Kızım bunu çizdi.

Petek'in çizdiği resim

Petek iki gün önce ufak bir kaza geçirdi. Önceki geceyi acil serviste müşahade odasında geçirdik hep beraber. Yazının devamı >>

Türkçe Alanadı

Bu kez bir alıntıyı aktarmakla yetineceğim:

Gonderen:
ODTÜ Nic.Tr
Konu: Türkçe Alan Adları

Sent: Wednesday, November 15, 2006 8:52 PM
Subject: Türkçe Karakterli Alan Adı Tahsisi Hakkında

Sayın İlgili,

“.tr” Alan Adı Yönetimi’nin önerisi ve DNS Çalışma Grubu’ nun 19 Ekim 2006
tarihinde aldığı karar uyarınca, gerçek veya tüzel kişilere Türkçe
karakterler (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren alan adları tahsis edilebilecek olup,
söz konusu uygulama 04 Aralık 2006 tarihinde başlayacaktır.

Mevcut alan adı sahipleri, sistemde kayıtlı olan alan adlarının türkçe
karakterli karşılıkları için, 04 Mart 2007 tarihine kadar
başvurabileceklerdir. Bu başvurular sırasında Nic.tr tarafından -ilgili alan
adına ilişkin daha önce gönderilmiş belgelere istinaden- yeni bir belge
talep edilmeyecektir. 04 Mart 2007 tarinden itibaren yapılacak olan ve
Türkçe karakter içeren tüm alan adı başvuruları, mevcut alan adının sahip ve
sorumlu bilgileri kontrol edilmeden, halen uygulanmakta olan alan adı tahsis
kuralları çerçevesinde “ilk gelen alır” ilkesiyle tahsis edilecektir.

Detaylı bilgi için: www.nic.tr

Türkçe karakter (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren bir alan adı için, yeni bir
başvuruda bulunulduğunda ve bu alan adının latin alfabesinde (ASCII)
karşılığı ile nic.tr’de kayıtlı bir alan adının olmaması halinde
,https://www.nic.tr adresinde varolan prosedürün izlenmesi gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, Türkçe karakterli alan adları, “com .tr”, “org .tr” vb.
belgeli tahsis edilen uzantılar için hak sahipliğini gösteren resmi
belgelere istinaden; “web .tr”, “gen .tr” gibi belgesiz tahsis edilen alan
adlarında ise “ilk gelen alır” yaklaşımı ile hareket edilerek, başvuru yapan
ilk kişi ya da kuruma tahsis edilecektir.

ÖNEMLİ!

04 Aralık 2006 tarihinde hayata geçecek olan sistemde gerçek ve tüzel
kişiler, internet adreslerinde Türkçe alfabesindeki karakterleri
kullanılabileceklerdir. WEB tarayıcıların (Firefox, Internet Explorer, Opera
vb.) uluslararası alan adlarını (IDN – Internationalized Domain Names)
yaygın olarak desteklediği, ancak, e-posta teknolojilerinin ise henüz
yeterince ve yaygın destek sağlamadığı unutulmamalıdır.

Kullanım alanları ve teknik bilgilere ilişkin olarak bu adreste ayrıntılı
bilgi verilmektedir.

Konuyu önemle bilgilerinize sunar, iyi çalışmalar dileriz.

Saygılarımızla,
Nic.tr (“.tr” Alan Adları) Yönetimi

Duyanlar duymayanlara haber versin.

Demokrasi TV

Democracy: Internet TV Şu anda bir yandan bu yazıyı yazıyor, diğer yandan da bilgisayarıma Demokrasi TV (Democracy TV) adında bir yazılım kuruyorum. Demokrasi TV hemen her türlü vidyo formatını (Quicktime, WMV, MPEG, AVI, XVID vs.) algılayıp gösterebilen bir programmış. You Tube, Google Video, Yahoo Video gibi İnternet üzerinden video hizmeti sunan sitelere bağlanıp oralardaki vidyoları kaydedebiliyormuş. Yüksek Kaliteli (HD) vidyoları gösterebilyormuş. Merak ettim doğrusu. Özellikle kaynak kodu açık ve bedava bir yazılım olması beni cezbetti. Benzer özellikleri sebebiyle daha önce Tvedia diye bir ürün denemiştim. Beğenmiştim de Tvedia’yı ama satın alacak kadar değil.Bir süre deneme sürümünü kullanmakla yetinmiştim.

Bakalım Demokrasi TV nasıl çıkacak. Bir süre kullanayım, sonra yazarım kanaatimi.

