Archive for the ‘Günce’ Category

Godaddy Kupon Kodu

Salı, Aralık 19th, 2006

Ben alanadlarımı Godaddy aracılığıyla tescil ettiriyorum epeydir. Bu alanadlarından birinin yenileme vakti gelmişti. Az evvel onu hallettim. Bir yıllık yenileme için vergiden önce $8.99 istedi Godaddy benden. Hemen tamam demedim, İnternet’te bolca promosyon – indirim kuponu bulunduğu bildiğim için Google’da ufak bir araştırma yaptım ve bulduğum şu kupon kodunu kullandım: “gdh1205″ (tırnaksız) Netice mi? Fiyat gene vergiden önce $5.99′a düştü. Ne güzel değil mi? Belki sizin de işinize yarar diye buraya yazayım istedim.

(daha fazla…)

Yazacak Ne Çok Şey var

Çarşamba, Aralık 13th, 2006

Bugün bir kaç farklı konuda kısa kısa yazmak istiyorum.
Yerli malı haftası

Akşam kızımı kreşten alırken öğretmeni elime bir not tutuşturdu. Yarın okula kek getirmemizi istiyor. Meğer yarın yerli malı haftası için kutlama yapacaklarmış.

En son yerli malı haftası kutladığımda çocuktum. Nereden baksanız yirmi, yirmibeş yıl geçmiştir. Bir garip oldu içim. Hem sevindim, hem burkuldum. Meğer 12 Aralık’a başlayan hafta yerli malı haftası olarak kutlanıyormuş hâlâ…
Üniversitelerde şiddet

Bugün, aralarında fakülteden meslektaşlarımın da olduğu bir grup akademisyen üniversitelerde giderek artan şiddeti protesto etmek ve bu soruna kamuoyunun dikkatini çekmek için Cebeci kampüsünden Kızılay’a kadar sessiz bir yürüyüş yapıp orada bir basın açıklaması yaptılar. Açıkcası benim üniversitelerde şiddetin artmakta olduğundan haberim yoktu bu yürüyüşü öğreninceye kadar. Oysa epey ciddi olaylar oluyormuş. Örneğin, bundan bir iki hafta önce bir öğrencinin bileğini satırla kesmişler. Benzeri başkaca olaylar da oluyormuş. Hocalara da saldırılar varmış. Çok şaşırdım bunları öğrenince.

(daha fazla…)

Kızım bunu çizdi.

Perşembe, Kasım 23rd, 2006

Petek'in çizdiği resim

Petek iki gün önce ufak bir kaza geçirdi. Önceki geceyi acil serviste müşahade odasında geçirdik hep beraber. (daha fazla…)

Demokrasi TV

Cuma, Kasım 17th, 2006

Democracy: Internet TV Şu anda bir yandan bu yazıyı yazıyor, diğer yandan da bilgisayarıma Demokrasi TV (Democracy TV) adında bir yazılım kuruyorum. Demokrasi TV hemen her türlü vidyo formatını (Quicktime, WMV, MPEG, AVI, XVID vs.) algılayıp gösterebilen bir programmış. You Tube, Google Video, Yahoo Video gibi İnternet üzerinden video hizmeti sunan sitelere bağlanıp oralardaki vidyoları kaydedebiliyormuş. Yüksek Kaliteli (HD) vidyoları gösterebilyormuş. Merak ettim doğrusu. Özellikle kaynak kodu açık ve bedava bir yazılım olması beni cezbetti. Benzer özellikleri sebebiyle daha önce Tvedia diye bir ürün denemiştim. Beğenmiştim de Tvedia’yı ama satın alacak kadar değil.Bir süre deneme sürümünü kullanmakla yetinmiştim.

Bakalım Demokrasi TV nasıl çıkacak. Bir süre kullanayım, sonra yazarım kanaatimi.

Büyük Buluşma

Pazartesi, Ekim 30th, 2006

Alo, dedi Bora. N’aber Pelin, n’apıyorsun bugün?

N’olsun, evde oturuyorum işte. TV’de dans yarışması seyrediyordum. Aklımda sen vardın aslında. Dansedenlerin yerinde senle ben olabilsek keşke; sen prens, ben prenses.

Çıkalım mı bugün dışarı, dedi Bora. Seni hiç gitmediğin, çok özel bir yere götürmek istiyorum da bugün.

Nereye, nereye götüreceksin beni? Saçım başım da pek karışık ama…

On beş dakkaya sendeyim, dedi Bora. Kapının önüne gelince çaldırırım.

