Kızım bunu çizdi.
Perşembe, Kasım 23rd, 2006
Petek iki gün önce ufak bir kaza geçirdi. Önceki geceyi acil serviste müşahade odasında geçirdik hep beraber. (daha fazla…)

Petek iki gün önce ufak bir kaza geçirdi. Önceki geceyi acil serviste müşahade odasında geçirdik hep beraber. (daha fazla…)
Bu kez bir alıntıyı aktarmakla yetineceğim:
Gonderen:
ODTÜ Nic.Tr
Konu: Türkçe Alan AdlarıSent: Wednesday, November 15, 2006 8:52 PM
Subject: Türkçe Karakterli Alan Adı Tahsisi HakkındaSayın İlgili,
“.tr” Alan Adı Yönetimi’nin önerisi ve DNS Çalışma Grubu’ nun 19 Ekim 2006
tarihinde aldığı karar uyarınca, gerçek veya tüzel kişilere Türkçe
karakterler (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren alan adları tahsis edilebilecek olup,
söz konusu uygulama 04 Aralık 2006 tarihinde başlayacaktır.Mevcut alan adı sahipleri, sistemde kayıtlı olan alan adlarının türkçe
karakterli karşılıkları için, 04 Mart 2007 tarihine kadar
başvurabileceklerdir. Bu başvurular sırasında Nic.tr tarafından -ilgili alan
adına ilişkin daha önce gönderilmiş belgelere istinaden- yeni bir belge
talep edilmeyecektir. 04 Mart 2007 tarinden itibaren yapılacak olan ve
Türkçe karakter içeren tüm alan adı başvuruları, mevcut alan adının sahip ve
sorumlu bilgileri kontrol edilmeden, halen uygulanmakta olan alan adı tahsis
kuralları çerçevesinde “ilk gelen alır” ilkesiyle tahsis edilecektir.Detaylı bilgi için: www.nic.tr
Türkçe karakter (ğ, ı, ü, ş, ö, ç) içeren bir alan adı için, yeni bir
başvuruda bulunulduğunda ve bu alan adının latin alfabesinde (ASCII)
karşılığı ile nic.tr’de kayıtlı bir alan adının olmaması halinde
,https://www.nic.tr adresinde varolan prosedürün izlenmesi gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, Türkçe karakterli alan adları, “com .tr”, “org .tr” vb.
belgeli tahsis edilen uzantılar için hak sahipliğini gösteren resmi
belgelere istinaden; “web .tr”, “gen .tr” gibi belgesiz tahsis edilen alan
adlarında ise “ilk gelen alır” yaklaşımı ile hareket edilerek, başvuru yapan
ilk kişi ya da kuruma tahsis edilecektir.ÖNEMLİ!
04 Aralık 2006 tarihinde hayata geçecek olan sistemde gerçek ve tüzel
kişiler, internet adreslerinde Türkçe alfabesindeki karakterleri
kullanılabileceklerdir. WEB tarayıcıların (Firefox, Internet Explorer, Opera
vb.) uluslararası alan adlarını (IDN – Internationalized Domain Names)
yaygın olarak desteklediği, ancak, e-posta teknolojilerinin ise henüz
yeterince ve yaygın destek sağlamadığı unutulmamalıdır.Kullanım alanları ve teknik bilgilere ilişkin olarak bu adreste ayrıntılı
bilgi verilmektedir.Konuyu önemle bilgilerinize sunar, iyi çalışmalar dileriz.
Saygılarımızla,
Nic.tr (“.tr” Alan Adları) Yönetimi
Duyanlar duymayanlara haber versin.
Şu anda bir yandan bu yazıyı yazıyor, diğer yandan da bilgisayarıma Demokrasi TV (Democracy TV) adında bir yazılım kuruyorum. Demokrasi TV hemen her türlü vidyo formatını (Quicktime, WMV, MPEG, AVI, XVID vs.) algılayıp gösterebilen bir programmış. You Tube, Google Video, Yahoo Video gibi İnternet üzerinden video hizmeti sunan sitelere bağlanıp oralardaki vidyoları kaydedebiliyormuş. Yüksek Kaliteli (HD) vidyoları gösterebilyormuş. Merak ettim doğrusu. Özellikle kaynak kodu açık ve bedava bir yazılım olması beni cezbetti. Benzer özellikleri sebebiyle daha önce Tvedia diye bir ürün denemiştim. Beğenmiştim de Tvedia’yı ama satın alacak kadar değil.Bir süre deneme sürümünü kullanmakla yetinmiştim.
Bakalım Demokrasi TV nasıl çıkacak. Bir süre kullanayım, sonra yazarım kanaatimi.
Uzatmayayım, aşağıdaki yazı esasen pek de anlamlıbir yazı değil. Tek bir amacı var ve bu amacı yazının en sonunda açıklıyorum. Lütfen hemen sona atlamayın ve önce yazıyı okuyun olur mu?