AVEA ve HSBC’nin kullanıcı dostu(!)vebsiteleri

İki gün içinde iki ayrı vebsitesi epeyce güldürdü beni. Sadece güldürmediler, kızdırdılar, bol bol vaktimi aldılar. Hatta beni bu satırları yazmak durumunda bıraktılar. Bu sitelerden ilki HSBC’ye, diğeri AVEA’ya ait. Buyurun okuyun hayatının yirmi yılını bilgisayar başında geçirmiş bendenizin bu iki siteyle bir türlü anlaşamayışının öyküsünü.

HSBC ile başlayayım ama önce bir not düşeyim: Benim yurtdışında kaldığım dönemden kalma onlarca kartım var. Mağaza kartları, debit kartlar, kredi kartları ve saire. E, aram bilgisayarlarla iyi ya, bu kartlara ait işlemlerin hemen hepsini Internet üzerinden yaparım ben. Citibank’tan Chase’e, Sears’dan Dell’e pek çok firmanın çağrı merkezlerini de yüzlerce kere aramışımdır. Bunların hiçbiriyle hiçbir sıkıntı yaşamadım bugüne kadar. Çağrı merkezlerini biraz nahoş bulurum, itiraf edeyim. Moron muamelesi yaparlar adama çünkü. Bir keresinde Dell’in Hindistan’daki çağrı merkezinde telefona bakan Hindu görevli beni Teksas’la konuştuğuma inandırmaya kalkmıştı. Neyse, gelelim sadede…

Yedi, sekiz yıl önce bir mağaza kartı olan “Advantage Card”tan almıştım. Ben buralarda değilken Boyner Advantage Card’ı HSBC’ye satmış ve benim mağaza kartım kredi kartı oluvermiş. Ne güzel değil mi? Ben bu kartı bir süredir kullanıyorum. Karttan hiç bir şikayetim yok.

HSBC Advantage Card’la ilgili işlemleri genelde telefonla hallediyorum ama dün gece nedense vebsitelerine girip oradan ekstreme bakmak istedim. Daha önce Advantage kartın veya HSBC’nin vebsitesini hiç ziyaret etmemiştim. Www.hsbc.com.tr adresine gittim önce. Gelen sayfada “Advantage” logosunu tıklayınca kendimi www.advantage.com.tr adresinde buldum. Buraya kadar iyi hoş. Www.advantage.com.tr’de “Bireysel Internet Bankacılığı” linkini tıklayınca kendimi tekrar www.hsbc.com.tr’de buldum. Yani boşu boşuna bir tur atmış oldum. Hadi buraya kadarını benim cahilliğime(!), acemiliğime(!) verelim…

Www.hsbc.com.tr sitesinde bireysel bankacılık kısmına girebilmek için ihtiyaç duyacağım şifreyi oluşturabilmek için “Anında Şifre” linkini tıkladım.

Açıkçası “anında” sözcüğünü görmek beni çok sevindirmişti. Boşuna bir tur atmıştım ama en azından şifremi çabucacık alacaktım! Kredi kartımın numarası, doğum tarihim, annemin kızlık soyadı, tuttuğum takımın renkleri, eskiden çıktığım kızlardan baştan üçüncüsünün ilk adının sondan ikinci harfi gibi güvenlik sorularını yanıtladım. O da ne? Site verdiğim cevapları beğenmiyor! Acaba yazım hatası mı yaptım, annemin kızlık soyadını mı unuttum, diye defalarca kontrol ettim yazdıklarımı (gerçekten ettim); yetmemiş gibi karıma ve üç buçuk yaşındaki – henüz okuma yazma bilmeyen – kızıma da kontrol ettirdim.

Hayır, bütün soruların cevabını doğru girmiştim ama site bana “anında” şifre vermemekte direniyordu!

Bunun üzerine HSBC’nin 4440111 numaralı telefonunu aramaya karar verdim. Belli ki bankanın kayıtlarında bir hata vardı; telefonda bunu görevlilere anlatabilir ve site için gerekli şifreyi alabilirdim. Daha evvel de çeşitli işlemler için aramış olduğum bu çağrı merkezinin numarasını çevirdim ve banttan gelen sesin verdiği komutları dinlemeye başladım.

Ses bana talimatlar veriyor, ben de uygun tuşları tuşluyordum. Aslında arzum gerçek bir kişi ile konuşmaktı ama otomatik sistemle de neticeyi alabildiğim sürece sorun yoktu. Ne de olsa asıl amacım üzüm yemekti, bağcıyı görmesem de olurdu.