* * *

Devam edecek…

Uçak Kaçırma Meselesi

Perşembe, Ekim 5th, 2006

Önceki gece, Tiran-İstanbul seferini yaparken kaçırılan uçağa ilişkin haberleri heycanla izledik. İki teroristin Papa’nın Türkiye’ye gelmesini protesto etmek için uçağı kaçırıp İtalya’ya götürdükleri söyleniyordu önce. Sonra durum netleşti. Uçağı kaçıran iki değil bir kişiydi ve konu Papa’nın Türkiye’ye gelmesi değil, korsanın askere gitmemek için İtalya’ya sığınma çabası idi. Bütün buları heyecanla seyrettik, bir iki gün eş dost sohbetlerinde konuşacağız ve bir haftaya kalmaz unuturuz muhtemelen.

Ama satır aralarında geçen önemli bir husus hemen hiç gündeme getirilmedi. Bu kişi nasıl oldu da uçağı kaçırmayı başarabildi. Söylenen doğruysa elinde ne bir silah vardı ne de başka bir şey. ABD’deki 11 Eylül faciasından sonra bütün dünyada havacılık sektöründeki güvenlik önlemleri son derece sıkılaştırılmışken, kokpit kapıları özel olarak güçlendirilmiş ve personel dışında kimse tarafından açılamayacak hale getirilmişken, bir yolcu nasıl olur da bir THY uçağının kokpitine girebilir ve uçuş ekibini esir alabilir? Bu sorunun cevabınının hemen bulunması ve gereken önlemlerin bir an evvel alınması gerekir; değil mi? Ne Papa’nın Türkiye’ye gelmesinin protesto edilmesi ne de uçak kaçıranın vicdani redci olması değildir asıl mesele.

Satır arası demiştim ya, işte onlardan bir kaçı…

Önce, dünkü Milliyet Gazetesi’nde kaçırılan Çanakkale adlı uçağın pilotunun açıklamalarına bakalım:

“Öncelikle (Kokpite nasıl girilir?) sorusu oluşabilir, ona açıklık getireyim. Her sabah uçuştan önceki brifingde mutlak suretle kapıların kapalı olması gerektiği belirtilir. İletişim belli bir sistemle sağlanır ve arkasından da o sabah belirlenen ve sadece kaptan pilotun bileceği bir kodla kokpite giriş olur. Uçumuz da aynı usullerle cereyan etti”

“Uçak düz uçuşa geçtikten sonra biz isteklerimizi kabin amirimize ilettik. Sonra aynı şekilde o gün belirlenen kodla kabin amirimiz içeri girme teşebbüsünde bulundu. Kodu alınca kapıyı kilitsiz duruma getirdi. O anda bilinçli bir şekilde malum terörist kabin amirini büyük bir hışımla bana doğru itelerken, ben çözünüp onu ve kabin amirini dışarı atmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Oldukça iri yarı biriydi. Kokpite giriş bu şekilde oldu.”

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/04/son/sontur32.asp

Sonra, dün gece ATV ana haber bülteninde Ali Kırca’nın kaçırılan uçaktaki yolculardan biriyle konuştuklarından bir alıntı:

Uçağın ön kısmında “business class” bölümünde “9″ numaralı koltukta oturmakta olduğunu önemle vurgulayan yolcu -eğer kulaklarım yanlış duymadıysa- şöyle birşey dedi:

“Hostes pilot kabinine girdi. Kapıyı kapattı. Bir kaç saniye sonra korsan kapıyı açıp pilot kabinine daldı, hostesi kolundan çekerek dışarı fırlattı.”

Bu iki parça bilgiyi yanyana koyunca benim anladığım şu: Bu THY uçağında kokpit kapısı şifreli ama kapı açıldıktan sonra otomatik olarak kapanmıyor. Kapanıyorsa da hostes kokpite girdikten sonra -o veya bu sebeple- kapının kilidini devre dışı bırakmış.
Uçak yolcuları X-ray cihazlarından geçrilirken, botları çıkartılıp içine bakılırken, tırnak makasları bile uçağa alınmazken, uçağın kokpit kapısının kitlenmesinin unutulması ve iri yarı bir adamın sadece bu özelliğini kullanarak uçağı kaçırabilmesi ne acı!

Dilerim bu duruma sebep olanlar ve THY’nin diğer uçuş personeli yeniden eğitimden geçirilir ve bir daha uçaklarımız kaçırılmaz.