Geçenlerde kraloyun diye bir sözcük gördüm. Önce kral ve oyun diye iki sözcüğün kazara bitişik yazıldığını sandım. Meğer yanılmışım. Kraloyun bir oyun sitesinin adıymış.Sonra bir de oyunstar varmış. Ne oyunudur bunlar bilmiyorum zira o siteleri henüz ziyaret etmedim. Tam kraloyun ve oyunstar nedir öğrenmişken bu kez gazeteler gündemime girdi. Hürriyet, Milliyet, Sabah, Fanatik ve Fotomaç gibi gazeteler. Bu gazetelerde SSK ile ilgili haberleri, ÖSYM ve MEB ile ilgili haberleri okudum. Tabi Fotomaç ve Fanatik’ten okudukları farklıydı. Onlarda Galatasaray ve Fenerbahçe hakkındaki yazıları okudum hep. Sonra yoruldum, sıkıldım. Televizyonu açtım. Ali Kırca tarafından sunulan ATV’deki haberleri seyrettim.Ali Kırca’yı seyrederken dalmışım. Ardından bilgisayarın başına oturup yonja denen siteyi ziyaret ettim. Yonja bir arkadaşlık sitesiymiş, pek bana göre olmadığına karar verdim. Ana sayfasından öteye geçmedim.
Bu üsteki zırvalığı niye mi yazdım. Google’a göre bu ay ülkemizde en çok aranan sözcükler o yukarıdaki yazının içinde geçen sözcüklermiş de ondan. Açıkcası merak ediyorum. O sözcükleri içeren bir yazı siteme ne kadar trafik çekecek. Onu denemek istedim.
Neticeyi bir iki haftaya buraya yazarım.
“Üst geçitte inecek var!”
İndik. Kucağımdaki yavrumu yere bastırdım. Elimdeki poşeti bacağımın kenarına yasladım ve ayakkabımın çözülmüş bağcığını düzeltmek için yere doğru eğildim. Arkamda beliren karartıyı fark edince tedirgin oldum birden. Cüzdanım küçüktü, kolayına çıkaramazdı cebimden. Alsa da içinde para yoktu ya zaten. Kimlikler kartlar… bi ton sıkıntı. Ya Başak’ı kapıp kaçarsa? Aman Allahım! Hızla doğruldum. Kızımın elini sıkıca kavradım arkama dönerken.
Bacağıma yaslı poşet devrildi.
Karşımda bir kadın duruyordu. O da bir çocuğun elinden tutmuştu. Başak’tan küçük, üç yaşlarında bir erkek çocuğu. Kısa saçlı, belli ki sıkılgan, burnu kızarmış bir yavrucak. Gençti kadın, yirmi beş, otuz belki. Başında saçlarının yarısını açıkta bırakan bir eşarp, üstünde sade bir kahverengi palto, omzunda siyah çantası vardı. Basit ama temizdi kıyafeti. Ev kadınına benziyordu açıkçası.
“Affedersiniz, bir şey soracağım” dedi kadın.
Daha evvel çok duymuştum bu cümleyi ben. Para isteyen dilencilerin ve yankesicilerin bir numaraları yaklaşma cümlesidir bu. Soran iki-üç erkekse ve ortam tenhaysa tehlikedesinizdir. Bir şey soracağım derler ve etrafınızı çeviriler. Sonrası malum; memlekete dönecek paraları yoktur ve siz paraları seve seve(!) verirsiniz. Kadınlar genelde yalnız çalışırlar; hem tenha yerde de çalışmazlar zaten. Onların işi sizi acındırarak soymaktır.
Neyse… Yere devrilen poşetimi kaldırırken “Buyurun” dedim.
“Yüksek İhtisas” dedi. Eli Morfoloji ile İbn’i Sina’yı ayıran yolu gösteriyordu. Gözleri gözlerimin içine bakıyor tepkimi yokluyordu. “Hasta…” dedi sonra. Belli ki benim de onun gözlerinin içine baktığımı fark edince cümlenin devamını nasıl bağlayacağına karar verememişti. Sonra “memlekete dönüş…” dedi. Anlamıştım derdini.
“Kusura bakamayın, başkasına sorun bunu” dedim, “Ben Yüksek İhtisas nerede bilmiyorum.”
Arkamı döndüm ve bir elimde poşet, diğerinde Başak üst geçidin merdivenlerini hızlı adımlarla çıkmaya başladım. Ayakkabımın bağı ise hâlâ çözüktü.
Ben karşıya geçtiğimde başka birisini durdurmuştu kadın. Uzun boylu, siyah pardösülü bir adamı. Benim yaşlarımdaydı adam. Cebinden bir avuç demir para çıkardı ve verdi kadına. Sonra yoluna devam etti. Kadın teşekkür etmeden aldı parayı, öbür istikamete iki üç adım attı ve durdu.
Haklıydım. Bir dilenci daha.
Eğildim, ayakkabımın bağladım.
Doğrulurken bir kaç hafta önce karımın başına gelen bir olayı hatırladım. Başak’ı doktora götürüyormuş, bu kez İbn’i Sina’ya değil, Cebeci’deki Tıp Fakültesi Hastanesi’ne. Yolun kenarına oturmuş bir dilenci kadın pantalonunun paçasından çekmiş bizimkinin.
“Yavrum” demiş, “Çok açım. Bir ekmek parası ver n’olur!”.
Durmamış bizimki; devam etmiş. Aklı da kadında kalmış ama. Hastane dönüşü bir paket bisküvi ve meyve suyu almış. Getirmiş kadına vermiş. Kadın önce poşete şöyle bir bakmış, sonra fırlatıp atmış poşeti.
Bakakalmış bizimki.
Bunları düşünürken dalmışım. Bana seslenen bir adamı fark edince kendime geldim.
“Gardaş, bi şey soracam da…”
Durmadım bu kez. Adama bakmadım bile. Sadece Başak’ı kolundan çekeledim daha hızlı yürüsün diye.