Muhtelif tuşları tuşladıktan sonra, alt menülerden birinde Internet’ten bankacılık işlemleri yapabilmek için gerekli şifreyi almamı sağlayacak menüye ulaştım ve banttan gelen sesin sıradaki komutunu beklemeye başladım.

Ses kabaca şöyle bir şey deyiverdi: “Lütfen önce telefon bankacılığı şifrenizi tuşlayınız.”

“Hoppala!! Benim telefon bankacılığı şifrem de yok ki. N’apıcaz şimdi? Demek ki, önce telefon bankacılığı şifresi almam lazım, sonra onu kullanarak Internet için olanı alacağım. Peki… Tamam… Ama onu nasıl alacağım?”

Benim kendi kendime – yüksek sesle – dediklerimden habersiz cevap verdi banttan gelen ses: ‘Telefon bankacılığı şifrenizi www.hsbc.com.tr sitesinden, ATM’lerden, şubenizden alabilirsiniz.’ (Birebir değil belki ama özünde aynen böyle dedi.)

“Hoppala (yeniden)! Şimdi olmadı işte. Ben zaten siteye giremediğim için aramadım mı bu numarayı?”

İşte bu noktada olan biteni eşime anlattım (hâlâ telefondayım bu arada) ve epeyce gülüştük. Kızım da bizim halimize güldü tabi. Kim demiş çocuklar anlamaz diye…

“Nasıl bağlanılıyordu operatöre, sıktı artık bu kadar teknoloji.”

Ne yazık ki, operatöre de bağlanamadım. Zira HSBC’nin telefon sisteminde böyle bir seçenek yoktu. Varsa bile ben bulamadım. Muhtelif tuşları ve özellikle de “0” (sıfır) tuşunu denedim. Açıkçası benim bildiğim bütün çağrı merkezlerinde sıfır tuşu sizi operatöre bağlar ama HSBC’de bu tuşun böyle bir fonksiyonu yok.

Siteden sonra telefonda da mağlup olmuş vaziyette HSBC’nin vebsitesine geri döndüm sonra. “Bize ulaşın” linkini tıkladım. Beceriksizliğimi(!) HSBC ile paylaştım.

Bir de “beni arayın, olur mu?” diye bir not bıraktım. Dün gece aramadılar. Bugün aramadılar. Bakalım yarın arayacaklar mı…

Gelelim AVEA’ya. Dün kredi kartı ekstremi merak etmiştim ya bugün de telefon faturamı merak edeceğim tuttu. Vallahi belamı aradığımdan ya da çok boş vaktim olduğundan değil. Bilen biliyor, başımı kaşıyacak vaktim yok aslında. Dün boşa harcadığım saatlerden hiç akıllanmamışım ki, bugün de www.avea.com.tr adresine gittim. Kullanıcı adımı ve şifremi yazdım ve AVEA’nın sitesindeki “online işlemler” bölümüne girdim. (Araya kısacık bir not: AVEA’nın sitesindeki kullanıcı adı ve şifrelerle ilgili olarak da geçen ay pek şenlikli bir deneyimim olmuştu. Şimdi konuyu uzatmamak için yazmayacağım ama bir başka seferde onu da not edeceğim buraya mutlaka.)

Sitede fatura bilgileri ile ilgili kısıma girdim. Bana ait olan bir telefonun fatura bilgilerini gördüm. Buraya kadar her şey harika! Yalnız benim AVEA’dan bir kaç numaram daha var, onların fatura miktarlarını da öğrenmek lazım. Baktım onlara ait bir bilgi yok. Bu da tamam, önce bu numaraları sisteme tanıtmak gerekebilir. Sitede ilgili olabilecek bütün linkleri taradım. Hayır, AVEA’nın sitesinde bir kişinin kendisine ait birden fazla numaraya ait işlemleri yapmasını sağlayacak bir seçenek yok. Gene yapıştım telefona…

Cepten 500 diye bir numara arıyorsunuz AVEA çağrı merkezi için. Bir kontür mü, iki kontür mü ne yazıyor, süreye bakmaksızın. Önce banttan gelen sesin sunduğu seçeneklerden uygun olanlarını tuşladım. Baktım işime yarar bir şey yok, bastım sıfır tuşuna. İbrahim adında gayet düzgün konuşan bir bey cevapladı telefonu hemen. Harika, nihayet, hem de hiç beklemeden bir gerçek insan çıkmıştı karşıma! (Örnek al HSBC!)

“İbrahim bey” dedim, “benim bir kaç numaram var, sitenizin ‘online işlemler’ kısmına girdim, oradan sadece bir numaraya ait işlemleri yapabiliyorum. Diğer numaralarımı o hesabıma nasıl ekleyebiliriz?”

