi hukuku derslerini pek önemsemeyen, vergi hukukunun hayatımız üzerinde ne kadar da etkili olduğuna kafa yormayan arkadaşlarımın dikkatine sunarım bu örnekleri…

Ertuğrul Akçaoğlu

Soru

Cumartesi, Kasım 19th, 2005

Keskin sirke küpüne ne yapar?

Altan Öymen’in 19 Kasım 2005 taihli Radikal’deki köşe yazısından alınma bir sorudur.

Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği

Perşembe, Kasım 10th, 2005

Az evvel Google’da birşeyler ararken tesadüfen buldum: Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi (KEAL) Mezunlar Derneği kurulmuş; hatta vebsitesi bile yapılmış. Derneği kuranların, vebsitesini yapanların ellerine sağlık.

Kdz. Eregli Anadolu Lisesi

1993 mezunları arasında yeraldığım Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi, Erdemir‘i kuran Amerikalıların çocukları için açılmış bir özel okulmuş önce. 1960′ların ortalarında Amerikalılar Ereğli’den ayrılmaya başlayınca şehrin ve fabrikanın önde gelenleri okul boşa gitmesin diye Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Eğitim Derneği ile temasa geçmişler ve Karadeniz Ereğli TED Koleji adı altında okulum 1967-1968 öğretim yılında Türk öğrencilerine eğitim vermeye başlamış. Benim de yedi sene içinde koşturduğum şu anki binaya 1972′de geçilmiş.

1981′de TED okulu Milli Eğitim Bakanlığı’na devretmiş ve okulun adı Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi olmuş. Yeni adı altında ilk mezunlarını 1982 senesinde vermiş. (1986′da Ereğli’de yeni bir TED Koleji açıldı, aklınız karışmasın…)

KEAL

Ben 1986 yılında girdim Anadolu Lisesine. 1993′e kadar yedi sene boyunca kordiorlarında koşturdum. Yedi sene… Az vakit değil. Ben ve benimle aynı yıl okula başlayan 140 kadar arkadaş çocukluktan gençliğe beraber yürüdük. Şimdi hepimiz sadece ülkenin değil, dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdayız. Ereğli Anadolu Lisesi’nin bizim dönemdeki ve bizden önceki dönemlerdeki tüm öğrencileri her zaman çok başarılı oldular. Okulumun bu yüksek başarı düzeyi hiç eksilmeksizin devam ediyor.

Tek eksiğimiz mezunlarımızı bir araya getirecek, iletişimlerini sağlayacak bir oluşumun eksikliği idi. Kurulan dernek bu ihtiyacı giderecektir eminim ki. En kısa sürede derneğe üye olacağım ben. Eğer Ereğli Anadolu Lisesi mezunuysanız, hatta mezunu olmasanız bile Lise’de en az bir yıl okuduysanız siz de üye olun; derneği destekleyin lütfen.

Ertuğrul Akçaoğlu

* * *

Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi vebsitesine bakmak isterseniz buraya tıklayınız.
Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği vebsitesine bakmak isterseniz buraya tıklayınız.

Neydim, Ne Oldum, Ne Olacağım*

Perşembe, Kasım 10th, 2005

Bir varmış… Bir yokmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer berber, pireler tellal iken; ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; uzaklarda, çok uzaklarda güzeller güzeli bir prenses varmış.

Prensesin annesi o çok küçükken ölmüş. Kral babası sonralardan kötü kalpli bir kadınla evlenmiş. Bu kötü kalpli üvey anne prensesi hiç sevmez, hiç çekemezmiş. Prensesi saraydan atsin diye kralın başının etini yer dururmuş. Kral kızını sevmeye seviyomuş ama kötü kalpli kraliçenin baskısı altında sürekli kızını ezermiş.

(daha fazla…)

Soru(lar)

Salı, Kasım 1st, 2005

Terrör yarı otomatik olur mu? Yoksa tam otomatik mi olmalıdır? Peki ya manuel olursa ne diyeceğiz?

Ne dersiniz?

~~~~~~~~
Radikal’de çıkan bir haberin manşetinin akla getirdiği birkaç sorudur…