Kimim?*

Çarşamba, Ocak 25th, 2006

Cevabı çok zor bir soru bu. Hatta sorunun ne olduğu bile net değil. Kimim, geçmişim nedir mi demek? Yoksa nasıl bir kişiyim mi? İkinci soruyu ben yanıtlayamam. İlkine ise zaman yetmez ya, hadi bir kaç mekan ve an yazayım buraya:

75
Doğum yılım ve yerim: Ereğli. Konya değil Karadeniz.
Pazarın ilerisi. Camdan aşağı attığım sabunlar.
Murtaza mahallesi. Toprağı kazarken bulduğum Bizans sikkesi.
Komşunun kızları ile evcilik oynayışım. Evlendirmişlerdi(!) beni de ne korkmuş ne ağlamıştım artık onların evinde kalmam lazım diye.
Ortacami. Yufkacının üst katı. Manolya bahçesinde yaptığımız çete kulubesi. Akreplerden korkup kaçışımız oradan.
Liman. ‘Anayasacı’ oluşum.

81
Nimet İlkokulu. Semiha Bana, ilk öğretmenim.
Erdemir Sineması. İlk sunuculuğum, ilk oyunculuğum.
Liman. Kiraladığım kayık. Küreğin avuçiçimi acıtması.
Anadolu Dersanesi. Babam müdür. Çıtır simit ve çay. Ne çok sevmiştim kantinini.
Akbank’ın aylık sınava hazırlık dergileri. Bir akşam onları çalışıp girmiştim sınava.

86
Anadolu Lisesi. Hazırlık sınıfları en üst katta. Ne de çok basamak var çıkacak.
Bilgisayar Laboratuarı. MS-Dos 3.30, sonra 4.01.
Okulun yanındaki boş tarla. Bisiklet kiralayan adam.
Kavaklık. Ergenlik. Meslek Liseli arkadaşlarım. Kung-Fu.

91
Berna’m ile tanışmam.

93
Büyük Ereğli Dersanesi’ndeki danışman hoca. Müdür yardımcısı falandı galiba. Kim olduğumu bile bilmeden babama dersaneyi ektiğimi söyleyebilen, benim AÜHF’de okuyacağıma inanmayan adam. Adı neydi acep?
Endüstri ve Meslek Lisesi. Üniversite sınavının ilk ayağı. Bir saat camdan limanı seyredişim.
Fener Lisesi, Zonguldak. Sınavın ikinci ayağı. Anam babam haber beklerken sinemada Hülya Avşar’ın Berlin in Berlin’ini izleyişim.

İstanbul.
Marmara Hukuk’ta geçen iki güzel yıl.
Atatürk Erkek Öğrenci Yurdu, Cevizlibağ İstanbul. Hamam usulü banyoları.
Topkapı-Kadiköy otobüs hattı. Boğaz köprüsü. Yollar.
Vapurla yurda dönülen geceler. Camdan dışarı bakıyormuş gibi yapıp aslında bana bakan kız. Sonradan en yakın arkadaşım oluşu. Yemeği kaçırdığım akşamlar.
Ve amcamın okulun burnun dibindeki evi!

Okul günleri. Dersler.
Süheyl Batum’un Anayasa dersini anlatışı. O derste benim ders anlatışım. Arkadaşlarım bana ‘sen hoca olursun’ dediklerinde ‘hadi oradan len…’ deyişim.
Cimbom’un Manchester’la oynadığı maç.

94
Altunuzade Erkek Öğrenci Yurdu, Altunuzade İstanbul. 80 numaralı oda. Beni polis zanneden oda arkadaşlarım. Kantinde çeyrek ekmek arası bayat yumurta ve bayat çay. Ne de güzeldi tadı.
Tansu Çiller’in yaptığı devalüasyon. Tamek meyva suyunun fiyatının bir günde beş kat artması.

Üsküdar’daki bir evin saraya bakan balkonunda oturup iki dostla çay içişimiz. Geçen yatlara laf edişimiz. Kocamustafapaşa’daki bir evde geçen haftasonları. Dostlar. İzden’in serçe arabası. Buğra’nın Ortaköy’deki evi. Taksim’in barları. Taksim Parkı’nın tinercileri.

Gezme, tozma. Dönmezer’in dört ciltini hatmedip dersi finalde geçen dört kişiden biri olma.

95
Ankara Hukuk’a yatay geçiş başvurusu. Başvurumun kabul edildiğinden habersiz Marmara’ya devam edişim. Kabul edildiğimi ziyadesiyle geç öğrenişim. Mermer salonda yazı tura atıp Ankara’ya geçişim.