Özetle, “ekleyemezsiniz” dedi İbrahim bey. “Her telefon numarası için ayrı bir kullanıcı adı ve şifre almanız gerekli.” Sonra bana kulağa ‘teknik’ gelen ama aslında mânasız bir açıklama yaptı bunun sebebi olarak.

Ben de “uydurma” dedim içimden; “yani elli numaram olsa, sizden elli kullanıcı adı ve şifre alamam gerekiyor siteniz için. Ne kullanıcı dostu bir sistem ama!”.

Tabi karşımdaki İbrahim beye böyle demedim. Ayıp olurdu. O ne de olsa bana yardımcı olmaya çalışıyor ve önüne konmuş bir metni okuyordu.

“İbrahim bey” dedim gene; “siz müşterilerinizin dileklerini ilgili yerlere aktırıyorsunuz, değil mi?”

“Evet” dedi.

“O zaman sizden bir dileğimi ilgili birime aktarmanızı rica ederim. Ben daha evvel böyle sistemleri çok kullandım. Bir hesaba birden fazla telefon numarası, banka numarası, kredi kartı numarası vs. eklemek mümkünüdür. Lütfen deyiverin de sizinkiler de siteyi değiştiriversinler. Böylesi müşteri için daha kolay olur, değil mi?” (Tam olarak bunlar değildi cümlelerim ama böyle bir şeydi galiba.)

“Tamam, talebinizi ilettim” dedi İbrahim bey. Fonda önündeki klavyesinden geldiğini sandığım tuş sesleri vardı.

Asıl amacıma ulaşmakta başarısız olmuş, AVEA’ya boşuna bir kontür kaptırmış, Internet’te ve telefon başında akşamımı heba etmiş bir şekilde kapadım telefonu.

Sonra bu satırları yazmaya başladım. Belki (umarım) HSBC’ye attığım mesaj ve AVEA’dan İbrahim beyin ilgililere ulaştırdım dediği talebim gerçekten yetkili, ilgili ve de bilgili birilerinin eline ulaşır da, sistemlerindeki bu ufak soruncukları giderirler. Bende bir akşam üstü “yahu, benim bu ayki faturam kaç paraydı” diye merak ettiğimde beş dakika içinde bu firmaların sitelerine girebilir, şifrelerimi alabilir, her bir telefon numaram için ayrı kullanıcı adları ve şifreler ezberlemek zorunda kalmadan faturalarımı görebilirim. Olur da göremezsem telefonlarını arayıp “sıfır” tuşuna basabilirim. Mutlu bir müşteri olurum.

Konuyla ilgisi yok ama hazır içimi dökmüşken son bir şey diyeyim: Ankara Üniversitesi mensuplarıın epeycesinin cebinde AVEA telefon var ama Cebeci kampüsünde çekmiyor bu telefonlar; bilmem farkında mı AVEA’nın yönetimindeki dostlar.

Google için yazılmış bir yazı!

Uzatmayayım, aşağıdaki yazı esasen pek de anlamlıbir yazı değil. Tek bir amacı var ve bu amacı yazının en sonunda açıklıyorum. Lütfen hemen sona atlamayın ve önce yazıyı okuyun olur mu?

Geçenlerde kraloyun diye bir sözcük gördüm. Önce kral ve oyun diye iki sözcüğün kazara bitişik yazıldığını sandım. Meğer yanılmışım. Kraloyun bir oyun sitesinin adıymış.Sonra bir de oyunstar varmış. Ne oyunudur bunlar bilmiyorum zira o siteleri henüz ziyaret etmedim. Tam kraloyun ve oyunstar nedir öğrenmişken bu kez gazeteler gündemime girdi. Hürriyet, Milliyet, Sabah, Fanatik ve Fotomaç gibi gazeteler. Bu gazetelerde SSK ile ilgili haberleri, ÖSYM ve MEB ile ilgili haberleri okudum. Tabi Fotomaç ve Fanatik’ten okudukları farklıydı. Onlarda Galatasaray ve Fenerbahçe hakkındaki yazıları okudum hep. Sonra yoruldum, sıkıldım. Televizyonu açtım. Ali Kırca tarafından sunulan ATV’deki haberleri seyrettim.Ali Kırca’yı seyrederken dalmışım. Ardından bilgisayarın başına oturup yonja denen siteyi ziyaret ettim. Yonja bir arkadaşlık sitesiymiş, pek bana göre olmadığına karar verdim. Ana sayfasından öteye geçmedim.

