Disko
TDK’lık yapacağım tuttu şimdi:
Acaba “disko”* yerine “dansevi” ya da “dansyeri” desek tutar mı? Yoksa, acaba “dans(h)ane” mi demeli?
TDK’lık yapacağım tuttu şimdi:
Acaba “disko”* yerine “dansevi” ya da “dansyeri” desek tutar mı? Yoksa, acaba “dans(h)ane” mi demeli?
“Etkilemek”. Bu fiile takıldı aklım bu ara.
Gazetelerde “etkilemek” sözcüğünü görünce ergenliğe ilk girdiğim yıllar geldi aklıma önce. O vakitler tek düşündüğüm hoşuma giden kızları etkilemekdi. Tabi, benim fikrimin ne olduğu önemli değil, eylemimin ne olduğu ve daha önemlisi eylemimin neticeye ulaşıp ulaşmadığı önemliydi, değil mi?
Bugün, az önce, vebsitemde “yaşayan yazılar” diye bir bölüm oluşturdum. Biliyorum, şimdi diyeceksiniz ki bana, “yaşayan yazı olmaz ki… Fikir insan gibidir, yaşar; yazı fotoğraf gibidir, cansız. Fikir su gibidir, akar gider; yazı buz gibidir, donuk. Fikir göçmen kuşlar gibidir, bir o yana bir bu yana uçar gider; yazı toprak gibidir, sessizce sonsuzluğu bekler…”
Ben de diyeceğim ki size, “sizin bildiğiniz yazılardan değil burada yazacaklarım benim. Bugün bir satır, yarın iki… Belki öbür gün tekrar bir satır geri… Neyse fikirlerim, duygularım, değiştikçe, geliştikçe, sevindikçe, üzüldükçe, -özetle- günden güne değişecek bu bölüm altında yazacaklarım. Bazen başı olmayacak, bazen sonu. Bazen, belki, anlayamayacaksınız nedir konu. Gün gelecek siliceğim, sil baştan yazmayı tekrar deneyeceğim.”
İşte o yüzden ben bu yazılara “yaşayan yazılarım” diyeceğim.
İşte bu sebeple dostlarım, “yaşayan yazılar” bölümü altında yazacaklarımı olmuş, bitmiş, sonu gelmiş yazılar olarak görmeyiniz. Eskiden okuduğunuz bir yazıya sonradan baktığınızda “bu yazı böyle değildi, neden değiştirmiş acaba” demeyiniz.
Ertuğrul Akçaoğlu
Aşağıdaki yazıyı BBC’nin Türkçe yayın yapan vebsitesinde okudum. Japonların depremi ne kadar ciddiye aldıklarına ve bu konuda onları nasıl örnek almamız gerektiğine işaret etmek için burada sizlerle paylaşmak istiyorum:
Japonya’da inşaat skandalı
Japonya’da polis, inşaat sektöründe ortaya çıkan bir skandalla ilgili soruşturma kapsamında, inşaat şirketlerinin bürolarına baskınlar düzenledi.
Kasım ayında ortaya çıkan skandalın ardından düzenlenen bu ilk operasyonda, yaklaşık 500 polisin 117 noktada inceleme yapıldığı belirtiliyor.
Soruşturma, bir mimarın, hazırladığı projelerde, binaların depreme dayanıklılığıyla ilgili standartlara uymadığını açıklamasının ardından başlatıldı.
Hidetsugu Aneha adlı mimar, kendisinin, masrafları azaltmak için güvenlik standartlarını yok sayan büyük bir komplo planının içine düştüğünü savundu.
Aneha’nın Japonya Parlamentosu’na verdiği ifadenin ardından pekçok ev, işyeri ve otel bir deprem sırasında çökme ihtimaline karşı boşaltıldı.
Japonya’da hükümet, 1995 yılında Kobe’de meydana gelen ve altı bin dört yüz kişinin ölümüne neden olan 7,2 büyüklüğündeki depremin ardından, binalarda standartları yükseltmişti.
Operasyonların ardından bir açıklama yapan Bakanlar Kurulu Sekreteri Şinzo Abe, fazla ayrıntı vermekten kaçında ve “Yetkililerin gerçekleri ortaya çıkarmasını istiyoruz” demekle yetindi.