Ankara’da Ertan abi. Ertan abinin evi. Ertan abinin serçe arabası. Eryaman sokakları.
Ankara Hukuk, arka bina, 3-A sınıfı. Sınıfın en arka sırası. En ön sıradaki öğrenciler. Tanışmamız, arkadaş oluşumuz. Vergi hukuku dersi. Ahmet hocam. Berna’m, bir tanem.

Evlenme teklifi(!) alışım. Abim ile geçen günlerimiz. Eryaman-Bahçeli yolları.

97
Mezuniyet. Parasız geçen günler. Ankara Adliyesi’nde staj. Yüksel Hoca’nın bürosu. Paralı geçen günler.

Yüksek Lisans. Nurkut hocanın rekabet hukuku dersi. Arka binadaki çatışmanın olduğu gün bir öğrencinin beni polis sanışı. Mustafa beyin ve Hakan beyin odaları. Çay işkenceleri.

98
Asistanlık günleri. Sınav nöbetleri. Teze başlamam.

2000
Tezi bitirmem. Burs almam. Evlenmem. Amerika’ya yollanmam. Ahmet hocamın muhalefeti.
Gainesville, Florida. Hilton oteldeki gece. Otel odasına ve kiralık arabaya giden paracıklar.
Küçük ve karanlık ve de ucuz evimiz. Yerde uyuduğumuz gece. Bir plastik masa ve dört sandalyeden oluşan mobilya takımımız. Berna’nın karton kutudan yaptığı kitaplığım.
Bisikletimiz. Publix marketin poşetleri. Küçük televizyon alışımız.

Okul, okul, okul. 70 kişilik sınıftaki üç yabancıdan biri olmanın verdiği o garip his. Bambaşka bir millet, bambaşka bir eğitim tarzı. Amerikan federal vergi kanunları (iki cilt) ve tüzükleri (beş cilt).

Friel. Lokken. Doktora. Tez. Tez. Tez.

* 17 Nisan 2005′de yazdığım bir yazıdır.

Disko

Cumartesi, Aralık 24th, 2005

TDK’lık yapacağım tuttu şimdi:

Acaba “disko”* yerine “dansevi” ya da “dansyeri” desek tutar mı? Yoksa, acaba “dans(h)ane” mi demeli?

(daha fazla…)

Yargıyı Etkilemek

Cuma, Aralık 23rd, 2005

“Etkilemek”. Bu fiile takıldı aklım bu ara.

Gazetelerde “etkilemek” sözcüğünü görünce ergenliğe ilk girdiğim yıllar geldi aklıma önce. O vakitler tek düşündüğüm hoşuma giden kızları etkilemekdi. Tabi, benim fikrimin ne olduğu önemli değil, eylemimin ne olduğu ve daha önemlisi eylemimin neticeye ulaşıp ulaşmadığı önemliydi, değil mi?

(daha fazla…)

Yaşayan Yazılar – İlk Yazı

Cuma, Aralık 23rd, 2005

Bugün, az önce, vebsitemde “yaşayan yazılar” diye bir bölüm oluşturdum. Biliyorum, şimdi diyeceksiniz ki bana, “yaşayan yazı olmaz ki… Fikir insan gibidir, yaşar; yazı fotoğraf gibidir, cansız. Fikir su gibidir, akar gider; yazı buz gibidir, donuk. Fikir göçmen kuşlar gibidir, bir o yana bir bu yana uçar gider; yazı toprak gibidir, sessizce sonsuzluğu bekler…”

Ben de diyeceğim ki size, “sizin bildiğiniz yazılardan değil burada yazacaklarım benim. Bugün bir satır, yarın iki… Belki öbür gün tekrar bir satır geri… Neyse fikirlerim, duygularım, değiştikçe, geliştikçe, sevindikçe, üzüldükçe, -özetle- günden güne değişecek bu bölüm altında yazacaklarım. Bazen başı olmayacak, bazen sonu. Bazen, belki, anlayamayacaksınız nedir konu. Gün gelecek siliceğim, sil baştan yazmayı tekrar deneyeceğim.”

İşte o yüzden ben bu yazılara “yaşayan yazılarım” diyeceğim.

İşte bu sebeple dostlarım, “yaşayan yazılar” bölümü altında yazacaklarımı olmuş, bitmiş, sonu gelmiş yazılar olarak görmeyiniz. Eskiden okuduğunuz bir yazıya sonradan baktığınızda “bu yazı böyle değildi, neden değiştirmiş acaba” demeyiniz.

Ertuğrul Akçaoğlu