<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ertuğrul Akçaoğlu &#187; Günce</title>
	<atom:link href="http://www.akcaoglu.com/category/gunluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akcaoglu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Dec 2011 21:11:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hukukçu Yardımcı Doçentler Avukatlık Yapabilir mi?</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Sep 2011 09:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/?p=890</guid>
		<description><![CDATA[YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine göre &#8220;kısmi zamanlı&#8221; doçentler ve profesörler &#8220;belirli koşullar altında&#8221; memuriyetin yanı sıra serbest meslek de icra edebiliyorlar(dı). Diğer taraftan Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesi doçentlik ve profesörlüğü avukatlıkla bağdaşan iş olarak kabul ediyor. Bu iki kanun hükmü karşısında &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine göre &#8220;kısmi zamanlı&#8221; doçentler ve profesörler &#8220;belirli koşullar altında&#8221; memuriyetin yanı sıra serbest meslek de icra edebiliyorlar(dı). Diğer taraftan Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesi doçentlik ve profesörlüğü avukatlıkla bağdaşan iş olarak kabul ediyor. Bu iki kanun hükmü karşısında yardımcı doçentler avukatlık yapamazlar.</p>
<p>Ancak, 26 Ağustos&#8217;da bir KHK yayınlandı. Bu KHK ile, başkaca şeylerin yanı sıra, YÖK Kanunu&#8217;nun 36. maddesine bir ek geldi:</p>
<p>&#8220;Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları, kanunlarda belirtilen hâller dışında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi hükmüne tâbidir. Ancak öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak ve döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen hizmetlerde çalışmamak kaydıyla<strong> mesai saatleri dışında yükseköğretim kurumlarından başka yerlerde meslekî faaliyette bulunabilir ve meslek veya sanatlarını serbest olarak icra edebilir</strong>&#8230;.&#8221;</p>
<p>Bu hükmü hukukçu doçentler ve profesörler bakımından onların kısmi ya da tam zamanlı olup olmadığına bakmaksızın mesai sonrası avukatlık yapabilecekleri şeklinde okumak mümkün.</p>
<p>Ya hukukçu yardımcı doçentler? Bu hükümden hareketle yardımcı doçentlerin avukat sıfatıyla serbest mesleklerini icra edebileceklerini söylemek yorumun sınırlarını zorlamak olur. Ancak onların da mesai sonrasında danışmanlık anlamında serbest meslek icra edebilecekleri hükümden açık olarak anlaşılıyor.  Bu da yardımcı doçentlerin, avukat sıfatıyla imza atmak dışında, &#8220;fiilen&#8221; avukatlık yapabilecekleri gerçeğini önümüze çıkarıyor.</p>
<p>Öyleyse ne yapmalı? Bence yapılması gereken Avukatlık Kanunu&#8217;nun 12. maddesini &#8220;hukuk alanında öğretim üyeliği&#8221; olarak değiştirmek. Böylelikle YÖK Kanunu ile Avukatlık Kanunu arasındaki çelişki önlenip; her iki kanun hükümlerinin gerek işlevleri ve gerekse amaçları bakımından uyumlu hale gelmeleri sağlanır.</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2011/09/15/hukukcu-yardimci-docentler-avukatlik-yapabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vergi Ödememek İçin Müslüman Olanlar</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2005/11/19/vergi-odememek-ycin-musluman-olanlar/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2005/11/19/vergi-odememek-ycin-musluman-olanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2005 01:03:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2005/11/19/46/</guid>