Skandalın patlak vermesi ardından hükümet, gereken standartlara uymayan binalardan çıkmak zorunda kalan ya da bu tür konutları uzun vadeli kredilerle satın alan kişi ve kuruluşlara maddî destek sağlayacağını açıklamıştı.
http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2005/12/051220_japan_scandal.shtml
Bizim ülkemiz depremden çok çekti ve görünen o ki daha çok çekecek. Japonlardan depreme dayanıklı bina yapma ve sorumluluk sahibi vatandaşlar ve yöneticiler olma konusunda öğreneceklerimiz var anlaşılan.
Birey olarak herbirimiz depreme ve diğer afetlere karşı nasıl hazırlık yapmamız gerektiğini ve bir afet esnasında ya da sonrasında nasıl hareket etmemiz gerektiğini öğrenmeliyiz. Geçenlerde Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün Afete Hazırlık Eğitim Programı çerçevesinde hazırladığı bir vebsitesini buldum. (www.iahep.org/ev) Bu sitede başta deprem olmak üzere çeşitli afetler hakkında pek faydalı bilgiler okudum. Binaların depreme dayanıklı olması için inşaa edilirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bir deprem esnasında can ve malımızı korumak için neler yapabileceğimizi öğrendim. Bu vebsitesinde her yaş grubuna hitap eden daha pek çok bilgi var. Lütfen bir boş anınızı sigara içerek, tv seyrederek geçirmek yerine www.iahep.org/ev adresindeki bilgileri okuyarak geçirin. Böylelikle belki de bir afet meydana geldiğinde kendinizin ve sevdikleriniz canlarının kurtulmasını sağlayacaksınız.
Ertuğrul Akçaoğlu
Radikal Gazetesi’nin Sanal Alem köşesini ilgiyle okurum hep. Serdar Kuzuloğlu’nun tam da benim ilgimi çeken konulardaki kısa yazıları haftada bir toplu halde gazetedeki yerlerini alırlar. Hoş, ben onun yazdıklarını çoğunlukla önceden yabancı kaynaklarda okumuş olurum ama bir de onun kaleminden okumak hoşuma gider. Arada bir hiç bilmediğim bir konuya değinir, ilgili vebsitelerine bağlantı verir. O bağlantılara heyecanla tıklarım hemen.
Bugün ilk kez yazdığı bir yazı hayal kırıklığına uğrattı beni. Pardus Linux’u haber yapmıştı. Haber yapması harika ama pek bir üstünkörü geçiştirivermişti bu Türkçe linux sürümünü. İşte o yüzden yazıyorum bu satırları şimdi.
Pardus Linux Tübitak‘ın geliştirmekte olduğu bir Türkçe Linux sürümü. Tübitak, Uludağ Projesi adı altında Türkiye’de Linux kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlayan bir proje başlatmış. (Onlar tam böyle demiyor ama bence projenin amacı özetle bu.) Bu projenin temel ürünü de Pardus. Pek az Türkçe Linux sürümünün olduğu bir ortamda bence çok önemli bir çalışma Pardus. Adını Andadolu Parsı’ndan (Panthera Pardus Tulliana‘dan) almış. Projenin vebsitesinde Anadolu Parsı hakkında şu bilgi verilmiş:
Anadolu Parsı, Leopar alttüründeki büyük kedilerin Anadolu’daki son temsilcilerindendir. Boyu 200-250 cm, ağırlığı dişilerde 35-50 kg, erkeklerde 45-70 kg civarındadır. Yaklaşık ömrü 20 yıldır. Oldukça çevik olan Anadolu parsı, etoburdur ve geyik, yaban keçisi, yaban domuzu, küçük memeliler ve kuşlar gibi bir çok hayvan avını oluşturur. Anadolu Parsı Ege ve Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde, daha çok ormanlık ve dağlık alanlarda yaşamıştır. Doğal yaşam alanları ve av kaynaklarının azalması parsları insanların yaşadığı yerlere yönlendirmiş ve bu da genellikle vurularak ya da zehirlenerek öldürülmelerine yol açmıştır.