Bu üsteki zırvalığı niye mi yazdım. Google’a göre bu ay ülkemizde en çok aranan sözcükler o yukarıdaki yazının içinde geçen sözcüklermiş de ondan. Açıkcası merak ediyorum. O sözcükleri içeren bir yazı siteme ne kadar trafik çekecek. Onu denemek istedim.

Neticeyi bir iki haftaya buraya yazarım.

Affedersiniz, bir şey soracağım?

“Üst geçitte inecek var!”

İndik. Kucağımdaki yavrumu yere bastırdım. Elimdeki poşeti bacağımın kenarına yasladım ve ayakkabımın çözülmüş bağcığını düzeltmek için yere doğru eğildim. Arkamda beliren karartıyı fark edince tedirgin oldum birden. Cüzdanım küçüktü, kolayına çıkaramazdı cebimden. Alsa da içinde para yoktu ya zaten. Kimlikler kartlar… bi ton sıkıntı. Ya Başak’ı kapıp kaçarsa? Aman Allahım! Hızla doğruldum. Kızımın elini sıkıca kavradım arkama dönerken.

Bacağıma yaslı poşet devrildi.

Karşımda bir kadın duruyordu. O da bir çocuğun elinden tutmuştu. Başak’tan küçük, üç yaşlarında bir erkek çocuğu. Kısa saçlı, belli ki sıkılgan, burnu kızarmış bir yavrucak. Gençti kadın, yirmi beş, otuz belki. Başında saçlarının yarısını açıkta bırakan bir eşarp, üstünde sade bir kahverengi palto, omzunda siyah çantası vardı. Basit ama temizdi kıyafeti. Ev kadınına benziyordu açıkçası.

“Affedersiniz, bir şey soracağım” dedi kadın.

Daha evvel çok duymuştum bu cümleyi ben. Para isteyen dilencilerin ve yankesicilerin bir numaraları yaklaşma cümlesidir bu. Soran iki-üç erkekse ve ortam tenhaysa tehlikedesinizdir. Bir şey soracağım derler ve etrafınızı çeviriler. Sonrası malum; memlekete dönecek paraları yoktur ve siz paraları seve seve(!) verirsiniz. Kadınlar genelde yalnız çalışırlar; hem tenha yerde de çalışmazlar zaten. Onların işi sizi acındırarak soymaktır.

Neyse… Yere devrilen poşetimi kaldırırken “Buyurun” dedim.

“Yüksek İhtisas” dedi. Eli Morfoloji ile İbn’i Sina’yı ayıran yolu gösteriyordu. Gözleri gözlerimin içine bakıyor tepkimi yokluyordu. “Hasta…” dedi sonra. Belli ki benim de onun gözlerinin içine baktığımı fark edince cümlenin devamını nasıl bağlayacağına karar verememişti. Sonra “memlekete dönüş…” dedi. Anlamıştım derdini.

“Kusura bakamayın, başkasına sorun bunu” dedim, “Ben Yüksek İhtisas nerede bilmiyorum.”

Arkamı döndüm ve bir elimde poşet, diğerinde Başak üst geçidin merdivenlerini hızlı adımlarla çıkmaya başladım. Ayakkabımın bağı ise hâlâ çözüktü.

Ben karşıya geçtiğimde başka birisini durdurmuştu kadın. Uzun boylu, siyah pardösülü bir adamı. Benim yaşlarımdaydı adam. Cebinden bir avuç demir para çıkardı ve verdi kadına. Sonra yoluna devam etti. Kadın teşekkür etmeden aldı parayı, öbür istikamete iki üç adım attı ve durdu.

Haklıydım. Bir dilenci daha.

Eğildim, ayakkabımın bağladım.

Doğrulurken bir kaç hafta önce karımın başına gelen bir olayı hatırladım. Başak’ı doktora götürüyormuş, bu kez İbn’i Sina’ya değil, Cebeci’deki Tıp Fakültesi Hastanesi’ne. Yolun kenarına oturmuş bir dilenci kadın pantalonunun paçasından çekmiş bizimkinin.

“Yavrum” demiş, “Çok açım. Bir ekmek parası ver n’olur!”.

Durmamış bizimki; devam etmiş. Aklı da kadında kalmış ama. Hastane dönüşü bir paket bisküvi ve meyve suyu almış. Getirmiş kadına vermiş. Kadın önce poşete şöyle bir bakmış, sonra fırlatıp atmış poşeti.

Bakakalmış bizimki.

Bunları düşünürken dalmışım. Bana seslenen bir adamı fark edince kendime geldim.

“Gardaş, bi şey soracam da…”

Durmadım bu kez. Adama bakmadım bile. Sadece Başak’ı kolundan çekeledim daha hızlı yürüsün diye.