		<description><![CDATA[Dün Amerikan Vergi İdaresi&#8217;nin (Internal Revenue Service &#8211; IRS) baş hukuk müşaviri olan Donald Korb&#8217;un yaptığı bir konuşmayı izledim. Bay Korb konuşmasına vergi kanunlarının hayatımız üzerinde ne büyük etkileri olduğunun örneklerini vererek başladı. Verdiği ilk örnek eski Roma&#8217;daki köylüler ile &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2005/11/19/vergi-odememek-ycin-musluman-olanlar/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün Amerikan Vergi İdaresi&#8217;nin (Internal Revenue Service &#8211; IRS) baş hukuk müşaviri olan Donald Korb&#8217;un yaptığı bir konuşmayı izledim. Bay Korb konuşmasına vergi kanunlarının hayatımız üzerinde ne büyük etkileri olduğunun örneklerini vererek başladı. Verdiği ilk örnek eski Roma&#8217;daki köylüler ile ilgiliydi. Eski Romalı köylüler sırf vergi ödememek için topraklarının mülkiyetlerini soylulara veya kiliseye devrederlermiş. Soylular ve kilise vergi ödemezlermiş çünkü. Köylüler mülkiyeti kaybetmekle beraber eski toprakları üzerinde zilyet olarak hayatlarına devam ederlermiş.</p>
<p>IRS&#8217;in baş hukuk müşaviri olan bay Korb&#8217;un verdiği ikinci örnek daha çok ilgimi çekti benim. İslamiyet&#8217;in ilk genişlediği yıllarda fethedilen topraklarda yaşayan hristiyan tebanın ödemek zorunda olduğu vergiler varmış. Oysa müslüman teba bu vergileri ödemiyormuş. Sırf vergi ödemekten kurtulabilmek için pek çok hristiyan müslüman olmuş&#8230;</p>
<p><!--adsense--></p>
<p>Bunları dinlerken bir örnek de benim aklıma geldi. ABD&#8217;de yakıt üzerinde neredeyse hiç vergi yok. Başka faktörlerin yanı sıra vergi sebebiyle de olsa gerek, benzin Türkiye&#8217;dekinden çok daha ucuza satılıyor. Gene ABD&#8217;de bizdeki gibi motorlu araçların yaşı ve motorunun hacmi ile orantılı olarak tesbit edilen taşıt alım ve kullanım vergileri de yok. Dolayısıyla yeni taşıt ile eski taşıt ve büyük motorlu taşıt ile küçük motorlu taşıt sahibi olma arasında da pek bir vergisel fark yok. Bu dediklerimin neticesinde olsa gerek, Türkiye&#8217;de ve Türkiye&#8217;dekine benzer vergi yasaları olan Avrupa ülkelerinde yaşayanlar küçücük taşıtlara biniyorlar. Oysa Amerika&#8217;da yaşayanlar hem içleri geniş hem de motorları yüzlerce beygir gücünde olan taşıtlar kullanıyorlar.</p>
<p>Hukuk fakültelerinin üçüncü sınıflarında okutulan vergi hukuku derslerini pek önemsemeyen, vergi hukukunun hayatımız üzerinde ne kadar da etkili olduğuna kafa yormayan arkadaşlarımın dikkatine sunarım bu örnekleri&#8230;</p>
<p>Ertuğrul Akçaoğlu</p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2005 &#8211; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2005/11/19/vergi-odememek-ycin-musluman-olanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçekten 301′e İhtiyacımız Var mı?</title>
		<link>http://www.akcaoglu.com/2005/10/18/gercekten-301-e-ihtiyacymyz-var-my/</link>
		<comments>http://www.akcaoglu.com/2005/10/18/gercekten-301-e-ihtiyacymyz-var-my/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Oct 2005 02:53:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ertuğrul Akçaoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akcaoglu.com/2005/10/18/22/</guid>
		<description><![CDATA[Bugünkü Radikal Gazetesi&#8216;nde sayın Altan Öymen Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 301. maddesine değinmiş. Yazar 301. maddenin her türlü yoruma açık olmasından hareketle değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Ceza Kanunu&#8217;nun Türklüğü aşağılamayı suç sayan 301. maddesi son aylarda üzerinde çok konuşulan bir konu haline &#8230; <a href="http://www.akcaoglu.com/2005/10/18/gercekten-301-e-ihtiyacymyz-var-my/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--nevermore--><br />
Bugünkü <a href="http://www.radikal.com.tr">Radikal Gazetesi</a>&#8216;nde sayın Altan Öymen Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 301. maddesine <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=167321">değinmiş</a>.  Yazar 301. maddenin her türlü yoruma açık olmasından hareketle değiştirilmesi gerektiğini savunuyor.</p>