Anadolu parsı ile ilgili son resmi kayıt 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazarı ilçesinin 5 km batısında bulunan Bağözü köyünden bir kadına saldırması sonrasında vurularak öldürülmesi üzerinedir. Neslinin tükendiği yönünde görüşler bulunmasına karşın, bugün Türkiye’de 10-15 Anadolu Parsı kaldığı da öne sürülmektedir. 2001 yılında Doğu Akdeniz bölgesi Dandi mevkiinde ve Doğu Karadeniz bölgesi Müsikli deresinde, 2004 yılında da Doğu Karadeniz bölgesi Pokut yaylasında görülmüştür. Anadolu parsının varlığını kanıtlamak ve koruma altına almak için doğa gönüllülerinin çabaları aralıksız sürmektedir.
http://www.uludag.org.tr/sss.html#pardus
Pardus’un iki temel özelliği var: İlki Türkçe olması ve ikincisi Linux olması. Bilgisayar işletim sistemini Windows’tan ibaret sanan pek çoğumuz için pek hoş bir değişiklik olabilir Pardus. İçinde KDE masaüstü arayüzü ile, Open Office ofis yazılımı ile, Firefox tarayıcı ile geliyor. Bunlar neyin nesi bilmiyor musunuz? O halde bilgisayarlar hakkında daha öğrenmeniz gereken o kadar çok şey var ki…
Eğer Pardus’a bir şans vermek isterseniz bence önce Uludağ Projesi’nin vebsitesindeki sıkça sorulan sorular bölümüne gözatın. Okuduklarınızdan etkilenir ve Pardus’u denemek isterseniz sitenin bu Türkçe Linux işletim sitemini ürünler bölümünden indirebilirsiniz.
Son bir şey: Pardus, diğer pek çok linux sürümü gibi “bedava”. Hem de Pardus’a bedavaya sahip olmak gayet “yasal”! Ne güzel, değil mi?
Hangi kuş türü Fransa’nın simgesidir? Ve niye?
——
Bugünkü Milliyet‘te Can Dündar’ın “Avrupa Nereye?” başlıklı köşe yazısının akla getirdiği sorulardır.
Az evvel Radikal‘deki bir haber gözüme çarptı. Haberin başlığı “Avukata ‘Merhaba’ Demek 100 YTL” Başlığı görünce nasıl canım sıkıldı bilemezsiniz. O kadar çok avukat arkadaşım var ki benim; eğer her bir merhaba için yüz lira ödeyeceksem, selam vermeye korkarım arkadaşlarıma…
Neyse ki haberin başlığına bakmakla yetinmeyip devamını da okudum ve derin bir nefes aldım. Aslında merhaba demenin değil, avukata danışmanın bedelinin yüz lira olduğunu öğrendim. Avukatlık asgari ücret tarifesi yenilenmiş. 4 Aralık 2005′den geçerli olmak üzere asgari avukatlık ücretleri şöyle olmuş:
* Büroda sözlü danışma: İlk bir saate kadar 100 YTL, takip eden her saat için 50 YTL.
Çağrı üzerine gidilen yerde sözlü danışma: İlk bir saate kadar 200 YTL, takip eden her saat için 100 YTL.* Yazılı danışma için 200 YTL.
* Her türlü dilekçe yazımı, ihbarname, ihtarname, protesto düzenlenmesi 100 YTL.
* Kira sözleşmesi ve benzeri belgelerin hazırlanması 175 YTL, tüzük, yönetmelik, miras sözleşmesi, vasiyetname, vakıf senedi ve benzeri belgelerin hazırlanması ve ticari işlerle ilgili sözleşmeler 600 YTL.
* Bir durumun belgelendirilmesi, para tahsili veya bir belgenin örneğinin çıkarılması gibi işlerin takibi 140 YTL.
* Uluslararası yargıda takip edilen işte 2 bin-3 bin 500 YTL.
Desenize, arakadaşlarıma çekinemden merhaba diyebileceğim ama telefon açıp akıl danışamayacağım. Hele hele e-posta ile hiçbirşey soramayacağım. Tek yapabileceğim onlarla havadan sudan muhabbet etmek artık.
Nerede bende akıla ödeyecek yüz-ikiyüz lira para…
Ertuğrul Akçaoğlu