<p>Ceza Kanunu&#8217;nun Türklüğü aşağılamayı suç sayan 301. maddesi son aylarda üzerinde çok konuşulan bir konu haline geldi. Bunun sebeplerinden biri roman yazarı Orhan Pamuk&#8217;un yurt dışındaki bir söyleşisinde sarfettiği bazı sözler sebebiyle hakkında bu maddeye dayanarak dava açılmış olması. Diğer bir sebep ise, <a href="http://www.agos.com.tr">Agos Gazetesi</a> yazarı Hrant Dink&#8217;in kısa süre önce aynı madde kapsamında mahkum edilmesi. Gerek yerli ve gerekse yabancı basında sürekli bu iki yazar ve dolayısı ile 301. madde hakkında yazılar çıkıyor.</p>
<p>Peki, ne diyor Ceza Kanunu&#8217;nun 301. maddesi? Aynen şöyle diyor:</p>
<p><span id="more-22"></span></p>
<blockquote><p>Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama</p>
<p>MADDE 301. &#8211; (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p>(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p>(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.</p>
<p>(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.</p></blockquote>
<p>Yani milletin manevi kişiliğini, rejimi, yürütme, yasama, yargı ve güvenlik teşkilatını açık açık aşağılamak suç ama eleştirmek suç değil. Peki, aşağılamak ile eleştirmek arasındaki fark ne, sınır nerede? İşte Altan Öymen&#8217;in &#8216;her türlü yoruma açık&#8217; dediği husus 301. maddenin bu yönü.</p>
<p>Ceza Kanunu&#8217;nda 301. maddeye benzer konusu olan başkaca maddeler de var. İlk aklıma gelenler Cumhurbaşkanı&#8217;na ve egemenliğimizin simgelerine yani Türk Bayrağı&#8217;na ve İstiklal Marşı&#8217;na hakereti suç sayan ve hapis cezası ile cezalandıran 299. ve 300. maddeler. Sonra, hakeret suçunu genel olarak düzenleyen 125. madde de var. Şüphesiz ki -kendisi de yoruma açık olan- 125. madde ve ilgili içtihat, 301. ve benzeri maddelerin yorumlanmasında ve uygulanmasında yol gösterici olacaktır.</p>
<p>Bence asıl mesele 301. madde değil. Yukarıda zikrettiğim diğer maddeler de değil. Asıl mesele &#8216;hakaret&#8217;in hapis cezası gerektiren bir suç olup olmadığı; hatta daha temele inelim; hakaretin bir suç olup olmadığıdır. Şüphesiz ki, Ceza Kanunu&#8217;nn mevcut hükümlerine göre hakaret bir suç. Üstelik hapis cezası ile cezalandırılan bir suç. Peki bu gerçekten de gerekli mi? Özel hukukdaki bireysel koruma mekanizmaları yeterli ve hatta belki de daha etkili olamaz mı? Bence üzerine kafa yormamız gereken sorular bunlar.</p>
<p>Ben hakaretin bir suç olmasının gerekli olup olmadığı sorusuna vereceğim cevabı henüz bulabilmiş değilim. Bana hakaret edilmiş olsa, hakaret eden kişinin hapiste yatacağını bilmek rencide olan gururumu azıcık da olsa teselli eder belki. Belki de etmez. Ne bileyim, emin değilim. Hakaret eden kişi aslında toplum gözünde kendini küçük duruma düşürmekte değil midir? Bu başlı başına bir büyük bir sosyal ceza değil midir? Onu ille de hapse tıkmak şart mıdır? Bu faydalı mıdır? Hakaret edilen kişinin zararı, maruz kaldığı zararın şekline göre, maddi ve manevi tazminat ile giderilse yeterli olmaz mı? Acaba bu konu, medeni ve özgüvenli bir toplumda, Ceza Kanunu ile düzenlenmesi gereken bir konu mudur?</p>
<p>Bu soruların cevaplarını henüz bulamadım ama Ceza Kanunu&#8217;nun 301. maddesini değiştirmeyi tartışmak yerine, hakaret esaslı tüm suçları Kanun&#8217;dan çıkarmanın uygun olup olmayacağını tartışmak, yukarıda sorduğum sorulara kafa yormak daha doğru olurmuş gibi geliyor bana.</p>
<p>Siz ne dersiniz?</p>
<p>Ertuğrul Akçaoğlu</p>
<p><!--adsense--></p>
<p><!--adsense--></p>
<p style='text-align:left'>&copy; 2005 &#8211; 2011, <a href='http://www.akcaoglu.com'>Ertuğrul Akçaoğlu</a>. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanmayınız. www.akcaoglu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akcaoglu.com/2005/10/18/gercekten-301-e-ihtiyacymyz-var-my/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

